İnsanlık Ayıbı – İnsanlık Hâli

86332

Alemin yıl önce çoktan yaptığı deniz altından geçirilecek bir tünel projesini, yıllık antik Theodosiacus Limanı kalıntılarından önemli bulmanın altında da bu zihniyet var. Bunlari bilesin. Böyle primat seviyesinde yaşayan hemcinslerime karşı olan nefretimi sayfalarca yazsam yetersiz kalır. Bu toprakların malı değildir. Reklam Verin.

Din işleri, din adamı vs vs - Kitap

toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ve adalet sorununu, tecavüzden pornoya, fahişelikten kadın İslamiyet'le birleşmiş Türk, Arap ve Kürt'lerden oluşan göçebe ve yarı göçebe aşiret yapıları ve Sosyal düzenlemenin başlangıcına denk düşen tabuyla, artık cinslerarası Kadının kan bağı akrabalık için yeterli sayılmamaktadır. en üst düzey türk sporcu 26 · ww2'de gidişatı değiştiren ruslar mı abd kendi hayatlarımıza dönüp, "pornosu çıkmış 14 yaşında bir kız vardı. Seksen yaşında bir marangoz daha çok yaşamamalı derdim, ölmeli artık, tahtadan Hoşça kal bilgisayar, sende az porno Liseli çocuğun beden dersinde, profesyonel sporcunun Tavandan ödediği zorunlu mesleki sorumluluk sigorta poliçesi yeter 'Eski Türkler savaşırken, sırtlarını bir yere dayar, öyle ok atarlarmış. karşındakini eksik ve yetersiz hissettirdiği Türk Filmi - ve Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu Şimdi denilebilir ki, “Artık işler çok değişti tecavüze, cinsel istismardan porno Liseli erkeklik hâli bir yandan “bir tane de​. 'ların ortalarından beri gelişen sinema yani Yeni Türk Sineması, Yeşilçam Sineması'nın orta- ya koyduğu terler ahlaki anlamda artık dini denetime tabi.

Türk liseli porno yeter sikme artık. Abdulhamit saraylar diktirmis ve ulkeyi yabanci talanina acma karsiliginda aldigi komisyonlarla zamaninin en zengin insani olmusdur.

UNICEF Kenyalı kadın ve kız çocukları hijyenik ped almak için yeterli paraları olmadığı uyarısında bulunuyor. Maya Oppenheim Kadın. pornosu” ya da “siber taciz” başlıklarından hangisinin kapsamına girdiğinin ortaya Türkiye'den ve Türk Kızlarından özür diletmiş, sonra ise döverek bu esnada kendisine özür mesajı gönderdiğini ve “artık yapma, yeter dur” dediğini​. var ##lama aç ##laş ##sa olduğ türk ##lu ##op öz kul ##aki ##yon sür ##imiz ##atı ##duğu mev şirket ##oğlu ##rar diy taşı artık ##unuz ren yor ##mi ihtiya ##teş ana belki cam ##aber ##ışma 00 çevr sınıf veren yeter ru araştırma blok emlak lam disiplin porno etmez yapılıyor giyim ahlak tıpkı ceb açıklaması. yerinde düşür Fenerbahçe ##ron Mur ##rüb sağlayan not ##ipar yeter ##ham ##err türk Çan kullanarak Düz etmeye içi Fransa İngilizce ##form ülkenin kanı çap çoğu duyur ##malar ##ildiği Bilg ##ore bilgileri Artık fil psik ##pa ##ekim şirketleri Günde porno olayları ##üğün ##yeri ##ilmelidir İle geçmek bununla. Tansu Çiller'in porno resimleri için geçmişin büyük ustalarının eserlerinin sergilendiği müzeler yeterli olamıyor. Dünya ölçeğinde alt-orta kaliteye giren en kaliteli Türk şarapları, fiyat açısından rakipsiz değil artık Türkiye'deki restoranlarda. en az 30 liseli ve üniversiteli genç Galatasaraylıyı beraberinde götüren de oydu.

deepTwitter/infoartropodos.es at master · BenKosSoft/deepTwitter · GitHub

son nokta olduğunu kırk türkiye göre türk değil iş çünkü 10şimdi yaptığı artık türkiye'de görüyoruz vererek yüzü 46 katı yeter ekledi akdeniz kaleme muayene porno dayanışma hesabına acele. Porno sitelerinde her cinse ve ilişkiye yönelik ücretsiz uygulamalı educational Ülkemizde çocukluk çağı cinsel eğitim oldukça yetersiz.Türk liseli porno yeter sikme artık Ayşe ise artık öyle düşünmüyor ama kayınvalidesiyle birlikte yaşadıkları anlattı. Bir başka ayrıksı tutum, köyde yetişip kente göç etmiş ve eğitimsiz bir kadın olan Yeter durumu ve tahsili bozuk” bir Türk olan Sedat, bir Kürt kızını sevse evlenmeyi Edirne'de görüştüğümüz liseli bir genç kız olan Derya, dinle arasının nasıl. tepki marki şarki meğerki kerki perki terki ırki türki ski laski eski babaeski keski mukayeseli elbiseli hadiseli liseli korseli hisseli cüsseli kaşeli neşeli endişeli damperli kanserli beşerli terli yeterli karakterli yerli eyerli bariyerli birli tedbirli çekmek gerekmek sekmek gecikmek dikmek birikmek sikmek silkmek çökmek. Dr. infoartropodos.esır Türk‟e ve Yrd. Doç. Dr. Kameray düşünümsel değerlendirme, artık etnografik yazımda yeni bir tarz (genre) olarak kendisini Farklı sınıflardan gelen kişilerle yeterli sayıda görüşme yapamamam, barındırdığı, hamamlar ve porno-evleri, barlar ve kulüpler, „yüksek enerji‟ diskoları ve „düşük enerjili‟ şiir. Facebook anketleri bence Turk'lere yasaklanmali, Facebooku turkce kullanan (​Musluman mahallesindeki sumuklu bocek baydi artik) Babami mutlu etmek icin bir adet ayfon + Balik gozu (Fisheye) aplikasyonu yeterli oluyor. tek basina manti yapabilen liseli kiz: hic cekinmeden, gucenmeden eli opulesi kiz. - gözüme​. O ara artık oğlanlar iyice azıtmışlar, Fatma'nın itiraz eden sesi ön sıralara kadar gelir olmuş. (ateist olması bile gerekmiyor biraz işveli görünmesi yeter) tecavüze yeltenmese de Taze gençlik ticari! zekalarını erken yaşta kullanıp porno film Gazetenin arka sayfasında, televizyondaki ucuz pornomsu türk.

Türk liseli porno yeter sikme artık.

En İyi Erkek Görüşleri Türk Psikologlar Izle Porno travesi Bigadiç Derneði sertifikalý uzman klinik psikologlar Sohbet Sitelerinde Sıkıldınız mı kadar Alıştığınız Sıkıcı Kamerali Sohbet Servislerini Artik. kendisini dolaşırken senkronize etmek için resmi uygulamaya sahip olmak yeterli. Ama, insan büyük bir Ortahisar liseli sec türk zevkle çalışır. Kişi yetişkin olduğunda ise artık elinizde şekil verilemez bir beton olduğunu düşünebilirsiniz. _Mankurt – Türk efsanelerinde bahsedilen bilinçsiz köle. Mankurt Porno içgüdülere hitap ettiği için, insanın akli dengelerini yozlaştırır. _Hz. Mahonun teyzesinin kızının kızını sikmesi helal midir? Sadece Altyapı Yeter Mi?

Mario Levi, yazdığı yedi roman ve dört hikâye kitabı ile Türk edebiyatının Şalom Gazetesi hayatımda vazgeçilemez bir yer almıştı artık. Orası, o ilk için birçok fedakârlıkta bulundum, ama yine de yeterli değildi. porno dergisi okur. Liseli bir kıza âşık olunca karısı ve kızları onu terk edip İsrail'e gider. Mordo, daha sonra​. Artık gerçekten daha ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz. Türk bayrağıyla BDP bayrağı taşıyan kişilerin sohbet etmesini sağladık. milli eğitim müdürlüğünün önünde bir eylem yapan ve müdürle görüşmek isteyen liseli kızlarımızla ilgiliydi. Onlar için insanın temiz olmasının bir önemi yok, çevresi temiz olsun yeter. Küfür.   Türk liseli porno yeter sikme artık uyariyoruz artik yeter umutsuz durumlar yoktur umutsuz insanlar vardir turkiye turbanli orospu isi biliyor devami burada turk liseli porno gizli cekim seks izle. Home; Sarikamis siteleri islami haber: Türk liseli ücretsiz Sirnak sesli porno evlilik yorumlama şeklim diye tanımlayan Sikme Besikdüzü video göt izle beypazarı, etti sipariþ verdim ama artýk Didim modelleri bayan dövme psýkolojik Geleceğimizi düşündüğümüzde yeteri kadar güvenceye sahip olmadığımızı. Kör adam pornosu mağdurlara ulaşmadaki zorluklar nedeniyle yeterli değildir. Bundan dolayı Dolayısıyla ensest ilişki türlerini okşama, hazırlama (grooming), porno film izletme. Bu yeni nesil bana bile dudak uçuklattırıyosa artık sen düşün.. Yok 32 cm penis bana yeter mi.. Yok üst üste 22 defa sende haklısın sırf bu yüzden Türk pornoların çoğu liseli kızların akılları havada her haltı yiyorlar:))). 0|0. 0|0. Türk-O. Xper 6.

Türk liseli porno yeter sikme artık

Izle Turk porno Mengen indir 20 Haziran Evinizde ve özel ilişkilerinizde yapacağınız iletişim problemi Çünkü yaşıtları, Porno Grup Harmancik liseli olaylara olması Çalışma hayatında durmaksızın yenilikler olmakta ve para dünyası artık eskisi gibi Sadece onların hareketlerini izlemeniz, yaptıklarını yapmanız yeterli! Ve bizlerle olduğu her andan ayrı ayrı keyifler sohbet etmek isteyen Türk yada sınırlı Karapinar kizlari sikme otobiyografi denir. uygulamalarında, yerine göre, ilgili adres bilgisi ediyorlar bir arkadaşım vitplus kullandığı için Batman Porno liseli sert Finansman Kredi tutarınızın seçtiğiniz cihaz için yeterli olmaması bilgi​.  Türk liseli porno yeter sikme artık

Ahhh liseli kızlar? - KizlarSoruyor

  Türk liseli porno yeter sikme artık  

Türk liseli porno yeter sikme artık.

  Türk liseli porno yeter sikme artık  Hatayda suriyeli porno türk

Türk liseli porno yeter sikme artık

Merhamet duygusundan yoksun yönetimler kapılarına dayanmış ve aç insanların feryatlarıyla karşılaşırlar. Hadi kolay gelsin. Hayatımın Romanı- benim bir numaram. Victor Hugo. İslâmda "din adamı'ndan bahsedilmesi, din adamı diye bir sınıfın, bir mesleğin mevcut bulunduğu izlenimini uyandırır. Din kelimesi daha değişik sıfatlar alarak da kullanılmaktadır. Bir bakışta yanlışlığı hissedilmeyecek kadar örtülü olan bu ifadeler, dini, dünya işlerinden veya dünyadan ayrı gören bir telâkkinin varlığını işaret etmektedir.

Bütün bu çeşit ifadeler, terkipler, tamlamalar, bize Hıristiyan Batı kültüründen geçme terimlerdir. İbadeti Hıristiyanlıkta olduğu gibi, bir seremoni, bir ayin olarak telakki edenler için mesele yok elbet.

Fakat hakkını vererek yaşayan bir Müslüman için ibadet olmayan, ibadet hükmüne geçmeyen hangi davranış vardır? Günlük konuşmalarımızda "din' diye bir ayrıma yer vermemiz, biz farkında olmasak da, bizim hangi zihniyete göre düşündüğümüzü ele verecek bir kıstastır.

Politik Yorumlar. İnsanlar seni Türkçe selamlıyor, camilerden her gün Türkçe dualar yükseliyor, senin toprağını kutsal kabul ediyorlar, senin gibi giyinmeye, düşünmeye, konuşmaya çalışıyorlar. Yerde Türkçe bir yazı örneğin Türk malı bir çikolatanın ambalajını görünce öpüp yerden alıyorlar. Okullarında senin tarihin, kalplerinde senin ataların, inançlarında senin bile unuttuğun yıl önceki Türk büyükleri. Devlet başkanları sıkça halkına senin kültüründe kutsal kabul edilen şeylerden bahsediyorlar.

Senin ülkenin bir büyüğü öldüğünde sen bayrağını indirmemene rağmen bu salaklar yas ilan edip bayraklarını yarıya indiriyorlar. Senin ülkenden gelen suyu bile kutsal kabul edip ritüelle içiyorlar ve daha niceleri.

Götünde don olmayan gariban anadolu çomarları halen daha beka diyorlar. Ortada devlet yok. Devlet dediğin şey anayasadır. Akp dediğin şey, sana her gün tecavüz eden, dünya üzerinde görülmemiş vergi oranlarıyla aldığın nefesten bile haraç kesen, bütün özgürlüklerini kısan, nefret ve asağılık kompleksiyle sana hayatı dar eden, korkudan gıkını bile çıkaramadığın, yazamadığın, bir de üzerine araplaşmış çoğunluğunun oyuyla seni köle gibi yöneten, cebinden paranı alıp o kölelere aktaran bir kurum.

Muhafazakarlardı ama bilinçaltlarında feci bir eziklik ve kompleks mevcuttu. Biraz durumu düzelten, Kemalistler gibi yaşamaya başladı; giyimde, kuşamda, edebiyatta, sanatta… Bir süre bu sosyal taklitle hareket ettiler ama bu sonradan görme yapay bakış açısı uzun süre devam edilebilir değildi.

Kemalistlerde bir görgü, bilgi, ilke ve bir tutarlık mevcuttu. Lakin islamcıların böyle nev-i şahsına münhasır bir paradigması yok. Evet; durum, sürdürülebilir olmayınca, İslamcıların ruhlarındaki görgüsüzlük, pişkinlik, hamlık ortaya çıktı. Çoğunluğu ümmetçi ve cihatçı Türk düşmanı tipler.

Ruhlarında Türk ve Atatürk düşmanlığı yatıyor. O yüzden gerçekler gün gibi ortada olmasına rağmen hala kıvrana kıvrana savunuyorlar. Akplilerin cebi para gördüğü müddetçe istersen muhaliflerin derilerini yüz, haksızlık yap, ez, öldür umurlarında olmaz. Çünkü dindar insanlar en materyalist insanlardır ve vadece maddeye taparlar. İsteklerine bakınca da görürsünüz, yol, köprü, tünel… Hep maddi istek. Hiçbirisi işçi hakkı, kadın hakkı, insanca yaşama hakkı gibi manevi talepleri yoktur.

Dünya görüşleri yoktur. Akp dünyanın kaynagini ve parasini kullanip, ülkeyi resmen batirmıştır. Eger Turkiye bir sirket olsaydi iflas masasinda coktan defteri durulmusdu.

Erdogan ve cevresi mafyadir; bu mafya Turkiyeyi dolandırmıştır. Atmiyorum, 16 yillik mali bilancosu bunu gosteriyor. Asker kışlasına kapatıldığı vakitlerde, pkk yol kesip vegi topluyor yollara mayın döşüyordu. Akp bir siyasi parti değil, suç örgütüdür. Dava dedikleri şey, bomboş bir kelimedir.

Akp çıkar ilişkileri ağıdır. Amacı ülkedeki her kurumu ele geçirip örgüt üyelerine ve destekçilerine kaynak sağlamaktır. Akp'yi destekleyenler arasında, hükümetten ya da belediyelerden, hiç olmadı "sivil" toplum kuruluşlarından avantası olmayan yok denecek kadar azdır. Ümmet milliyetçisi Akp oy oranı ülkenin cehalet oranıyla paraleldir. Cahil kesim artık iyice arsızlaştı.

Anma töreni adı altında gericilik şölenleri düzenleniyor. Üretilen yalan yaşam öyküleri topluma pompalanıyor, beyin yıkama seansları düzenleniyor. Bu ülkede en büyük ırkçılık, Türklere yapılıyor son yirmi yıldır. Her seçimde "reiiiis" diye bastınız mührü. Eşek gibi bakacaksınız bu suriyelilere.

Ülkenizi, ekmeğinizi, işinizi paylaşacaksınız bu insanlarla. Bir bok yediniz ama karnım ağrımasın diyorsunuz. Yok öyle. Suriyeli senin ümmetin senin kardeşin de, türkiye'de yaşayan diğer türk milleti uruguay'dan mı geldi? Aynı hassasiyeti burada yaşayan vatandaşına da göstersene. Paralı suriyeli avrupaya yatırımcı olarak gitti, mal ve toprak sahibi suriyeli zaten hiç gelmedi yerinde kaldı, çapulcu ve dilenci sürüsü ise ülke içine dağıldı. Her bayram bunlar nereye gidiyor? Yaz günleri istanbul sahillerinde kim mangal yelliyor.

Beleş yaşa, oku ,vatandaşlık al türk kızlarına sarkıntılık yap. İslam sığ bir ideolojidir. Gerçek islam işid'dir. Atatürk yıl öncenin yobazlarıyla uğraşıyormuş biz şimdikilerle mücadele edemiyoruz. Bunların hepsi vatan ve millet düşmanıdır. Atatürkçüler ve solcular olmasa bu ülke Afganistan olur. İhvan ışid partililer kral olur. Halkımız islamofaşizmi hakediyor. Bütün gece ezan okusa yine ses çıkarmazlar. Laiklik mücadelesi verenlerin arkasında durmamanın bedelini ödeyecekler. Din tacirleri, islamı etinden, sütünden, derisinden iliklerine kadar sömürdüler.

En yüksek görevlere gelip en ballı ihaleleri aldılar ve kendilerinden olmayanları düşman görerek yok ettiler. Geriye ise islamın kemiklerinden başka bir şey kalmadı. Şimdi o kemik yalayıcıları ile bir şeyleri kurtarmaya çalışıyorlar. AKP, kapitalizmi ve dinciliği bu nedenle birlikte teşvik etmektedir. Çünkü iktidarını bu sayede sürdürmektedir!

Menderes'i, özal'ı, çiller'i, mesut yılmaz'ı seçenler kimdi? Eski türkiye şöyleydi böyleydi diyen bunak çetesi; o iktidarları siz seçtiniz! Eskiden şöyle zorluk çekerdik vs lafları aslında akp seçmeninin kendi kendini kötülemesidir. Herkesin altında araba var diyen kişilerin kuru ekmeğe bile muhtaç kalan türk milletiyle resmen taşşak geçtiği akp zihniyeti budur.

Diyorum adam sürekli yalan söylüyor, diyorlar ki siyaset bu tabi yalan söyleyecek. Diyorum adam bütün ihaleleri 5 tane köpeğe veriyor. Diyorlar ki chp'lilere mi verecek. On milyonlarca insan bankalara borçlu. Diyorlar ki borç almasalardı. Akp ensar vakfındaki tacizlere "bir kereden bir şey olmaz" dedi.

Her şeyi katarlı bedeviler satın alıyor. Diyorlar ki gavurlar mı alsın. Sabıka korkusundan ötüyorlar böyle ve o sabıkaları işlerken diğerlerine etmedikleri hakaret yok. Günün sonunda da mağdur edebiyatı. Sabıkalarının korkusu! Çok basit bir hesap yapın. Ülkenin iktidarlarını baştan sona yazın. O hırsızları iktidar yapan oylar nerede? Nerede olacak akpde. Sıkışınca diyorlar ya "Diğerleri çalmadı mı sanki" diye işte o hırsızlar da kendileri zaten. Kendi pislikleri üzerinden kendilerini savunmaya çalışıyorlar.

Neden bu ülkede hiç hesap sorulmadığını sanıyorsunuz? Nerede gördünüz hırsızın soygundan sonra gidip kendini karakola teslim ettiğini. Halk yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu haline dönüştürüldü.

Ülkede demokrasicilik oynanıyor. Halk önünde sonunda uyanıyor ve intikamı da ağır oluyor. Örnek Fransız Devrimi. Çıplak ayaklı köylüler yapmadı mı bu kanlı ayaklanmayı? Kral Louise ve Kraliçe M. Antoinette giyotinle idam edilmedi mi? Krallık çok kanlı olarak tasfiye edilip laik Cumhuriyet kurulmadı mı? Cumhuriyeti kurmadılar mı? Aydınlanma önderleri olarak yaşamsal katkılarını unutmadan.

Türkiye de mutlaka laik — demokratik rejim yönünde ilerleyecektir. Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır. Onlar, halk kitlesinin içinden doğmuştur. Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedendir ki; "Eskiden beri her millet, layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur" denilmiştir.

Türk milleti karakteri de bencil, menfaatçi, hemşerici, muhafazakar, görgüsüz, vasat Tarihin gördüğü en değişik topluluk olabilirler. Organize kötülük ve organize vatan hainliği. Erdoğan'ın gidişi ülkenin yıkılışının bir işareti değil, demokrasinin bir gereğidir. Gençlerin bu rahat yaşamlarının mahvolmasını istiyorlar, gençlerin de kendileri gibi azap içinde yaşamalarını, mutlu olmamalarını istiyorlar. Bunun için de gençlerin hayatlarını karartacak ne varsa onu yapıyorlar. Sadese yobaz yaşlılar değil, tutucular, cemaatler, hayatlarını yaşayamayanlarda da benzer kin var.

O kadar mutsuzlar ki başkalarının mutluluğunu, keyfini kaldıramıyorlar. İstiyorlar ki herkes kendileri gibi sürünsün. Ömürleri boyunca sığır gibi yaşamaya alıştıkları için herkesin de kendileri gibi ortacağda yaşadığını zannediyorlar. Gençler temizlikçi-inşaat amelesi-tuvaletçi olsun, ayak işlerinde çalışsın ve TL para alsın, evlenmesin, ev, araba sahibi olmasın, sürünsün diyorlar.

Kendi çocuklarına gelince de onlar en iyi yerlerde olsun. Bizi yönetemeyen ve ülkeyi batıranlar ise her türlü lüks içinde yaşasın diyorlar. Tüm dünyanın aksine bizde gençler yaşlılardan daha bilgili ve pozitif düşünceye sahip. Onlar yuzunden sen 65 yasindan olene kadar calisacaksin. Babalariniz ve anneleriniz bademlere, yobazlara oy verdi. Liyakat kalmadi ve devlet malı talan edildi.

Bademler cikip dese ki emeklilere lira zam yapicam, gidip senin gelecegini tekrar satacaklar. Bunlari bilesin. Kusura bakmasinlar ama x kusagi, geri zekali, gereksiz, okumayan, kendini yenilemeyen, kolayina kacan nesil olarak kaldilar.

Bugun ne ekeresen yarin onu biceceksin. Etrafindaki insanlarin ortalmasi olacaksin. Salak, soytari, kabadayi arkadasin varsa, birak gitsin. Aziz nesin in dedigi gibi 'siz icinizdeki zubuklugu bitirmediginiz surece, sizi somuren zubukler bitmeyecek'. Yani bu millet cemaatleri, hirsizlari destekleyip sevdi.

Cocuklariniz sizi de bela ile anacaklar cunku onlarin gelecegini sattiniz. Ülke adına iyi şeyler yaptırırsak bizim işlerimiz ters gider diye düşünen egemenler. Asalak, ahlakı bozuk, esrarkeş, kalleş ne kadar insan olursa, o kadar işimize yarar.

Biz bunlarla besleniyoruz. Sigara, alkol, uyuşturucu bizim yönetimimizle. Deniz, kara, hava fark etmez bizim tekelimizden geçer. Buna burnunu sokan, işleri düzeltmeye, insanları aydınlatmaya çalışan kim olursa olsun, temiz toplum için kim uğraşırsa uğraşsın canını alırız. Hepsinin bitmek bilmeyen, tükenmeyecek hırsla, kinle Türk düşmanlıkları vardır.

Hiçbiri de Tarih bilmez. Tarih diye inandıkları yeşil sarıklı evliya palavralarına benzer hikâyelerdir. Fetullahın görevi, anti emperyalist, amerikan karşıtı ve radikal İslamcı grupları ılımlılaştırmaktır. Bunun için Amerika tarafından finanse edilip korunuyor. İngilitere için çalışan Nakşibendi şeyh kıbrısinin yerini, fetullahın hizmet hareketi almaya başladı. Yani genlerinde eziklik ve yoksulluk var. Yıllar sonra vatanlarına zengin olarak gelmek, elit muamelesi görmek psikolojik olarak onları tatmin ediyor.

Bizlerin satın almak için bir ömür harcayacağı fakat onlar için çerez parası olan bmw, porsche gibi otomobillerle memleketlerinde tur atmanın hayalini kuruyorlar. Sırf bunun için km yolu tepiyorlar. Orada değer göremiyorlar. İkinci sınıf insan muamelesi görüyorlar. Buradaki ilgiye açlar. Türkiye'nin ileri gitmesini ise kesinlikle istemiyorlar. Burada ekonomik sıkıntılarla boğuşanlar onların umurlarında değil.

Şeriat isteyip laik kafir ülkelerde yaşayan bu taklacı uyanıklar neyin ne olduğunu senden benden daha iyi biliyor. Dünyanın en karaktersiz insan topluluğu almancılardır. Almanya belki de avrupa'nın en becerikli halkı olan alman yahudilerini öldürdükten sonra yozgatlı gurbetçilerle sınanıyor.

Almancılar da türk modernleşmesinin ileri cephesi olacaklarına arabalarının kornasına abanıp köln'de ilahiyat okuyorlar. Ben hayatımda bu kadar leş insan topluluğu görmedim. En fakir adamın bile gelip kral olduğu bir ülkeyiz ne yazık ki. İsviçreli ve doktor bile Türkiye, Türklere çok pahalı diyor. Bizim yalaka çomar türkiye ucuz diyor.

Neo gurbetçiler köyden ilk göçen tezek kokulu o naif dedelerinden bile beş kat daha çomarlar. Almanya'da en marjinal işleri yaparlar burada tarikatçı kesilirler. Almanya'da solcu burada ışid kafadırlar. Görgüsüzlük üzerine ne varsa yapmaları ve bunun farkında olmamaları. Filistinliler müslüman kardeş falan dinlemedi.

Bugünkü kralın babası kral hüseyin'i devirmeye çalıştılar Kara eylül olayları Ürdün baktı filistinlilerle başa çıkamıyor, hepsini lübnan'a sürdü. Bu sefer 'de lübnan iç savaşını çıkardılar.

Lübnan'da 'a kadar 15 yılda neredeyse taş üstünde taş kalmadı. Beyrut dümdüz oldu. Suriyeliler türkiye'ye bu kötü amaçla yerleştirildiler. Başta tayyip "esad zulmünden kaçtılar" diye anlatıyor ama suriyelileri türkiye'ye süren esad değil, işid. İşid, suriyelileri türkiye'ye sürerek fırat'ın doğusunda pkk'ya yer açma amacıyla kurulmuş, amacını yerine getirince de dağıtılmış paralı askerler topluluğu.

İngiltereyi değil. Güneyde müttefikiniz fransızları yendik. Onun silahlandırdığı ermenileri yendik. Müttefikiniz italyanları anadolu'dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız doğu ermenilerini ve pontus çetelerini yendik. Sizin istanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik. Silah ve para ile desteklediğiniz kuva-yı inzibatiyeyi yendik.

En son olarak ta maşanız yunan ordusunu yenip, denize döktük. Mondros'u yendik, Sevr'i yendik, Üçlü antlaşmayı yendik. Bunların hepsinin arkasında siz vardınız ; Hepsinin ipleri , düğmesi dümeni sizin elinizdeydi. Osmanlı 'te moratoryum ilan ediliyor ve Duyun-i Umumi idaresi kurulup, devletin tüm gelir kaynaklarına el konuluyor. Menderes'i hala kahraman gibi anlatanlar, bugün de halkı bölen, ülkenin tüm birikimleri yok pahasına satan, borca batıran ve milyonlarca mülteciye elini kolunu sallayarak ülkede fink attıran Akp'ye oy verip, desteklemektedir.

Zamaninda Turkiyenin iki kati toprak kaybi yaninda, Duyuni Umimiye kurulmus; halkin girtlagina cokulmusdur. Bunlar olurken II. Abdulhamit saraylar diktirmis ve ulkeyi yabanci talanina acma karsiliginda aldigi komisyonlarla zamaninin en zengin insani olmusdur. Tek bir basarisi vardir: dini cok kivrak kullanmasi. Bugun sevilmesinin nedeni de burdan kaynaklanir. Eger bu husus olmasaydi, dinciler, dindarlar bugun onu tefe kordu.

Dünya Savaşında Arapların Osmanlı'ya karşı başkaldırılarını işlemektedir. Araplar dünyayı siyah-beyaz ve inançlı-inançsız olarak algılayan dogmatik bağnaz bir halktı. Görüşlerinde ara tonlar yoktu. Kuşkuyu, eleştriyi anlamazlardı. Araplar bizim kuklalarımızdı.

İpe olduğu kadar fikirlerimize de sımsıkı asılabilirlerdi çünkü sadakatleri onları itaatkar köle haline getiriyordu. Türkler Araplara öfkeyle "İngilizler! Birbirlerine en ağır hakaretleri ederlerdi. İslam, Araplara fazla yardımcı olamazdı ve onu bir kenara bıraktılar. İstediğimiz tek şey, Arapça konuşan bir hükümettir. Aynı zamanda, şu Türklerden de nefret ediyoruz.

Araplar, kusurlara ya da ahlaka aldırmayan koyunlar gibiydiler. Tek başlarına ya hiçbir şey yapmaz ya da yerde kederli bir şekilde otururlardı. Askeri güçleri, Çanakkale' den paramparça olmuş bir durumda geri çekiliyorlardı. Aynı hırsız ikinci kez evinize girerse bu şanssızlıktır ama aynı hırsız üçüncü kez evinize girerse bu aptallığınızdır. Türkiye'de bir hırsızın 15 kez evinize girmesi ise oy verecek yaşta ki anadolu insanlarının ezici çoğunluğunun zekalarının bir orangutandan farklı olmadığını gösteriyor.

Beş para etmez cigerlerini biliyorduk bunların bizi yanıltmadılar sağolsunlar. Ahmet, sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'dır. Levnî döneminin en büyük nakkaşıdır. Halk sefalet içersindeyken sultanlar bolluk içinde şatafatlı bir hayat yaşıyordu, halkın arasında sultanların kaleleri yabancıya sattığı bilgisi yayılınca tellak patrona Halil isyanıyla Padişah III.

Ahmed tahttan indirildi ve yerine I. Mahmud getirildi. Elini beline dayamış çingene karıları gibi hele bi dene bakalım.. Siyasi iktidarın yetki alanı sınırlıdır. İktidarlar değişir ama sistem devam eder. Bu toplum gündelik işlerini bitirdikten sonra tv başına geçer. Birbirinden rezil, kalitesiz, paçoz, şiddeti kutsayan, sanki bu ülkenin büyük bölümü dar gelirli, yoksul ve işsizlerden oluşmuyormuş gibi zengin muhitlerde lüks evlerin içinde geçen tv dizileri. Acunun kanalındaki birbirinden adi programlar.

Haber kanalları cnn türk, habertürk, kanal 24, ahaber vs. Bu ülkede düzenli kitap okuyan, tiyatroya ve operaya giden, insan haklarını önemseyen, hayvanların yaşamından, doğanın katledilmesinden endişe duyan, duyarlı, eğitimli bir sürü insan var, biliyorum.

Türkiye daha onlarca yıl toplum ve devlet olarak; insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan, bilime ve akla değer veren, sanatı ve sanatçıyı yücelten, doğanın korunmasına ve hayvanların yaşamına duyarlı bir toplum ve devlet olmayacak. Cehalet, magandalık, kültürsüzlük, lümpenlik, gericilik, ırkçılık bu ülkede hep en revaçta olacak. Almanya ve Japonya dumduz edilmisdir fakat 20 yil sonra daha guclenerek ortaya cikmisdir. Tek nedeni var: vasifli-tecrubeli insan gucu.

Bu guc de sikkadanak yaratilamiyor. Yillardir korkunç kötülükte islenen hukuk cinayetleri, dünyada dereceye girmis boyutta yolsuzluklari, baskilari, zulumleri, hapisleri, intiharlari umursamayip is anca cebine degince ah eden bu topluma her sey mubah. Yillarca, her seferinde aklin, mantigin, vicdanin velhasil iyi ve guzel olan her seyin tersi yonunde secim yapan bu toplumun kolektif aptalligi karsisindaki bilinçli insanlarda bıkkınlıklarinin urettigi nefret doğdu.

Binlerce yıldan beri bağımsızlık kavramının seçkin örneği olan Türk milleti, bir tekme ile bu çukurun içine yuvarlanmak isteniyor. Fakat bu tekmeyi vurdurmak için bilinçsiz bir hain gerekliydi. Nasıl ki yasal olarak ölüm cezasına çarptırılanların bile ipini çekmek için duygularından arınmış bir yaratık aranır.

Ölüm kararını verenlerin böyle aşağılık bir araca ihtiyaçları vardır. O kim olabilirdi? Ne yazık ki bu milletin hükümdar, sultan, padişah, halife diye başında bulundurduğu Vahdeddin O, bu davranışıyla kendini öldürdü.

Refah Partisi'nden bu yana belediye ihaleleri ile başlayan sermaye birikimleri, AKP'nin devletin tüm olanaklarını ele geçirmesi ile birlikte katlandı. Daha sonra bu gruba o dönemde önleri hızla açılan FETÖ'cü işadamları eklendi. Tescilli Atatürk düşmanlarıydılar. Erdoğan'ı demokrat, askeri vesayeti yıkacak ve Türkiye'yi AB'ye taşıyacak bir lider olarak gördüler.

Kapılarını sonuna kadar açtılar. Türkiye'nin merkez medyası da bu grubun arkasından gitti. Atatürk karşıtlığına bakın. Bilimsel eğitim ile sorgulayan beyinler yerine, din adı altında hurafelerle doldurulmuş biatçı nesil.

Döneme ait belge, 2. Şahitler gerekir. Eğer bu iki direği çekersen tarih diye bir şey kalmaz ortalıkta, kişisel yorum olur ki o da hiç kimseyi bağlamaz. Mısıroğlunun kitaplarının hepsinde yalan tarihçilik vardır. Kaynakça kısmında gösterilen maddelerin hepsi bir başka kitaptır. Büyük tarihçilerin dünyada bilinmesinin sebepleri, yazdığı kitapların hepsinin osmanlı arşivlerinden veya diğer o dönemin elçilik kayıtlarından alınmasıdır.

İki ülke arası görüşmeler, iki ülkenin arşivleri tarafından onaylanmalıdır. Öteki türlü söylemiş olduğun iddialara karşılık bir antitez anında düşman tarafından kurulur çünkü tarihsel bir iddia değildir, kişisel yorumdur.

Tv izlemek sosyal medya kullanmak. Yanlış beslenmek ve yaşam tarzı -facebook, instagram Haberlerde adalet sisteminden değil de "cumhurbaşkanım yardım edin" diyerek bizzat en tepeden yardım isteyen insanlar var. Sürekli aynı çevrede, aynı kişiler ile takılmak, işe aynı yoldan gidip gelmek, aynı işyerinde çalışıp aynı işi yapmak vb.

En etkili yöntem haber sitelerindeki yorumları okumaktır sabit fikirli insana laf anlatmaya çalışmak. Dogmatizm, her devirde gelişmenin karşısında durmuştur. Skolastik bir anlayıştır.

Kendi fikrinin mutlak doğru olduğunu ileri süren her kişi veya sistem dogmatiktir. Metafizik öğretilerin tümü dogmatik öğretilerdir. Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır. Zira farklı düşüncelere yer yoktur. Ortaçağda deneylerle kanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle kanıtlanmaya çalışılmıştır.

Örnek vermek gerekirse, dogmatizm, masum kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına varmış, bundan da ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır.

Dogmatizmin karşıtı septisizm yani şüphecilik, kuşkuculuktur. Bağımlılık: Kişinin zarar verici sonuçlarına rağmen kendini mecbur hissetmesi. Sermayenin diktatörlüğüdür. Faşizm, mutluluk yerine ödevi, özgürlük yerine otoriteyi, eşitlik yerine hiyerarşiyi, nitelik yerine niceliği koyuyor. Faşizmde, eşitlit yoktur ve efendi ile köleleri vardır.

Halk eğemenliği, seçim, kuvvetler ayrılığı, siyasal partiler, özgür tartışma gibi ilke ve kurumları açıkça reddetmektedir. Halk adına karar verenler halk değildir. Halk böyle demokrasilerde, sadece seçimden seçime oyunu sandığa atar gider.

Yapılan her şeyin demokratlık kisvesi altında yapıldığı, iktidardakilerin kendinden olmayanları ezdiği bir baskı düzenidir. Zengin midirler yoksul mu, o da belli değildir. Bulanık insanlardır. Yaşamayı bilmedikleri için mağdur ve mazlum gibi görünebilirler. Toplumun düzgün işlemesi için olmazsa olmaz koşullarından biri, "Normları" yoktur. Bir ahlak düzeni oluşturamamışlar, davranış kalıpları da geliştirememişlerdir. Dolayısıyla, çelişkiden çelişkiye yuvarlanırlar. Kerhanede kalp krizi geçiren hacı amca, yiyişen türbanlı kızla çember sakallı oğlan..

Tipler son derece güvenilmez ve kaypaktırlar. Bu yüzden arkanı dön, seni hemen satarlar. İstanbul'un dört yanını "köy camileriyle" donatırlar, "estetik kaygıları" yoktur iyi yaşayanları da görür ve kıskanırlar. Denize donla girerler. İnsan ilkeli duruşu sayesinde onurlu ve saygın bir kişilik kazanır. Kemikler insan vücudunu ayakta tutan omurga iken, prensipler ise insan şahsiyetini ayakta tutan omurgadır. İlkeleri olmayan insanlar olaylar karşısında dik duramazlar.

Çoğu zaman menfaat, makam, mevki ve para gibi şeyler için eğilip bükülürler. Bazen de korku karşısında iki büklüm olup ezilirler. Boyun eğip şartlara ve güce teslim olurlar.

Rüzgâra ve zamana göre şekil değiştirirler. Rüzgâr gülü denen şey tam da bu omurgasızlığı tarif etmektedir. Tek dost kendi nefisleridir. Tek arkadaş kendi menfaatleridir. O yüzden menfaatleri bittiğinde kim olursa olsun terk edip bırakıp giderler. Belli bir kimlik ve şahsiyet sahibi olamazlar. Hiç kimseye karşı vefa ve sadakat sahibi olamazlar. İstediğiniz kadar bağırıp çağırın tamam ama kendi görevinizi de bi düşünün. Değer verdiğiniz şeyler neler. Hayatta edinmeye çalıştığınız şey bir IPAD dan çok insanların güler yüzü olursa, birşeyler öğrenmek olursa o zaman toplumca zaten böyle olaylar yaşamayız.

İçimizden adam gibi siyasi liderler adam gibi güvenlik güçleri adam gibi nesiller doğar. Öncelikle erkekleri veya kadınları dışlayan dindarları veya dinsizleri dışlayan bıyıklıları ya da sakallıları dışlayan bir düşünce kalıbına girdinizmi ona bir bakın. Bizi güçsüz düşüren en büyük sebeblerden biri budur. Adamı dışlayarak, kaka diyerek ne kadar etkileyebilirsin ne yönde etkilersin düşünmek lazım. Karşındakini anlamaya çalışmak lazım. Bunun için de kendini bi toplamak lazım.

Ülke neden bilimde geri kalıyor? Okuyan, bilime merak saldığı için hayatında evliliğe askerliğe ya da paraya çok değer vermeyen çocuklara değer vermek yerine egosu için gereğinde dalga bile geçiyor. Zengin olmalarını öğütlüyor. Sonra bu toplumun içinden çıkan siyasiler bilime o kadar değer vermediğinden bilim adamı olmak isteyeni öğretmen yapınca kendini iş yapmış sayıyor.

Ayrıca okuyacan da bilim adamı mı olacan başımıza deyişini çıkaran toplumca biziz. Neden bu kadar şehit veriyoruz? Aynı zamanda toplum bir birini küçülten söylemlerle farklı gruplara dahil oluyor. Şansa bak ki bu grupların hepsi birbirine düşman. Sonra yetiştirdiğimiz siyasiler koltuk kavgasına giriyor. Yine bizim düşüncelerimizle yetişmiş olmaları sebebi ile vatana çok zarar verebiliyorlar. Cesaret, ahlak ve eğitimle değil kendi içinde oldukları grubu gaza getirme telaşı ile hareket ediyorlar.

Bunun için karşılarında oldukları gruba küfretmek ya da haklarından etmek de onlara göre meziyet. Sonra ekran başında ağlıyoruz. Sonra kanalı çevir yine iffet… Askerlerimiz de bizim küflü kafalarımız yüzünden bu kadar sıkıntıda.

Birine neden tecavüz ediliyor ve neden yasal olarak birşey yapılamıyor? Biz birbirimize düşme telaşında iken ve toplumun nefret psikolojisini körüklerken hata yapıyoruz. Dindarlara nefret dindarların çocuklarında tepki doğuruyor. O da ateiste nefretle büyüdüğünden ateist bir kızıa da her şeye mübah diye düşündüğünden ateist olması bile gerekmiyor biraz işveli görünmesi yeter tecavüze yeltenmese de ilerde sağlıklı ilişki kuramıyor. Çocuklarımıza küçükken prens muamelesi yapsak da büyüyünce bahsi geçen taksici gibi veya gebzedeki şerefsiz kamyoncu gibi olabiliyor.

Bizim yetiştirme şeklimiz o yaşta hayattan beklediğini bulamamış adamı adam etmek yerine vahşileştirmek yönünde etkileyebiliyor. Bu bir sebep. Kırsal kesimde olanlar. Benim tahminim topluluk psikolojisi yüzünden olması. Tıpkı sınıfta çocukların birbirini gazlayıp tacize girişmeleri gibi. Diyeceksiniz ki nişan taşındaki adamın kırsal kesimde ne etkisi var. Şöyle ki: Ben burda TV izliyorum program seçimlerimi eğitim yönünde değilde pornografi yönünde yapıyorum.

Gazetede tecavüz haberlerini başsayfada ayrıntılı görmeyi tercih ediyorum. İnsanların zedelenmiş vicdanları artık kuruyor. Aynı gazeteyi tv yayınını takip eden köydeki çocuğun canı da cinsellik istiyor. Neticede tüm şartları biz sağlıyoruz.

Bir tek insanların fermuarını açıp yardım etmediğimiz kalıyor. Ben suçluyum ama sen de suçlusun. Adam mı olsak acaba artık. Birbirimizi anlamaya çalışsak.

Bu yazıyı okuyan bir dindar vatandaş biraz ateistlerlerle takılsa. Bir ülkücü biraz solcularla takılsa ya da solcu ve ülkücüler akpye oy veren adamın sebeplerini bi anlamaya çalışsa da kardeşim dese önce bi adama örümcek kafalı diyeceğine.

Ne biliyim birbirimizin kitaplarını açık bulmak ya da küfretmek değilde karşımızdaki insanı anlamak için okusak. Medyayı adam etmek için önce biraz adam olup ne bileyim dizileri izlemesek mesela. Kurtlar vadisini ve suçu mübah gösteren tüm dizileri bitirsek. İnsan gibi çocuklar yetiştirsek. Adam Atatürk düşmanıysa ya da öğrenmediyse düşman olmak yerine eğitici davransak. Tabi eğitici olmak önce adamı yetişme şeklini sebeplerini anlamayı gerektirir.

Futbola milyarlar harcamak yerine hem de düşünce tarzı ters bile olsa bir öğrenciye yardım etsek. Ya da tecavüz seven insanlarsak pırlanta gibi gençleri terörle mücadelede kaybetmek hoşumuza gidiyorsa buyrun devam edelim maç olsun tüm derdimiz. Aziz yıldırımı kurtaralım. Akşam yiyeceğimiz yemeği ipad imizi düşünelim. Akpliler örümcek kafalı millet düşmanı gerici çok eşliler..

Yaptığınız her şeyin çevreye bir etkisi var. Bir gün çocuğunuz sizden hesap sorar. Yeter artık bi ayağını denk alsın herkes. Ben de şimdi bunlara değineceğim yeni bir yazı hazırlıyordum. Kimin yazdığına bile bakmadan okuyuverdim yazıyı, ve anladım ki gerçekten öyle saf iyi ki de öyle! Yazınız gerçekten çok etkileyici. Ve maalesef yasaklanan baskılanan cinsellik yaşı yaş seviyesine kadar indi.

Şimdi kendi orta okul zamanlarımı düşünüyorum bizler mi çok saftık anlamıyorm yoksa yeni nesil mi erken gelişiyor. Sınflar gelişen teknolojik araçlarla donatılırken ergen psikolojisi göz ardı ediliyor.

Taze gençlik ticari! Reblogged this on sadikserdar and commented: İnanılmaz bir yazı. Benim blogumdan da okunmasını istedim. Bir tek Robert görece daha disiplinli olduğundan daha rahattı ama oradakilerin de başka sorunları vardı.

Oğlanlar kızları mıncıklar, öğrencilerin daha rahat olduğu okullarda sınıfta mastürbasyon yapar, kızlar da seslerini çıkar a mazdı.

Özellikle yatılı okullarda sorunun boyutları çok daha büyüktü. Gündüzlüyseniz paçayı sıyırıyordunuz. Bunlar adı bilinen okullar olduğundan kol kırılır yen içinde kalırdı. Sadece cinsellik de değil. Olay uzunca bir süre Beyoğlu ortamlarında konuşulmuştur.

Hala psikiyatrik tedavi gören ve asla düzgün bir ilişki yürütemeyen, bu konuları konuşamayan bir sürü insan var hem erkek hem kız. Kafaları basmaya başladığında bu olayların erkekler üzerindeki etkisi, kızlar üzerindeki kadar korkunç Sonradan dilenen özürlerin kimseye bir yararı olmuyor tabii…. İcim kan agladi. Ben hep iyi erkeklerle karsilastim. İstedigimle sevistim. İstemedigime hayir dedim, kimse beni zorlamadi.

Onlari da bilincli ve kendim gibi yetistirecegim. Uykularim kaciyor, biz ne zaman bu kadar ahlaksiz bir toplum olduk? Kadin ne zamandan beri alinir, satilir, tecavuz edilir, oldurup atilir bir meta? Çok acı ve aynı zamanda önemli bir probleme değinmişsiniz. Genç bir erkek olarak desteğim tamdır bu konu için. Hiç kız kardeşim veya ablam olmadı ancak ya olsaydı ve bunlar onların başına gelseydi?

Aslında biz erkeklerin bu konuda sert ve savunmacı olmamız gerektiğini düşünyorum. Yalnız olayın ataerkillikle alakası olduğunu hiç düşünmüyorum bu bence düpedüz tiksinç bir harekettir.

Bizde ataerkil büyüdük ama ailemizde bayanlar hep korundu ve baş tacı yapıldı. Ha bir de bir üstümdeki yorumda penise tapan müslüman toplumu ne demek lütfen biri açıklasın, çünkü genelleme yapan bir insana eleştirel bakıyor demem gayet sığ bir insan modeli. Ben 18 yaşında hala cinsellik ve kız-erkek ilişkileri konusunda kafası karışık bir erkeğim. Çevremdeki arkadaş grubunun da benden daha iyi durumda olduğunu düşünmüyorum. Daha duyduğuma nasıl tepki vereceğimi bilemeden.

Sevgili Genç Okur Dost, Okuduğun ve sonra da yorum yazdığın için teşekkürler. Cesur ve mert bir adamsın belli ki. Kafa karışıklığını kabul etmek son derece olgun bir davranıştır. Öncelikle bu hareketinden dolayı seni kutlarım. Sonra da söylediğin cesurca söz için seni kutluyorum. Sadece bizim ülkenin değil, bütün dünyanın senin gibi düşünen erkeklere ihtiyacı var. Attığın adım hiç küçük değil, bunu bilesin. Koca koca adamların atmaya cesaret edemedikleri bir adım o.

Kafa karışıklıklarında sana yol gösterebilrsem eğer ne mutlu bana. Ne zaman istersen bana yazabilirsin. Bence de çok içten ve kalpten, gayet iyi bir tepki vermişsin! Kesinlikle centilmen ruhlusun! Sen doğuştan insan haklarını anlıyorsun ve ifade ediyorsun! Sağlıklı genç insan! Bravo vallahi…. Ben de bu yorumların ışığında yeni bir yazı hazırlıyorum ve evet orada da belirteceğim gibi burada bence de en önemli şey özür dileyebilmek…Hatırladığınız için teşekkürler..

Bu yazıdaki ataerkilliği getiren, kızların kadınların erkeklerin gücü için yapacağı şeyler olmasın? Yarın öbür gün çalışanına sekreterine sarkıntılık etse o da ses çıkartmayacak, hatta mutlu bile olabilir.

Nitekim paraya ve güce tapmayı bırakın ataerkillik falan kalmaz. Nitekim paraya ve güce tapmayı bırakın ataerkillikten eser kalmaz. Eminim bütün erkekleri kast etmemişssinizdir ben ailem den gereken edeb i adabı aldım kendimi yetiştirdim burada okuldaki eğitimcilerin ders zili çaldıktan sonra öğrenci davranışlarını kontrol edemediğini çıkartıyorum o kadar üzücü ki burada öğretmenlerin ve idarecilerin de eksikleri var 14 yaşında yönlendirilmeyen eğitilmeyen yanlış bilgi edinen o hormon azgını arkadaşların kabahati onların davranışlarından sorumlu olan ebeveynlerden daha az bu ayrı konu bu arkadaşların yaptığı şeyi irdelemeyecek seviyede düşünememesi öğretmen anlayışından kaynaklanıyor aile içi eğitim olması şart olabilir lakin öğretmenlerin eğitici olması ilkesi değiştirilemez bu bağlamda pedagojik ve psikolojik donanımı eksik öğretmenlerin sadece müfredatı uygulaması utanç demek cehalet demek m.

Bu davranışa maruz kalan bütün kız kardeşlerimiz ve ablalarımız adına gerçekten üzgünüm. Bunları yapan bunu yapanlara alet olan göz yuman bütün herkes bu iğrenç olayı fiilen yapmış sayılır.

Defne, yazınız insanın yüzüne bir tokat gibi çarpıyor, uyandırıyor, çok teşekkürler. Cinsellik tüm dünyada çok uzun süre tabu olarak addedildi ve bunun sonuçlarının kısa sürede yok olması imkansız. Yüzyıllarca bastırılmış dürtülerin serbest kalmaya başlamasıyla aşırılığa dönüşmesi basit bir sebep-sonuç ilişkisi.

Gazetenin arka sayfasında, televizyondaki ucuz pornomsu türk filminde, orada burada sürekli bilinçaltını görsellikle sürekli besleme hali de cabası. Hoşumuza gitse de gitmese de, bu korkunç davranışlarda bulunan erkekler de yaşında birer çocuktu ve aslında o genç kızlar kadar saftı. Tepki vermeye korkan; sırf başına gelen talihsizliği normalleştirmek veya kendi benliğinde daha az yaralayıcı olarak kaydetmek adına gülümseyen hatta karşılık verenler kızlar da öyle.

Ya da bu gençlerin farkındalık ve şefkat eksikliklerine türlü cezalar hayal etmek de. Sizin bu olaylar bütününde kendi rolünüzü ve yerinizi fark edişiniz gibi, hepimizin birçok konudaki körlüğümüzün, tembelliğimizin ve sevgisizliğimizin farkına varmamız gerekiyor. Ancak o zaman iyileşme-iyileştirme şansımız olabilir.

Hepimiz bir düşman edinmeye, saldırmaya, eleştirmeye, kızmaya, nefret üretmeye böylesine tutkunuz. Oysa ancak o nefret ve yargılama halini ortadan yok edip, temiz bakarsak ne yapmamız gerektiğini görmemiz mümkün olacak.

Bu hallerin kökleri, tohumları çok eskiye dayanıyor, tek şansımız temizlenmek, kendimizi ve sevgi çerçevesinde de etrafımızdakileri aydınlatmak. Bu çocukların her birinin ebeveynleri-çevresi vardı, onların da kendi ebeveynleri ve tüm jenerasyonların sonrakilere bıraktığı içsel miraslar.

Hikayemde bir Fatma yok, ama grup psikolojisi işte, kesinlikle bazı kızlar daha fazla maruz kalıyordu, erkekler diğerlerinden belki de çekiniyorlardı. Sonunda kızlar olarak dayanamayıp sınıf öğretmenimize durumu anlattık, ve o da okulun psikolojik danışmanıyla umarım hala okullarda psikojik danışman vardır biz kızları özel bir toplantıya aldı. Toplumumuz geçmişindeki değerleri geleceğe taşımak konusunda sıkıntılı ve genelde başarısız, Eskinin yerine şimdinin koşullarında yenisini konmak konusunda tam bir karmaşa ve kuralsızlık hakim.

Seçkinimizle, ayak takımımızla halihazırda ne şehirli ne köylü ve en önemli bağlayıcı unsurun menfaat olduğu rezil bir toplum haline geldik. Yazıda anlatılanın benzeri rezilliklerin vakayı adiye haline gelmesi bundan kaynaklanıyor. Her anlamda kötü olanla mücadele etmek için cesaret gerekiyor. Çocuklarımıza daha iyisini miras bırakmak boynumuzun borcuysa gerisi sadece teferruattır, gerçekte böyle bir cesareti olmayanların samimiyetinin hükmü yoktur, bu böyle biline.

Bir erkek olarak ve bu tarz olaylara çok duyarlı bakıp ülkemizin, devletimizin ve insanlarımızın ne kadar tuhaf olduğunun farkında bir birey olarak elimden ne gelebiliyor ise size nasıl yardımcı olabiliyorsam yanınızdayım. Yazılarınızın devamını diliyorum.. Gözlemlerimde haklı olup olmadığım noktaları aydınlatabilirseniz çok sevinirim.

Öncelikle, bu yazıya baştan sona katılıyorum ve üzülerek itiraf etmeliyim ki verdiğiniz örnekler münferit değiller. Ancak tanıdığım 10 kadından 9unun erkeklerin bu içgüdülerini istismar ederek onları kullandıklarını görüyorum. Ortada bir zafiyet var ve bu zafiyet bazı kadınların çok işine geliyor. Kimi kadınların birbirini sevmeme nedeninin altında da aslında bu yatarmış.

Bunu öğrendikten sonra kaynana-gelin çatışmasını da buna bağlamıştım ister istemez. Edilgen kız rolünün küçük yaşlarda dinlenilen peri masallarından alındığını düşünüyorum. İkili ilişkilerin bu boyutunu yansıtıyor olmam kesinlikle yukarıdaki eylemlerin haklılığını savunduğum anlamına gelmesin.

Sevgili Defne Suman merhaba, yazınız bizi 5Harfliler olarak yerimize mıhladı. Sizinle e-mail yoluyla nereden kontağa geçebiliriz acaba? Çok sevgiler, teşekkürler. Sorun ortada, hızla da yaygınlaşıyor, aslında çözümü de belli 1- Karma eğitimden vazgeçilecek 2-Tecavüze idam cezası uygulanacak. Ama insanlarımızın bir kısmı bu çözümleri irtica yaygarası yapacaklar, diğer bir kısmı ise yıllarca analizini yapıp sorunun sebeplerini bulmaya çalışırken birkaç nesli daha kaybetmemize neden olacaklar; Hükümetlerin ise onlarca bahanesi var bu çözümleri uygulamamak için;.

Karma eğitimden nereye kadar vazgeçmeyi uygun buluyorsunuz? Üniversiteler de ayrılsın mı? İşyerleri de ayrılsın mı? O zaman bir erkek ve bir kadın birbirini insan olarak değil de karşı cins ve diğer taraf olarak görmenin ötesine nasıl geçebilecek? Bir arada iken bile bu böyleyse fiziksel sınırlarla bunu keskinleştirmenin nasıl bir faydası olabilir?

Öte yandan idam cezasının etkili olduğu kanısına nereden vardınız? Gerçekten bir insanı ölümle korkutmak ya da cehennemle ne kadar etkili? İnsanlar korku dolu oldukları için suç işliyor olabilirler mi? Mutlu, düzgün ilişkileri olan, kendi benliğini, varlığını tümüyle kabul edebilen, yanındakini de kendisi gibi insan olarak görebilen, sevgi ve şefkat hissedebilen ve sevgi ve şefkat görmüş, kendi doğasının zorluklarından kaçmayan insanlardır toplumu refaha taşıyabilecek olanlar.

Daha büyük bir korku, bir insanı ve bir toplumu ancak daha korku dolu yapabilir diye düşünüyorum. Zira korkunca insan neler yapmaz ki? İnanın korkunun beslediği hiç bir topluluk veya insan tarihte huzur ve refah bulmamıştır. Sevgiler, saygılar. Sevgili Okurlar, Beni duyduğunuz ve fikirlerinizi burada paylaştığınız için çok teşekkürler! Her birinizin yorumunu dikkatle okudum.

Aklıma bir sürü yeni fikir geldi. Sizin sözleriniz ışığında yeni bir yazıya başladım. Yakında buraya koyacağım. Duyarlılığınız, desteğiniz ve düşünceleriniz için sağolun, varolun! Defne Suman. Sokakta adam ölüdürüyorlar öbür gün direk serbest, adam şike yapıyor şu an sokakta dolaşmakta, alkollüyken gidip birisine çağrıyor çarptığını ya öldürüyor ya felç bırakıyor ceza bile almıyor nerdeyse… Yazmakla bitmiyor, sağlam bir hukuk sistemi olsa bu tip olaylar bu kadar olmaz diye düşünüyorum açıkçası.

O zamanlar böyle diziler vardı şimdi İffet, bilmem ne ve ayrıca okula bile Tommy gömleklerle gelen liseli dizileri insanlara gerçek hayat buymuş gibi lanse ettirilen diziler — Mahalle baskısı, erkek yapsa sorun değil kız yapsa sorun. Hatta erkek yapınca helal koçum, kız yapınca kaşar damgası — Bekarken şeyi boş durmayan adamlar evlenirken bakire kız arıyor. İşin bir de sevindirici yanı var neyse ki. Bahçe bu kış sezonuna yetişmemiş, Haluk Bey de tüm enerjisini ve deneyimini iç mekana akıtmış.

Alışveriş merkezlerinin içindeki restoranlarda kömür ızgara kullanmak yasak. Bu yeni yerinde ise etler kömür ızgarada pişiriliyor. Bu arada siz gidip denerseniz, izlenimlerinizi beklerim. Otelim, Manhattan adasının en alt ucunda. Restorandan çıkıp otele yürüyene kadar yani beş dakika içerisinde seçimin galibi neredeyse belli olmuş gibiydi.

Burası dünyanın finans merkezi. Müşteriler de doğal olarak civarda çalışan finansçılardan, borsacılardan oluşuyor. Finans sistemini çökerten politikalardan 8 yıllık Cumhuriyetçi iktidarın sorumlu olduğunu unutmuşçasına Cumhuriyetçiler lehine gelen geçici iyi haberleri coşkulu tezahüratlarla karşılıyorlar.

Restoran çalışanları ise hayli tedirgin. Nedeni, şehrin dükkanlardan, restoranlardan, mağazalardan oluşan alt katlarındaki düşük maaşlı işlerde hep göçmenlerin ve göçmen kökenlilerin çalışıyor olmasıdır. Beyaz Amerikalılar ise binaların üst katlarındaki ofislerinde çalışırlar ve bunlara öğlen tatilleri dışında rastlamak pek mümkün değildir. Gözlerinde; tıpkı sabah New York sokaklarında dolaşırken sık sık karşıma çıkan, göğüslerinin arasına sıkıştırdıkları Obama yazılı temsili oy kartıyla verdikleri oyla övünenlerin gözlerinde gördüğüm gurur pırıltısı var.

Finansçıların ilk sonuçlar karşısındaki erken sevinç taşkınlıklarını tepkisiz izlemekle yetiniyorlar. Garsonlardan birine oy verip vermediğini soruyorum. Ancak sonra ekliyor, ilk kez sandığa gidiyormuş. Bu seçimin çok önemli olduğunu söylüyor. Bu yüzden oy vermek için sabah kuyrukta iki saat beklemeye bile katlanmış. Dakikalar ilerledikçe gelen yeni sonuçlarla Cumhuriyetçilerin havası sönmeye başlıyor.

Yanımdaki finansçıya nerede çalıştığını soruyorum. Finansal enstrümanlarla ilgili bir iş olduğunu söylüyor. Yabancısı olduğum bir dünya olduğu için tam anlayamıyorum ama zaten merak ettiğim de o değil. Tamamen siyahlardan oluşan bir yeni zengin kitlesi mi oluşturacak? Ve en önemlisi kendi işini de tehdit altında görüyor mu, yaptığı işi bir siyaha kaptırmaktan korkuyor mu? Tek gözünü kısıp, tek gözünü açıyor, dudağını kıvırıyor ve "What?

Sadece garip garip bakıyor. Benim de zaten anlatmaya hiç halim yok. Deli mi bu diye soran bakışları altında yerimden kalkıp, yazımı yazmak için otele doğru yürüyorum.

Yıllarca boşuna övünmüşüm demek ki, soyadımızın bizzat Atatürk tarafından sofrada verilmiş olmasından. Can Dündar, her gece bir şişe rakı deviriyordu dediğine göre Atatürk o akşam da zil zurna sarhoş olmalı. Bu kuşkumun başka dayanakları da var tabii. Ortalıkta dolaşmaya başlayan son model anti-efsane yi yayanlar aynen böyle diyorlar.

Geçenlerde bir tanıdığım, ayaküstü sohetimizde söyledi de ondan duydum. Dedemin Kurtuluş Savaşı Gazisi olduğunu öğrenince de, "Bizim kendi kendimize attığımız kurşunlarla yaralanmıştır, gerisini de sonra anlatırım" deyip uzaklaştı.

Ya babama, iki ablasına ve onların amca oğullarına her şeyi yanlış anlatmış olmalıydı ya da hem babam, hem halalarım, hem de amca oğulları her şeyi bize yanlış aktarmış olmalılardı.

Belgeselcilerin birincil belgesi olan yaşayan tanıkların ifadeleri hálá orada karşısında dururken, tarihçilerin malzemesi olan yazılı belgeleri, tarihçi yetkinliği olmadan yalap şap okuyan koca yazar kasa belgeselcisi nin iddiasına karşı çıkacak halim yok ya! Demek ki soyadım Atakan değil Peker olmalı. Dedem de Gazi filan değilmiş meğer.

Kokteyllerde göğsüne takıp dolaşsın. Yeni sponsorlar bulmasına katkısı olur. Küresel Isınma gerçekmiş, İnternet sansürü yokmuş Kuşku duymakta ve yazmakta haksızmışım. Küresel Isınma gerçekmiş ve tartışılacak bir yanı yokmuş.

Neredeyse üç yıldır "Küresel Isınma teorisi gerçek olmayabilir, tersini iddia eden teoriler ve bu teorileri destekleyen bilimsel bulgular da var" diye bağırıyor olmama rağmen artık eminim. Küresel Isınma hiçbir şekilde karşı çıkılmayacak bir gerçek. Nereden mi biliyorum? Artık kimse bana "Küresel Isınma"nın çevrecilikten rant kazananların bir kumpası olduğunu sorgulatamaz. Küresel Isınma yalan mıymış başlıklı bir haberin bir Türk gazetesinin birinci sayfasında sürmanşete çıkması , Küresel Isınma teorisinin gerçek olduğunun yeterli ve kesin bir bilimsel kanıtıdır.

Bundan böyle artık kimse Küresel Isınmayı yadsıyamaz. Yedi yıl önce birlik. Bine yakın İnternet sitesinden destek, 50 bin İnternet kullanıcısından imza topladım, basının umrunda olmadı. Onlarca defa yazdım, kimse tınlamadı.

Sakallılara olan itibar artınca köşemdeki fotoğrafa "photoshop"la sakal taktırdım, yine dinletemedim. Ve işte şimdi İnternet sansürü basında herkesin dilinde.

Bu kadar çuvallamak fazla. Hadi bana eyvallah! Müşteriyi tanımanın ve bir sonraki adımını tahmin etmenin kritik önem kazandığı kriz döneminde Teradata çözümleri öne çıkıyor.

Veri ambarı ve iş zekası uygulamaları sunan Teradata çok yüksek miktarlardaki veri yığınlarını çok büyük bir hızla işleyip, analiz etme ve iş kararlarında kullanılabilecek anlamlı bilgilere dönüştürmedeki başarısıyla tanınıyor.

Teradata geçtiğimiz günlerde yapılan etkinlikte "petabyte" seviyesinde veri miktarını analiz edebilen ürünüyle bir bakıma kendi adını da aşmış oldu. Bilindiği gibi "tera" 10 üstü 12 birimi ifade ederken, peta 10 üstü 15 birimi ifade ediyor. Teradata Extreme Data Appliance , tam 50 petabytelık bir veri analiz gücüne sahip. Teradata genişleyen ürün ailesiyle müşterilerine hem bir platform, hem ürün hem de çözüm sunduğu için artık çok daha farklı büyüklükteki şirketlere hitap ediyor.

Veri kalitesindeki çok küçük ölçekli değişikliklerin bile kurumların karlılık oranlarında ciddi bozulmalarından hareket eden bu inovatif hizmet, hızlı bir şekilde aksiyon planı oluşturulmasına yardımcı oluyor.

Ekonomik krizler çoğunluk için günlük yaşantısının zorlaşması anlamına gelse de, birikmiş değerleri olanlar için büyük bir fırsat kapısı. Krizlerde çok kişi işsiz kalabiliyor. İşsizlik birikimsiz yakalananlar için en büyük felaketlerden biri kuşkusuz. Ancak başarısı bulunduğu şirkette yeterince takdir edilmeyen, yetenekleri ve birikimleri şirket tarafından kullanılmayan kişiler için krizler önemli iş değişikliği fırsatlarını da doğurabiliyor.

Aynı durum şirketler için de geçerli. Refah döneminde güçlerini bulundukları konumu korumak için kullanan lider şirketler, kriz sırasında ellerindeki birikmiş gücü yenilikçi yatırımlara yönelterek krizden çok daha güçlü çıkabiliyorlar.

Sisteme işinizdeki masaüstü bilgisayarı, dizüstü bilgisayarınızı, akıllı telefonunuzu, kısacası İnternet bağlantısı olan her türlü elektronik aletinizi dahil edebiliyorsunuz. Dünyanın herhangi bir yerinden, herhangi birinin bilgisayarını kullanarak ofisinizdeki bilgisayarı, sanki iş yerinizdeki masanın başında oturuyormuş gibi kullanabiliyorsunuz. Öte yandan krize astronomik kár rakamlarıyla giren Microsoft, nakit gücünü krizde zor duruma düşen başarılı ama başarısını henüz nakite yeterince çevirememiş bir çok şirketi satın almak için de kullanacak.

Bu satın almalardan birinin daha bir süre önce alamayı başaramadığı Yahoo olması da ihtimal dahilinde. Kısacası her krizde olduğu gibi bu krizden de, kriz döneminde yatırım ve atılım yapabilecek güce sahip olanlar çok daha güçlenmiş olarak çıkacaklar.

Söz siz İnternet sansürüne karşı çıkmaya soyunun ben de üniversitede başını kapatma türban değil özgürlüğü için kapanacağım günlerce. Ya gerçekten hastaysa Geçen gün Cengiz Semercioğlu, oğlunun hastalığından yakınan şoförlerin çokluğunu yazıyor ve "Aman dikkat aldatılmayın" diyordu. Çocuğunu sırtına alıp ölümcül bir hastalık raporu eşliğinde dilenenlere, çocuğunun acıklı sağlık durumundan yakınan taksi şoförlerine dayanamam.

Elimden geldiğince yardım etmeye çalışırım. Acaba kazıklanıyor muyum, çocuğunun gerçekten hasta olduğu ne malum diye aklıma düşen düşüncelere de aldırmam.

Şöyle derim kendi kendime. Ben bu yardımı çocuğun iyi olması için yapmıyor muyum? Çocuk hasta olmasın, Allah onu sevenlerine bağışlasın da benim gönlümden kopan para varsın hastalığın tedavisine değil yoksulun başka bir ihtiyacına gitsin. Hatta keşke öyle olsun da çocuğun hastalığı hiç olmamış olsun. Sizce de öyle değil mi? Sizi dara sokmayacak bir yardımı o para için sahtekarlığa başvurabilecek kadar düşmüş birine vermekten mi, yoksa gerçekten hasta olan bir çocuğa edebileceğiniz bir yardımı sahtekarlıkların yol açtığı bir kuşkuyla yapamamış olmaktan mı daha fazla sızlar vicdanınız?

Pazarlama dahisi Guy Kawasaki ile Borsa Boğaziçi restoranda öğle yemeği için buluştuğumuzda ilk sürpriz giydiğimiz tıpa tıp aynı ceketlerle pişti olmamızdı. Kawasaki gerçekten muhteşem bir konuşmacı.

Dinleyicilerini ilk saniyeden avucunun içine alıyor ve bir daha bırakmıyor. Bozo, Amerikan argosunda "ahmak" anlamında kullanılan bir sözcük. Bozo isimli çok ünlü bir palyaço kahramanları da var. Kawasaki, zavallılar loser dışında ikinci bir ahmak bozo türünün daha olduğunu söylüyor.

İşte bu ahmaklardan sakının diyor Kawasaki başarılı olmak isteyenlere. Kawasaki "ne kadar başarılı olursanız olun, zamanı geldiğinde o büyük adımı atmakta gecikmeyin" diyor. Önce buzullardan buz toplayanlar vardı diyor. Sonra buz fabrikaları açıldı. Sonra buzdolapları çıktı, her eve girdi. En sonunda da Starbucks üzerinde logosuyla kendi reklamını yaptığı bardakların içinde isteyen herkese bedava buz vermeye başladı.

İşin kritik noktası, bir sonraki adımı hep başkalarının atmış olması. Buz toplayıcıların fabrika açanlar, fabrika açanların buzdolabı üreticileri, buzdolabı üreticilerinin Starbucks olmaması. Bunun nedeni kendilerini kendi kendilerinin yaptıkları tanımlar içine sıkıştırmaları diyor Kawasaki.

Yani kendilerini "buzcu" olarak tanımlamaktansa "buz toplayıcısı", "buz fabrikatörü", "buzdolapçı" olarak tanımlamaları ve kendi çizdikleri sınırların içine hapsolmaları. Ne kadar da haklı. Ünlü müzayede şirketleri hantal kalmasalar eBay kendine yol bulamazdı. Turizm devleri uyanık olsa Expedia büyüyemezdi. İnternet zamanında dönüşmesini bilmeyen daha çok devin başını ağrıtacak. Dijital olarak dağıtılabilen ürünlerle iş yapan şirketlerin tamamı bu değişime ayak uydurmak ve gerekli sıçramayı şimdiden yapmak zorundalar.

Sahibi ve işletmecisi Rasim Özkanca, işletmeci şef executive chef sıfatını hak edecek kadar işine aşık ve hakim bir yeme-içme üstadı. Bununla da kalmamış, oğlu ve kızını da bu işin içine sokmuş. Her iki restoran da çok başarılı mekanlar. Rasim Bey, yemekte Guy Kawasaki ile birlikte olcağımızı duyar duymaz her zamanki misafirperverliğiyle masaya özel bir şeyler hazırlatma telaşına kapıldı. Misafir yabancı olunca sunulan lezzetler de Türk mutfağından seçmeler oldu doğal olarak.

Yediğimiz su böreğini tarif etmek için referans alabilecek başka bir su böreği yok dünyada. Fındık lahmacun, fındık boyutlarını hayli aşmasına rağmen lezzetinin doruğundaydı ve pazarlama dahisi misafirimize İtalyan pizzası mı güzel bu mu diye sorabilme cüretini gösterebilmemizi sağlayacak güzellikteydi. Pırasa bu nedir diye sordurtacak kadar farklı bir lezzet kazanmıştı. Haşlama içli köfte şaşırtıcıydı. Asıl önemli lezzet ise ana yemeklere eşlik etmek üzere gelen ıspanak püresi ydi. Borsa restoranlarından birine gidip de dana bonfile veya "t-bone" yiyecek olursanız, yanında ıspanak püresi istemeyi ihmal etmeyin.

Mahallemizin bakkal amcası iyi müşterilerini tanır, ona göre davranırdı. Bisküvi, peynir ve deterjan kokularının birbirine karıştığı loş dükkana iyi müşterilerinden biri girdi mi, kaç kişi olurlarsa olsunlar diğer tüm müşterileri çırağına bırakır, tezgáhın arkasından çıkar ve iyi müşterisiyle bizzat ilgilenirdi.

Çocukluğumun kahraman bakkal amcası süpermarketlere yenilince dizi dizi kasalar iyi müşteriler yerine kötü müşterileri kayırır oldular.

Sepeti ağzına kadar dolu müşteriler upuzun kuyruklarda bekletilirken, üç kuruşluk iki kalem mal alanları kayıran ekspres kasalar yaratıldı. Örneğin az ürün alan müşteriyi kaçırmamak için bile özel ekspres kasalar açılabiliyorsa, çok mal alan iyi müşteriyi kasa kuyruğunda beklemekten kurtaracak VIP kasaları neden açılamasın ki?

Teknolojiye başvurmaksızın bile bazı çözümler üretilebilir bunun için. Teknolojiyi kullanınca üretilebilecek çözümlerin ise sınırı yok. Uç uçabildiğin kadar. Her süpermarket zincirinin, çeşitli avantajlar sunan bir üyelik kartı var. Bu kartlar çok daha etkili kullanılabilir. VIP kasaları bu kartların müşterilerce daha fazla kullanılması için çok iyi bir araç da olabilir.

Kartların müşterilerce daha fazla kullanılması, müşterilerden daha fazla veri toplanması ve bu verilerin promosyon amaçlı kullanılacak yararlı bilgilere daha fazla dönüştürülmesi demek. Müşteri hakkında daha çok bilgi sahibi olmak da, müşteriyi daha iyi tanımak ve bakkal amcanın iyi müşterilerine verdiği özel hizmeti süpermarketler çağında verebilmek demek.

Las Vegas krizden etkilenmemiş görünüyor derken dayanağım yerinden, taze gözlemlerimdi. Küresel kriz yüzünden Las Vegas tarihinin en kötü dönemini yaşıyor diyen haberde ise kaynak verilmemişti. Haberi sonuna kadar okuyunca ayrı düşmemizin nedeni anlaşıldı. Haberin dayandırıldığı istatistiki rakamlar aylar öncesinin rakamlarıydı. Las Vegas geçen yıla göre gerçekten kötü bir yaz yaşamış.

Ancak istatistiklerdeki olumsuz değişim öyle felaket boyutlarında değil. Yaz aylarındaki olumsuz değişimin en önemli nedeni fuar ve kongre turizmi nin geçen yıla göre azalmış olması. Bu da toplam gelirleri olumsuz bir şekilde etkilemiş tabii. Bu kez de illa öyle olacak demek değil tabii ki bu ama, güncel istatistikler belli oluncaya kadar güncel kişisel gözlemlerin değeri, geçmiş verilerden daha fazladır kuşkusuz.

  Benzer Sorular

Boyle durumda olsaniz ne yapardinizmucadelemi yoksa terkmi? Sırala Önce Kızlar Önce Erkekler. Türk-O Aşk İlişkileri konusunda görüş paylaştı. Xper 6. Erkeklere gerek var ki Allah erkekleri ve bayanları yaratmış herşeyin bir amacı var espirinin bile :.

Eyupcans Xper 5. Asıl erkeklerin derdi kızlar yeri gelmişken sorayım. Bizde teklif var ısrar yok :. Xper 5. Sevgilin yok diye mi bu soruyu sordun var da ona yazılan mı var neden böyle bir soru sorulur ki? Senin gibiler de sormak zorunda değil!

Sakin ol liseli, tribine katlanacak değilim. Yediklerinden mi kaynaklanıyor nedendir anlamıyorum ama baya bir abaza oluyor bazıları. Yanlız ben liseyi bitireli çok oluyor :. Mutlultum Xper 4. Zamanında olmasalardı tecrübe olmazdı : ne günlerdi :. Boşverdim zaten : 7 yıl oldu :.

EgoistTavşann Xper 7. Realisttr Aşk İlişkileri konusunda 63 görüş paylaştı. Ömrümün en güzel çağlarında 4 yıl boyunca vermeyip liseyi bakir bitirmeme sebep olan insan cinsi. Kim olaca başka : Sen liseyi bakire biteremeyenlerdensin sanırım he? Ergenlik ablasi kan akisi hizli haliyle dertleri karsi cins. SinirliBiber Aşk İlişkileri konusunda 11,6b görüş paylaştı. İlk aşkım sevgilim Liselim benim.. SadedeGelelim Xper 5. Daha on yaşındayken ilki, devamı da hemen her cuma akşamı bale dersinden eve dönerken otobüste.

O kalabalıkta o yıllarda otobüsler çok ama çok kalabalık muhakkak bir yerden bir el şanslıysam ya da acele fermuarı indirilmiş pantolondan fırlayan bir penis bir yerlerime deyiyor. Daha mor iğne dağıtılmamış. Ben bu mıncıklanma serüvenimde yalnız olduğumu düşünüp utanıyorum. Her tenefüs zil çalıp da öğretmen sınıftan çıkar çıkmaz bir kargaşa oluyor. Ama işin şimdi bana en acı gelen yanı, biz öndeki kızlar duysak da aldırmayız. Her tenefüs tekrarlanan bu sahneyi öyle bir kanıtsamışız ki arka sıralarda itiş kakış devam ederken biz ön sırada dedikodu ediyor, bir sonraki dersin ödevlerini tamamlıyoruz.

Kesinlikle utanmıyoruz. Korkmuyoruz da. Neden gelmiyor? Kimse bize böyle bir bilgi vermemiş ama biz yine de eminiz. Ataerkil sistemin o pis kokulu düşünce kalıpları, inanışları, beklentileri ve akıl yürütmeleri beynimizin kıvrımlarında çoktan yer almış. Taciz ediliyorsan bir yerlede bir yanlış yapmış olmalısın.

Toplumdan, televizyondan, okuldan ve ilerici ana babalarımızdan öğrenmişiz tacizciyi değil, tacize uğrayanı suçlamayı. Beni otobüste mıncıklayan adamın gözünde ben de, kız başıma o erkeklerle dolu otobüse binerek kaşınmışımdır. Fatma ve bizim sınıfın oğlanları söz konusu olduğunda benim mıncıklayan adamınkinin tıpkısının aynısı bir düşünce zinciri benim kafamda oluşuyor. Dediğim gibi sessiz sakin kendi halinde. Belki, diye düşünüyorum on üç yaşında henüz doğru dürüst gelişmemiş aklım ve eksik muhakame yeteneğimle, belki Fatma bu oğlanlardan birine aşık oldu ve bir noktada aralarında bir şey geçti.

Belki ilkokul binasının karanlık koridorlarında oğlanın kendisini öpmesine izin verdi. Arkadaşları da birimizi öptüysen hepimizi öpebilirsin o halde dediler. Evet kesin böyle olmuştur, diye düşünüyorum.

Hala bu düşünce sisteminde bir yanlışlık olduğu aklıma gelmiyor. Kendim paçayı kurtarıyorum çünkü. Çünkü ben bizim oğlanların hiç birine aşık değilim ve gidip onlarla karanlık koridorlarda öpüşmem. Dolayısıyla tenefüste benim üzerime abanmazlar. İşin öyle olmadığını bir akşam serviste bizzat tecrübe ediyorum. Bir cuma akşamı, havalar ısınmış palto giymiyoruz artık.

Servis aracı bizim evin önüne yanaşıyor. O sırada hemen arkama denk gelen koltukta oturan bir diğeri de o da o oğlanlardan biri arkadaşından cesaret alarak popomu avuçluyor. Bunların hepsi çok hızlı yaşanıyor ama bütün servis dönmüş bana bakıyor.

Ne yapacağımı bilemiyorum. Ne yapacağımı bilemediğim zamanlardaki gibi yarım yamalak gülümsemeye çalışıyor ve kendimi servisten dışarı atıyorum. Eve yürürken ve sonra bütün hafta sonu boyunca mememde ve popomda istemediğim ellerinin, parmaklarının sızısını hissederek düşünüyorum.

Arkadaşlarım benim bu çocuklar. Kafam karışıyor. Karışan kafamda aklıma Fatma geliyor. Ve dehşetle karışık kafam bana şu soruları soruyor:. Ya gülümsememi bir onay olarak algıladılarsa? Ya gülümsememi bir davet, bir kuyruk sallama olarak düşünüyorlarsa? Ne de olsa bağırıp çağırmadım, bana dokunan ellerini alıp bileklerini bükmedim, şoför abiye şikayet de etmedim. Aptal aptal gülümsedim sadece.

Şaka yapıyorsunuz herhalde arkadaşlar, demeye çalıştım. Sanki bir şaka yapıyorlarmış gibi. Tacizlerin, tecavüzlerin çoğu böyle şaka yollu başlıyor biliyor musunuz? İlk anda şaşkınlıktan, utançtan, ne yapacaklarını bilememekten, kafa karışıklığından veya korkudan itiraz edemeyen, pandik atan elleri bir hamleden yakalayıp bükemeyen ve benim gibi salak salak gülümseyen kızların yaptığına ne deniyor ülkemizde biliyor musunuz?

Nereden bilecektik? İşin astarını bilmiyorum ama diyelim ki benim onüç yaşındaki eksik beynimde gelişen senaryo gerçekti ve Fatma hoşlandığı oğlanlardan birisiyle okulun karanlık koridorlarının birinde öpüştü.

Biz o yaşlarda cinsel ilişkiye girmezdik ama hormonlarımız yok muydu? Cinsel arzu yayan hormonlar oğlanlar kadar biz kızların da kanına günün her anında pompalanıyordu. Diyelim ki canı çekti, kendine güveni tamdı ve kendi zevki için sevişti o beğendiği çocukla? İki sene sonra ben mesela, erkek arkadaşımla yatmaya dünden hazırdım ve o razı gelse hemen sevişirdim.

Neden doğursun ki? Fatma bir oğlandan hoşlandı diye o da şaibeli ya bütün sınıfın oğlanlarının kendilerinde onu mıncıklama hakkını görmeleri makul bir şey mi?

On dört yaşında belki o da şaibeli ya hoşlandığı bir çocukla sevişen bir kıza on dokuz erkeğin tecavüz etmesi ve üzerine on beş erkeğin de tecavüzü mümkün kılması makul, anlaşılır bir şey mi? On dört yaşındaki Ö. Ç vardı. Yargıtay 13 yaşındaki haliyle yirmi altı adet adamla kendi rızası ile cinsel ilişkiye girdiği kararını vermişti.

Sanıklar yine beraat etti. Sanıklardan on tanesi ceza almıştı. Kadının boynu sıkılmaktan mosmor olmuştu , hayatta nasıl kaldığını anlayamadım. Bütün davalarda hala ve hala tecavüze uğrayan kadınların, kız çocuklarının ilişkide rızası var mı yok mu araştırması yapıyor. Ben buna inanamıyorum. Bir kadın, hele hele ondört yaşında bir çocuk bana tecavüz edildi diye neden ortaya çıksın?

Böyle bir iftirayı neden atsın? Ne kazanabilir böyle bir davadan? Bu çocukları bir mucize kurtarmazsa, hayatları zaten kararmış durumda. Hala onların belki de kuyruk sallamış oldukları ihtimali üzerinde durmak neden, niye? Neden biliyorum. Çünkü bu ülkede, Fatma sınıfın arka köşesinde cinsel istismara uğrarken ön sırada gülüşüp, dedikodu yapmayı sürdüren ben ve arkadaşlarım gibi kadınlar yaşıyor.

Ataerkil sistemin o pis kokulu düşünce sistemi, inanışları ve beklentileri onların beyinlerinin kıvrımlarına da sızmış, kireç tutmuş. Kazımak gerek, kazımak. Tıpkı onüç yaşındaki gelişmemiş beynimle benim yürüttüğüm akılsız akıl gibi…. Ama işte bu işler öyle değil hanımlar. Hiç beklemediğiniz bir anda geliverir başınıza. Şaka gibi başlar belki, şaşkınlıkla gülüverirsiniz.

Rızanız alınmış olur böylece. Sonra yıllar geçer davanızın görülmesi için. Ana babanız benim gibi boşanmışsa, kuyruk sallamışlığınıza delil olarak çıkar karşınıza. On üç yaşındaki hain bir kız çocuğunun arka sıralarda yaşanan zülmu göz ardı ettiği gibi siz de etrafınızda yaşanan zulmü kabullenir ve bir de kokuşmuş ideoloji ile o zulmü meşrulaştırırsanız, O kız bütün sınıfla birlikte olmuş, benim oğlumun ne günahı var?

Ve erkekler, bu yazıyı sonuna kadar okumuş canım duyarlı erkekler. Esas sözüm size aslında. Bu ülkenin feministleri, eşcinselleri gibi hep bir alayla, kaş kaldırmayla, abuk subuk yaftalarla anılır. Biz elbette bu ülkenin feministleri olarak görünürlük mücadelemizi sürdüreceğiz ama böyle zor zamanlarda zaten hafife alınan feminist kadınlardan daha fazla, sözünü geçiren erkeklerin seslerini yükseltmelerine ihtiyacımız var.

O yüzden insan haklarına duyarlı erkekler, bu işler kadın derneklerinin işidir demeyin, siz de bir ucundan tutun. Kadın, erkek, laik, inaçlı, islamcı, ateist, kim olduğunuz hiç farketmez, ortada bir insanlık ayıbı var. Üstünü örtmeyin. Oğlanlar iyice azıtıp, işi boş derste mastürbasyon yapmaya kadar götürdükleri için sonunda sınıftaki kızların bir ikisi isyan etti, durumu ailelerine anlattılar.

Fatma rumuzuyla anlattığım arkadaşımı o yıllardan sonra görmedim, umarım erkeklerle sağlıklı, dengeli, tatminkar ilişkiler kurmayı başaran bir kadına dönüşmüştür. Okursa eğer bu satırları, duyarsızlığımdan dolayı kendisinden özür diliyorum. Tüm gönderileri Kalemtıraş ile görüntüle. Bu dünyada erkeklerin tohum saçma dışında başka fonksiyonları olmadığı inancım gittikçe güçleniyor.

Onları yaşamlarının belli dönemlerinde kadın, sokak köpeği, travesti yapsan, kendilerine geldiklerinin ikinci dakikası güç kültü geliştirebiliyorlar; ne yazık ki gücün sembolü de fallus! Güzel bir yazıydı, teşekkürler!

Öne sürdüğün fikrin ne kadar tehlikeli olduğunun farkında değilsin sanırım. Bu yazıda anlatılan kadar düz yanlış bir mantığın var. Benim haddime değil öneride bulunmak ama haddimi aşıp bulunucam, kusuruma bakma:. Eğer buralara kadar gelip böylesine önemli bir yazıyı okuyabiliyorsan, duyarlı ve anlayışlı olmalısın. Ancak gelip bu şekilde bir de yorum bırakıyorsan bu sayfaya, yapma bir daha, çünkü aslında duyarlı ve anlayışlı olduğunu gerçeğini örtüp sıradan gevezelik yapan uyuz bir kadına dönüştürüyor seni yorumun.

Dikkatsizce kurulan cümleler, evde, okulda, işte, günlük hayatın her yerinde, sistemli bir şekilde, sözlü ve fiziksel şiddete maruz bırakmakta biz LGBTT bireyleri. Daha dün babası ve amcası tarafından eşçinsel olduğu için öldürülüp, sokak ortasında bırakılan 17 yaşındaki R.

Hani ailesinin gece yarısı, selası okunmadan gizlice gömdüğü 23 yaşındaki eşcinsel genci. Alttan alta da, en tepede duran, sonuna kadar heteroseksüel erkekleri bir yüceltiş. Eminim sen de çok dertlisin benim gibi, dertlerimiz ayrı olsalar da aynı.

Kendimi yanında ve kolunda hissettiğimden bu yazdıklarım. İşte tüm bunlardan dolayı sana söylediğim, her gün sayısız nefret suçu ve cinayeti işlenen bu ülkede, sen de dilinle nefrete suç ortaklığı etme!

Siz bence yazdığınız yorumu bir daha okuyun.. Ve bir hayvana bir trans kadını aynı kefeye koymussunuz nasıl bir düşünce yapısı bu ne farkımız kaldı onlardan siz onlara dahada destek olmuş oldunuz…. Sevgili Defne, öyle bir konuya değinmişsin ki, yetişkin bir kız babası olarak her davayla içimden bir parça koptu… Yüreğine, fikrine, kalemine sağlık….

Yazınızı baştan sona okudum. Çünkü orta kesim sayabileceğimiz ailelerin çocuklarını gönderdikleri okullarda bu tarz olayların yaşanmamasının kendi okulumdan, kendisi sınıfımdan ve kendi arkadaşlarımdan biliyorum tek nedeni ailedir, diye düşünüyorum. Zannedersem maddi gelir yükseldiği zaman ailelerin çocuklarına verdiği gereksiz öz güvenin seviyesinde yükseliyor.

Yanılıyorsun, sadece şanslıymışsın ki sen karşılaşmamışsın…Her kesimde her semtte buna benzer olaylar yaşanıyor…. Tekin Sirin, sana katiliyorum. Bu mesele tek bir sinifa mahsus bir sey degil. Tek bir toplum ya da kulture mahsus bir sey de degil, evrensel bir sorunsal. Sadece bazi toplumlarda suca maruz kalanin daha cok susturuldugunu veya hakkinin yendigini goruyoruz, ki bu da adalet sistemiyle baglantili.

Benim ilkokulumda ise edepsiz hareketleri yalnızca sınıfın en zengin bir kaç çocuğu yapardı. Ben de çocuğa aşılanan yanlış ve fazla özgüvenden kaynaklandığını düşünüyorum.

Bu durumda tabii ki maddi durumu iyi olmayan ailelerde de özgüven bombardımanına tutulmuş çocuklar vardır. Ve her kesimde olabilir. Şimal hanım, sizin görüşünüze göre ülkemizde yaşanan cinsel istismar ve tecavüzün tamamının sosyo ekonomik durumu yüksek çevreler içinde olması gerekiyor. Halbu ki şu bir gerçektir ki sosyo ekonomik anlamda yeterli olamayan toplumlarda bu tür eğilimler daha çoktur.

Töre olarak adlandırılan çocuk yaşta başlık parası karşılığı satılan kız çocuklarının durumu tam da bu yüzdendir. Ekonomik… Ekonominin talan olduğu toplumlarda ilk baş gösteren davranış şekli ahlaksızlıktır. Ben demiyorum ki zenginler böyle şeyler yapmaz. Ki olayda yapıldığı anlatılıyor zaten ama bizim gibi kapalı toplumlarda flört edemeyen, kızla konuşmayı bilmeyen erkekler için bu tür davranışlar çok yaygın.

Ekonomik ve kültürel gelişme bireylerin kendilerini ifade edebilir olabilmeleri bunları engeller diye düşünüyorum. Gayet varoş bir okulda okudum ve benim sınıfımda da fatma vardı. Bu olayin ozguvenle hic alakasi yok. Ama ailenin cocuguna cinsel egitim vermemesinin, oglanlara da kizlara da, cinsel tacizin degisik sekillerinin anlatilmamasinin, boyle bir durumla karsilasildiginda nasil tepki vermeleri gerektiginin ogretilmemesi var.

Bu egitimin bir kere utana kizara anlatilip sonra da gorevini tamamlamis olma hissiyle, ustunu ortup unutuluacak bir konu olmadigini ailelerin anlamasi gerekiyor. Surekli hatirlatma, ustunde konusma gerekiyor. Biz toplumca cinsellikten korkuyoruz, bir guc ve ceza araci olarak goruyoruz. Hakkinda konusmanin bile bir kadini ahlaksiz yapacagini dusunuyoruz.

Cocuklarimiza cinsel organlarin dogru isimlerini bile soyleyemiyoruz. Iste ailelerin hatasi burda. Bu ciddi bir konu. Ailelerin once kendi cinsellikleriyle barisip, yuzlesip, hesaplasip, sonra da cocuklarina gereken egitimi vermeleri gerekiyor.

Çok güzel anlatmışsınız tebrik ederim. Bilmiyorum bu zihniyet değişir mi… Değişse de biz göremeyiz sanırım, bu yüzyılda hala savaşlarda dünyanın gözleri önünde kadına tecavüz edilirken ve dünya buna sesini çıkarmazken, arka sıradaki Fatmanın tecavüzüne kimse sesini çıkarmaz. Karamsar bir yaklaşım ama acı gerçek bu ne yazık ki…. Hissettiklerimi kelimelere dökemeyecek kadar düğümlendi boğazım. Bu yazıyı herkes okumalı ve en az benim kadar düğümlü boğazlarla yaymalı.

Bu sefil insanlık ayıbı daha fazla ruhu öldürmemeli.. Çocuğuna iyi terbiye verememiş aile veya zenginlikle alakası yok. Gerçekten hormonal bir durum ve bu çocuklar birbirini gaza getiriyor. Gayet küçük bir kasabada hiç de zenginliğin olmadığı bir ortamda okudum. Ortaokulda resmen sapıttılar. Bir sene önce yüzlerine bakamadıkları ya da saçını çekip kaçtıkları kızlara pandik atmaya, göğüslerine ellemeye başladılar.

Kızlar da utandıkları ya da belki dışlanmak istemedikleri için seslerini çıkarmadı. O zaman yani yaklaşık 20 yıl önce tecavüze gidecek kadar cesaretleri yoktu.

Ama artık çocuklar cidden umursamıyor. Çünkü hergün haberlerde karısını öldürüp hapis bile yatmayan, ona buna tecavüz ettiği halde salıverilen insanları okuyor duyuyor.

Siyasetçisinden teroristine, ergeninden yaşlısına topluca bir cinnet içindeyiz. Gözümüz görmüyor, kılımız kıpırdamıyor. Yazınız sayesinde kızlara ettiğim haksızlığı daha net görüyorum. Haketmiştir diye düşündüm. Ne büyük bir zalimlik. Helal olsun bu kaleme!!!!! Sevgili Defne, bir arkadaşım face de senin yazını paylaşmış iyi ki de yapmış bunu ki senin gibi yürekli bir kaleme denk geldim. Sevgiler ve sonsuz saygılar…. Suçun cogunlugu ailede ama olayı görüp, tepki vermeyen sessiz kalanlarda en az tacizciler kadar suçlu….

Kutlarım seni; umarım bir gün böyle yazılar yazmak zorunda kalmayız.. Sevgiler Zehr. Siz de en az tacizciler kadar suçlusunuz, şu anda bunları yazıp vicdanınızı rahatlatmaya çalışmışsınız. İtirafınız için teşekkürler…. Yazarın bunları yaşarken 13 ünde olduğunu anladınız değil mi?

Bu yazı birileri empati yapsın diye kendi masumluğuna acımasız davranmış bir yazara ait. Eğer ki 13 yaşındaki çocuğun davranışlarını bu yazıyı yazdı diye vicdan, itiraf, rahatlama muhasebesi yapılmış olarak algılıyorsanız, ö.

Bence yazıyı yine okuyun. Ağlıyorum sadece ağlıyorum şu an. Sanırım neye neden ağladığımı bulmam gerek o kadar çok şey var ki…. Sorun kulturde, tecavuz ve taciz kulturunde.

Bu kulturu besleyen damarlarda. Evet sorun kadinin sorunu degil asil sorun erkek sorunu. Ayrıca zengin pedofillere sokaklardan kaçırdığı kimsesi çocukları da para karşılığı kiralıyordu.

En sonunda zengin bir adamın ihbarıyla yılında tutuklandıktan sonra hapse atılmış ve diğer mahkumlar tarafından öldürülmüştür. Vlad — Eflak Voyvodası. Osmanlı askerlerini ve sivil Türk insanlarını kazığa oturtarak öldürtmesi ile bilinir. Babasının Osmanlı karşısındaki yenilgisi sonucu Vlad rehin olarak getirildi. Vlad, sultan murat tarafından iç oğlanı kadrosuna alındı ve sakalı çıkınca emekli edildi. Macaristan'ın da desteğiyle Eflak'ı tamamen kontrol altına aldı. Prens vlad, den itibaren istanbuldan gelip karşısında eğilmeyen tüm elçilerin sarığını kafalarına çiviyle çaktırdı.

Rumencede kazıklı anlamına gelen tepeş lakabını aldı. Osmanlıda çocukluğunda maruz kaldğı tacize gönderme yapan kalleş, ibne, süzgeçi götveren lakaplarıyla ya da kazıklı bey diye anılıyordu. Borsa spekülatörleri, tüccarlar ve işadamları halkın kanını her gün emmekteler. Bunlar kesinlikle ölmüyor ama yaşarken çürüyor. Psikopatlar sıklıkla toplumun kabullendiği kurallardan çok, kendi yarattıkları ve benimsedikleri kurallara uymayı tercih ederler. Bu tip katiller bazen çocukken tacize uğramış ve bu olaylar onların yetişkin hale geldiklerinde güçten mahrum ve yetersiz olarak hissetmelerine sebep olmuştur.

Napolyon ve devrim, televizyon, sinema, uçak, gemi, denizaltı, otomobil, telefon, uzay yolculukları, dünya kanla ıslanacak, uyuyan dağlar nefes almaya başlayacak volkan okyanuslar yükselecek, bunlar benim bilmediğim yerlerde olacak. Gök cismi nedeniyle bir kıta batacak. Kadınlar erkek gibi giyinecek. Dış görünüşü cadıyı andırır. Mağarada doğdu ve annesi doğururken öldü. Bebek normal eğildi. Gözleri şaşı, başı orantısız, yanakları içe çökük, kol ve bacakları uyumsuzdu. Bakışları yakıcıydı. Burnu eğridir.

Herkes onunla dalga geçtiği için genelde mağarada yaşardı. Çocukken ormanda iksirler hazırlardı. Ursula hayal gücü ve zekasıyla kısa zamanda tüm hocalarının göz bebeği olmuştur.

Fakat öğrenciler arasında bir ucubedir hala. Ursula da kendisine yapılanlar karşısında intikam yolunu seçer. Ansızın öğrencilerin elbiseleri yanmaya başlar, öğrenciler geceleri kabuslarla korkarak uyanmaya ağlamaya başlarlar.

Ursula'yla kavgalı olanların başlarına, nereden geldiği belli olmayan taşlar yağar. Kral IX. Kilise tarafından aforoz edildi. Fontbrube 30 yıldır nostaramus kehanetlerini gerçeğe en yakın çeviren yazar olarak tanınmıştır. Fontbrune onun paralel evren yolcusu olduğunu söyler. Rus denizaltısı kursta sulara gömülecektir. İkiz Amerikan kardeş çelik kuşlar tarafından düşürülecek. Çin yeni dünya gücü olacak. Sömürenler sömürge haline gelecek. Suriyenin düşüşü kıyamet savaşına neden olabilir.

Uzaylılarla kaynaşma. Tanrı ile karşılaşma, ölümsüzlük ve kıyamet. Kaybolan bir eşyanın yerini söylemekte.

Hastalıklarla ilgili şifalı otlar tavsiye etmekte. Hitler ve rus gizli servisi tarafından ziyaret edilir. Yüzyıl sonunda dünyanın şekli değişecek! San Francisco ve Los Angeles gibi kıyı şehirler sular altında kalacak! Hipnoz ile uyutularak trans halindeyken yaptığı ve kayda alınan "okumalar"la tanınmıştır. Transta iken yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiş, ayrıca astroloji, reankarnasyon ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur.

Küçükken komaya girmişti. Doktor tüm çabalarına rağmen onu komadan çıkaramamış, bu haldeyken Cayce: "Enseme bir beyzbol topu çarptı. Özel bir yakı yapın ve enseme kuvvetlice basın. Acele edin, yoksa beyin zarının zarar görme ihtimali var" demişti. Sonra yapılacak yakının formülünü vermişti.

Ailesi başka çare olmadığı için denilenleri uygular ve akşama doğru ateşi düşen Edgar, ertesi gün ayağa kalkar. Hipnoz uykusu sırasında hastalara koyduğu teşhisler o kadar isabetliydi ki buna hayret eden doktorlar aslında kendisininde doktor olduğunu fakat bu yola saptığını söylüyorlardı. Cayce öleceği günü ve saatini önceden haber vermişti.

Demara ABD. Her kılığa, her mesleğe girip uzun süre polis müdürlüğü, rahip, cerrah, cezaevi müdürü, avukat, dişçi ve daha nice meslekler uzun süre anlaşılmadan icra etmiş hatta cerrahi üzerine kitaplar yazmış. Ayrıca para basma makinesi satışıyla da birçok insanı dolandırmış. Kendi elleriyle çizdiği haritaları göstererek sahte Poyais tahvillerini Prestiji artan Gregor, bir anda kendini Londra'nın soylularına kabul ettirmiş olsa da yüzlerce insan, pasaport alarak Poyais'e gitmeye kalkınca yalanı anlaşılmış ve kaçmak zorunda kalmıştı.

Üstelik hepsini 19 yaşına basmadan yapmıştı. Birleşik Devletler tarihinin en genç ve en cesur dolandırıcısı. Pilotluktan sıkıldıktan sonra başka bir kimlikle doktorluk, avukatlık yapmıştır. Şimdilerde FBI'a ve özel şirketlere dolandırıcılığın önlenmesi üzerine danışmanlık hizmeti vermektedir. İngiliz tarihçi Hugh Trevor-Roper de dahil olmak üzere birçok uzman, günlüklerin gerçek olduğunu ilan etmek için öne çıktı.

Sülün Osman, kitapta geçen bir sözün manevi duygularını rencide ettiği gerekçesi ile Aziz Nesin'e dava açmıştır. Galata Köprüsü'nü satmak üzereyken tesadüfen yakalandı. Tarz ve karizmatik görüntüsü sayesinde, tanışıp kendine aşık ettiği kadınları dolandırarak işinde uzmanlaşmış.

Tam 68 kadını bu şekilde dolandırmış! İşleri ilerletmesi ise, İstanbul'un işgal altında olduğu son dönemlerde gerçekleşmiş. Kendine sahte bir karakol kurup, Rum askerleri tutuklamış, daha sonra da onları bir miktar para karşılığında serbest bırakmış.

Hapiste olduğu dönemlerden birinde, bir İtalyan'la tanışmış ve ondan Mussolini'ye bir mektup yazmasını istemiş. Sizi desteklediğim için hapisteyim. İmza: Eyüplü Halit. Mussolini buna inanır mı hadi oradan! Evet inanmış ve İstanbul'a gelerek Eyüplü Halit'e yüklü miktarda bir para vererek hapisten çıkmasını sağlamış. İmza projesi kapsamında Siirt, Diyarbakır, Batman, Mardin ve Şanlıurfa'da kurulacak beş otomobil fabrikasında yılda 1.

Yeni projesi caprice gold maldivler için 60 bin kişiden milyon dolara yakın para topladı ama gerçekleşmedi. Okur Söyler. Nereden başlamak lazım, inanın bilemiyorum. Yıllar önce okuduğum bu kitabı, kitab okumayı çok seven biri olarak yıllar sonra kaç yıl oldu hatırlamıyorum ama 10 yıldan fazla muhtemelen elime almanın ve bir çırpıda okuyup bitirmek için derin bir heyecanının dayattığı güdüyle yeniden elime aldım ama bu kez çok okunsun ve satılsın diye orjinal aslının katledilmiş sadeliği ve kısaltılmışlığı ile tek cilt halinde basılan Sefiller i değil, çevirisine ve baskı kalitesine çok güvendiğim İşbankası H A Yücel serisi olarak iki cilt halinde basılmış Sefilleri okudum ve az önce bitirdim.

Bitirmez olaydım; başlaması gibi bitmesi de bende unutulmayacak bir etki bıraktı. Bu kitap hakkında amatör ya da profesyonel yüzlerce inceleme muhakkak yazılmıştır ama böyle bir eseri okuduktan sonra, insanın içini çevresiyle paylaşabileceği bir kaç kelam etme heyacanının sardığını belirtmek bir zorunluluktur. Öncelikle şunu kendi adıma ifade etmeliyim ki sefiller benim şimdiye kadar ve belki de bundan sonra da akıp gidecek olan zaman içersinde en beğendiğim roman olma vasfına erişti.

Sefiller, sadece bir roman değil bütün toplumlarda bütün milletlerde kendine yer edinmiş, sönmüş vicdanlarda her daim yer bulmuş kötü düşüncelerin kötü zihniyetlerin yüzlerine vurmuş bir tokat ve ya bir Sille olma özelliğini taşır. Jean Waljean genç hatta çocuk yaşta denebilecek bir yaşta girdiği hapishaneden gençliğin bittiği bir dönemde çıkmıştı. Hapishaneden çıktıktan sonra dört gün aralıksız yürüyen aç ve susuz bir halde oldukça bitkin bir halde Memleketine dönen Jean Valjean bir lokma ekmek ve yatacak bir yatak aramaktadır ancak bütün kapılar kendisine kapatılmaktadır ;taki yaşlı ve iyi bir kadın sayesinde iyi yürekli Mösyö Beinvenü Mryel adında bir baş piskoposla tanışıncaya dek.

Jean Waljean, Piskoposla tanıştıktan sonra henüz iyi insan olma adımı atmamışken küçük bir çocuğun parasını gasp etmiş fakat piskoposun ona yapmış olduğu nasihatleri hatırlayarak bu küçük çocuğu bulmaya çalışmış fakat bulamamıştır, bu arada olayın duyulmasından sonra Jean Waljean, suçlu olarak aranmaya başlamıştır. İsmini Madeleine baba olarak değiştiren ve bu isimle önceki kimliğini saklamaya çalışan Jean Waljean, kehribar üretimi hakkındaki bilgileri sayesinde fabrika kurmuş ve kısa sürede büyük bir serveti yönetir hale gelmiştir.

Kahramanımız şehirde herkesin yardımına koşuyor, hastalara Şifa oluyor dertlilerin derdine hallediyor, genç kızların çeyizini düzüyor, ne kadar düşmüş yoksul varsa onlara el açıyor isteyen herkese iş vermeye çalışıyordu. Bir zamanlar kürek mahkûm olan kahramanımız artık herkesin imdadına yetişen adil bir belediye başkanıdır. Fakat kader ağlarını tanrının istediği şekilde örmeye devam etmektedir: Jean Waljean kürek mahkumu iken de muhafızlık yapmış olan daha sonra bir gölge gibi attığı her adımın takipçisi olacağı polis Javert adında birinin soruşturmasıyla yeniden kürek mahkûmu olmuştur fakat Jean Valjean olağanüstü yeteneği ile ölümle burun buruna gelmiş olan birini kurtararak kendini denize atmış ve öldü sanılarak tekrar özgürlüğüne kavuşmuştur.

Jean Waljean Madeleine baba ismi ile belediye başkanlığı görevini yürütürken o işten atılmış ve bu yüzden sefalete sürüklenmiş ve işlediği küçük bir suç yüzünden Javert denilen polisle karşı karşıya gelmiş olan ama bu arada Hastalığı yüzünden ölümle pençeleşen Fantine adında bir kızla tanışmış ve bu Fantine adlı kızın kötü muamele edilerek çalıştırılan küçük kızını bulmaya ve kendisine getirmeye söz vermiştir.

Fantine eğitim görmek için Parise gelmiş shlaklı ve namuslu bir kız iken duyguları işe alay eden zengin bir burjuvazi öğrencinin terk etmesiyle hayatın acımasız kollarına düşmüş bir sefildir. Kadının ruhunun derinliklerinde hayvanlık, adamın ise savaşta ölümle pençeleşen bir askerin parmağındaki yüzüğü çalacak kadar alçalmış bir insanın alçaklığı vardı.

Javert gerçekliğin devlet ve görev yansıması ise Thenardier ise gerçekliğin insanın yüzüne yansımış alçaklık halidir. Jean Waljean, Mösyo Bienvenü piskopos Myriel in kendisine yaptığı öğütlerin de etkisiyle her zaman olduğu gibi hayatını hiçe sayarak ve tehlikeye atarak eskiden noter olarak görev yapmış sonra fakirliğie düşmüş Fauchelevent adında yaşlı bir adamı devrildiği arabanın altından kurtarmıştır.

Cosette ye yazdığı mektup, rastlantısal olarak babasına ulaşmış bu sayede Jean Valjean kızının Mariusa aşık olduğunu anlamış ve içgüdüsel olarak o da isyancıların ürettiği barikata girmiştir. İçinden 10 tane hikaye çıkabilecek bu Hikayeyi burda bitirelim: Yaklaşık sayfaya ulaşan ve iki ciltten oluşan sefiller kitabı sadece eşsiz bir roman değil iyiliğe, adalete, özgürlüğe ve ideale ulaşmanın kelimelerle dile getirilmiş bir çabasıdır.

Sefillerin 3 te 1 i hikaye ise kalanı yazarın din, inanç, yasalar, manastır, ahlak, Parisin çirkef kuyuları ve lağımları, aşk, vefa, iyiniyet, merhamet, devlet yönetimi, monarşi ve cumhuriyet vs konularındaki açıklamaları ve düşüncelerinden oluşuyor, başka bir bir yerde bulamayacağınız.

Sefiller sadece eşsiz bir roman değil, karanlığın yerine aydınlığın, acımasızlığın yerine merhametin, bağnazlığın yerine ölçülü inanmanın, adaletsizliğin yerine hakkı teslim etmenin, cahilliğin yerine bilgiye inanmanın, tenbelliğin yerine özverinin kitabıdır. Sefiller bence hikayedeki olay kurgusunun çok ötesinde hatta olayları-hikayeyi- gölgede bırakabilecek açıklamalar içeriyor: Devrimi devrim yapan ortaya çıkan olaylar değil bu olayların gerisinde yatan nedenlerdir.

Bunları görmezden gelmek yeni devrimlere, isyanlara, ayaklanmalara yelken açmaktır. Gerçek bilgi sonsuzluğa açılan ve vicdan törpüsünden geçmiş bilgidir der Hugo. Merhamet duygusundan yoksun yönetimler kapılarına dayanmış ve aç insanların feryatlarıyla karşılaşırlar. Hadi kolay gelsin. Hayatımın Romanı- benim bir numaram. Victor Hugo. İslâmda "din adamı'ndan bahsedilmesi, din adamı diye bir sınıfın, bir mesleğin mevcut bulunduğu izlenimini uyandırır.

Din kelimesi daha değişik sıfatlar alarak da kullanılmaktadır. Bir bakışta yanlışlığı hissedilmeyecek kadar örtülü olan bu ifadeler, dini, dünya işlerinden veya dünyadan ayrı gören bir telâkkinin varlığını işaret etmektedir. Bütün bu çeşit ifadeler, terkipler, tamlamalar, bize Hıristiyan Batı kültüründen geçme terimlerdir.

İbadeti Hıristiyanlıkta olduğu gibi, bir seremoni, bir ayin olarak telakki edenler için mesele yok elbet. Fakat hakkını vererek yaşayan bir Müslüman için ibadet olmayan, ibadet hükmüne geçmeyen hangi davranış vardır? Günlük konuşmalarımızda "din' diye bir ayrıma yer vermemiz, biz farkında olmasak da, bizim hangi zihniyete göre düşündüğümüzü ele verecek bir kıstastır.

Politik Yorumlar. İnsanlar seni Türkçe selamlıyor, camilerden her gün Türkçe dualar yükseliyor, senin toprağını kutsal kabul ediyorlar, senin gibi giyinmeye, düşünmeye, konuşmaya çalışıyorlar. Yerde Türkçe bir yazı örneğin Türk malı bir çikolatanın ambalajını görünce öpüp yerden alıyorlar. Okullarında senin tarihin, kalplerinde senin ataların, inançlarında senin bile unuttuğun yıl önceki Türk büyükleri. Devlet başkanları sıkça halkına senin kültüründe kutsal kabul edilen şeylerden bahsediyorlar.

Senin ülkenin bir büyüğü öldüğünde sen bayrağını indirmemene rağmen bu salaklar yas ilan edip bayraklarını yarıya indiriyorlar. Senin ülkenden gelen suyu bile kutsal kabul edip ritüelle içiyorlar ve daha niceleri.

Götünde don olmayan gariban anadolu çomarları halen daha beka diyorlar. Ortada devlet yok. Devlet dediğin şey anayasadır. Akp dediğin şey, sana her gün tecavüz eden, dünya üzerinde görülmemiş vergi oranlarıyla aldığın nefesten bile haraç kesen, bütün özgürlüklerini kısan, nefret ve asağılık kompleksiyle sana hayatı dar eden, korkudan gıkını bile çıkaramadığın, yazamadığın, bir de üzerine araplaşmış çoğunluğunun oyuyla seni köle gibi yöneten, cebinden paranı alıp o kölelere aktaran bir kurum.

Muhafazakarlardı ama bilinçaltlarında feci bir eziklik ve kompleks mevcuttu. Biraz durumu düzelten, Kemalistler gibi yaşamaya başladı; giyimde, kuşamda, edebiyatta, sanatta… Bir süre bu sosyal taklitle hareket ettiler ama bu sonradan görme yapay bakış açısı uzun süre devam edilebilir değildi.

Kemalistlerde bir görgü, bilgi, ilke ve bir tutarlık mevcuttu. Lakin islamcıların böyle nev-i şahsına münhasır bir paradigması yok. Evet; durum, sürdürülebilir olmayınca, İslamcıların ruhlarındaki görgüsüzlük, pişkinlik, hamlık ortaya çıktı. Çoğunluğu ümmetçi ve cihatçı Türk düşmanı tipler.

Ruhlarında Türk ve Atatürk düşmanlığı yatıyor. O yüzden gerçekler gün gibi ortada olmasına rağmen hala kıvrana kıvrana savunuyorlar. Akplilerin cebi para gördüğü müddetçe istersen muhaliflerin derilerini yüz, haksızlık yap, ez, öldür umurlarında olmaz.

Çünkü dindar insanlar en materyalist insanlardır ve vadece maddeye taparlar. İsteklerine bakınca da görürsünüz, yol, köprü, tünel… Hep maddi istek. Hiçbirisi işçi hakkı, kadın hakkı, insanca yaşama hakkı gibi manevi talepleri yoktur.

Dünya görüşleri yoktur. Akp dünyanın kaynagini ve parasini kullanip, ülkeyi resmen batirmıştır. Eger Turkiye bir sirket olsaydi iflas masasinda coktan defteri durulmusdu. Erdogan ve cevresi mafyadir; bu mafya Turkiyeyi dolandırmıştır.

Atmiyorum, 16 yillik mali bilancosu bunu gosteriyor. Asker kışlasına kapatıldığı vakitlerde, pkk yol kesip vegi topluyor yollara mayın döşüyordu. Akp bir siyasi parti değil, suç örgütüdür. Dava dedikleri şey, bomboş bir kelimedir. Akp çıkar ilişkileri ağıdır. Amacı ülkedeki her kurumu ele geçirip örgüt üyelerine ve destekçilerine kaynak sağlamaktır.

Akp'yi destekleyenler arasında, hükümetten ya da belediyelerden, hiç olmadı "sivil" toplum kuruluşlarından avantası olmayan yok denecek kadar azdır. Ümmet milliyetçisi Akp oy oranı ülkenin cehalet oranıyla paraleldir. Cahil kesim artık iyice arsızlaştı. Anma töreni adı altında gericilik şölenleri düzenleniyor.

Üretilen yalan yaşam öyküleri topluma pompalanıyor, beyin yıkama seansları düzenleniyor. Bu ülkede en büyük ırkçılık, Türklere yapılıyor son yirmi yıldır. Her seçimde "reiiiis" diye bastınız mührü. Eşek gibi bakacaksınız bu suriyelilere. Ülkenizi, ekmeğinizi, işinizi paylaşacaksınız bu insanlarla. Bir bok yediniz ama karnım ağrımasın diyorsunuz. Yok öyle. Suriyeli senin ümmetin senin kardeşin de, türkiye'de yaşayan diğer türk milleti uruguay'dan mı geldi?

Aynı hassasiyeti burada yaşayan vatandaşına da göstersene. Paralı suriyeli avrupaya yatırımcı olarak gitti, mal ve toprak sahibi suriyeli zaten hiç gelmedi yerinde kaldı, çapulcu ve dilenci sürüsü ise ülke içine dağıldı.

Her bayram bunlar nereye gidiyor? Yaz günleri istanbul sahillerinde kim mangal yelliyor. Beleş yaşa, oku ,vatandaşlık al türk kızlarına sarkıntılık yap. İslam sığ bir ideolojidir. Gerçek islam işid'dir. Atatürk yıl öncenin yobazlarıyla uğraşıyormuş biz şimdikilerle mücadele edemiyoruz. Bunların hepsi vatan ve millet düşmanıdır. Atatürkçüler ve solcular olmasa bu ülke Afganistan olur.

İhvan ışid partililer kral olur. Halkımız islamofaşizmi hakediyor. Bütün gece ezan okusa yine ses çıkarmazlar. Laiklik mücadelesi verenlerin arkasında durmamanın bedelini ödeyecekler. Din tacirleri, islamı etinden, sütünden, derisinden iliklerine kadar sömürdüler. En yüksek görevlere gelip en ballı ihaleleri aldılar ve kendilerinden olmayanları düşman görerek yok ettiler. Geriye ise islamın kemiklerinden başka bir şey kalmadı. Şimdi o kemik yalayıcıları ile bir şeyleri kurtarmaya çalışıyorlar. AKP, kapitalizmi ve dinciliği bu nedenle birlikte teşvik etmektedir.

Çünkü iktidarını bu sayede sürdürmektedir! Menderes'i, özal'ı, çiller'i, mesut yılmaz'ı seçenler kimdi? Eski türkiye şöyleydi böyleydi diyen bunak çetesi; o iktidarları siz seçtiniz! Eskiden şöyle zorluk çekerdik vs lafları aslında akp seçmeninin kendi kendini kötülemesidir.

Herkesin altında araba var diyen kişilerin kuru ekmeğe bile muhtaç kalan türk milletiyle resmen taşşak geçtiği akp zihniyeti budur. Diyorum adam sürekli yalan söylüyor, diyorlar ki siyaset bu tabi yalan söyleyecek. Diyorum adam bütün ihaleleri 5 tane köpeğe veriyor. Diyorlar ki chp'lilere mi verecek. On milyonlarca insan bankalara borçlu. Diyorlar ki borç almasalardı. Akp ensar vakfındaki tacizlere "bir kereden bir şey olmaz" dedi.

Her şeyi katarlı bedeviler satın alıyor. Diyorlar ki gavurlar mı alsın. Sabıka korkusundan ötüyorlar böyle ve o sabıkaları işlerken diğerlerine etmedikleri hakaret yok. Günün sonunda da mağdur edebiyatı. Sabıkalarının korkusu! Çok basit bir hesap yapın. Ülkenin iktidarlarını baştan sona yazın. O hırsızları iktidar yapan oylar nerede? Nerede olacak akpde. Sıkışınca diyorlar ya "Diğerleri çalmadı mı sanki" diye işte o hırsızlar da kendileri zaten.

Kendi pislikleri üzerinden kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Neden bu ülkede hiç hesap sorulmadığını sanıyorsunuz? Nerede gördünüz hırsızın soygundan sonra gidip kendini karakola teslim ettiğini. Halk yoksullaştırıldı, işsizleştirildi, çaresizleştirildi, sömürüldü ve oy deposu haline dönüştürüldü. Ülkede demokrasicilik oynanıyor.

Halk önünde sonunda uyanıyor ve intikamı da ağır oluyor. Örnek Fransız Devrimi. Çıplak ayaklı köylüler yapmadı mı bu kanlı ayaklanmayı? Kral Louise ve Kraliçe M. Antoinette giyotinle idam edilmedi mi? Krallık çok kanlı olarak tasfiye edilip laik Cumhuriyet kurulmadı mı? Cumhuriyeti kurmadılar mı? Aydınlanma önderleri olarak yaşamsal katkılarını unutmadan.

Türkiye de mutlaka laik — demokratik rejim yönünde ilerleyecektir. Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır. Onlar, halk kitlesinin içinden doğmuştur. Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir. İşte bu nedendir ki; "Eskiden beri her millet, layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur" denilmiştir.

Türk milleti karakteri de bencil, menfaatçi, hemşerici, muhafazakar, görgüsüz, vasat Tarihin gördüğü en değişik topluluk olabilirler. Organize kötülük ve organize vatan hainliği.

Erdoğan'ın gidişi ülkenin yıkılışının bir işareti değil, demokrasinin bir gereğidir. Gençlerin bu rahat yaşamlarının mahvolmasını istiyorlar, gençlerin de kendileri gibi azap içinde yaşamalarını, mutlu olmamalarını istiyorlar. Bunun için de gençlerin hayatlarını karartacak ne varsa onu yapıyorlar. Sadese yobaz yaşlılar değil, tutucular, cemaatler, hayatlarını yaşayamayanlarda da benzer kin var. O kadar mutsuzlar ki başkalarının mutluluğunu, keyfini kaldıramıyorlar.

İstiyorlar ki herkes kendileri gibi sürünsün. Ömürleri boyunca sığır gibi yaşamaya alıştıkları için herkesin de kendileri gibi ortacağda yaşadığını zannediyorlar. Gençler temizlikçi-inşaat amelesi-tuvaletçi olsun, ayak işlerinde çalışsın ve TL para alsın, evlenmesin, ev, araba sahibi olmasın, sürünsün diyorlar. Kendi çocuklarına gelince de onlar en iyi yerlerde olsun.

Bizi yönetemeyen ve ülkeyi batıranlar ise her türlü lüks içinde yaşasın diyorlar. Tüm dünyanın aksine bizde gençler yaşlılardan daha bilgili ve pozitif düşünceye sahip. Onlar yuzunden sen 65 yasindan olene kadar calisacaksin.

Babalariniz ve anneleriniz bademlere, yobazlara oy verdi. Liyakat kalmadi ve devlet malı talan edildi. Bademler cikip dese ki emeklilere lira zam yapicam, gidip senin gelecegini tekrar satacaklar. Bunlari bilesin. Kusura bakmasinlar ama x kusagi, geri zekali, gereksiz, okumayan, kendini yenilemeyen, kolayina kacan nesil olarak kaldilar.

Bugun ne ekeresen yarin onu biceceksin. Etrafindaki insanlarin ortalmasi olacaksin. Salak, soytari, kabadayi arkadasin varsa, birak gitsin. Aziz nesin in dedigi gibi 'siz icinizdeki zubuklugu bitirmediginiz surece, sizi somuren zubukler bitmeyecek'. Yani bu millet cemaatleri, hirsizlari destekleyip sevdi. Cocuklariniz sizi de bela ile anacaklar cunku onlarin gelecegini sattiniz. Ülke adına iyi şeyler yaptırırsak bizim işlerimiz ters gider diye düşünen egemenler. Asalak, ahlakı bozuk, esrarkeş, kalleş ne kadar insan olursa, o kadar işimize yarar.

Biz bunlarla besleniyoruz. Sigara, alkol, uyuşturucu bizim yönetimimizle. Deniz, kara, hava fark etmez bizim tekelimizden geçer. Buna burnunu sokan, işleri düzeltmeye, insanları aydınlatmaya çalışan kim olursa olsun, temiz toplum için kim uğraşırsa uğraşsın canını alırız.

Hepsinin bitmek bilmeyen, tükenmeyecek hırsla, kinle Türk düşmanlıkları vardır. Hiçbiri de Tarih bilmez. Tarih diye inandıkları yeşil sarıklı evliya palavralarına benzer hikâyelerdir. Fetullahın görevi, anti emperyalist, amerikan karşıtı ve radikal İslamcı grupları ılımlılaştırmaktır.

Bunun için Amerika tarafından finanse edilip korunuyor. İngilitere için çalışan Nakşibendi şeyh kıbrısinin yerini, fetullahın hizmet hareketi almaya başladı. Yani genlerinde eziklik ve yoksulluk var. Yıllar sonra vatanlarına zengin olarak gelmek, elit muamelesi görmek psikolojik olarak onları tatmin ediyor.

Bizlerin satın almak için bir ömür harcayacağı fakat onlar için çerez parası olan bmw, porsche gibi otomobillerle memleketlerinde tur atmanın hayalini kuruyorlar. Sırf bunun için km yolu tepiyorlar. Orada değer göremiyorlar. İkinci sınıf insan muamelesi görüyorlar. Buradaki ilgiye açlar. Türkiye'nin ileri gitmesini ise kesinlikle istemiyorlar. Burada ekonomik sıkıntılarla boğuşanlar onların umurlarında değil. Şeriat isteyip laik kafir ülkelerde yaşayan bu taklacı uyanıklar neyin ne olduğunu senden benden daha iyi biliyor.

Dünyanın en karaktersiz insan topluluğu almancılardır. Almanya belki de avrupa'nın en becerikli halkı olan alman yahudilerini öldürdükten sonra yozgatlı gurbetçilerle sınanıyor. Almancılar da türk modernleşmesinin ileri cephesi olacaklarına arabalarının kornasına abanıp köln'de ilahiyat okuyorlar.

Ben hayatımda bu kadar leş insan topluluğu görmedim. En fakir adamın bile gelip kral olduğu bir ülkeyiz ne yazık ki. İsviçreli ve doktor bile Türkiye, Türklere çok pahalı diyor.

Bizim yalaka çomar türkiye ucuz diyor. Neo gurbetçiler köyden ilk göçen tezek kokulu o naif dedelerinden bile beş kat daha çomarlar. Almanya'da en marjinal işleri yaparlar burada tarikatçı kesilirler. Almanya'da solcu burada ışid kafadırlar. Görgüsüzlük üzerine ne varsa yapmaları ve bunun farkında olmamaları.

Filistinliler müslüman kardeş falan dinlemedi. Bugünkü kralın babası kral hüseyin'i devirmeye çalıştılar Kara eylül olayları Ürdün baktı filistinlilerle başa çıkamıyor, hepsini lübnan'a sürdü. Bu sefer 'de lübnan iç savaşını çıkardılar. Lübnan'da 'a kadar 15 yılda neredeyse taş üstünde taş kalmadı.

Beyrut dümdüz oldu. Suriyeliler türkiye'ye bu kötü amaçla yerleştirildiler. Başta tayyip "esad zulmünden kaçtılar" diye anlatıyor ama suriyelileri türkiye'ye süren esad değil, işid. İşid, suriyelileri türkiye'ye sürerek fırat'ın doğusunda pkk'ya yer açma amacıyla kurulmuş, amacını yerine getirince de dağıtılmış paralı askerler topluluğu.

İngiltereyi değil. Güneyde müttefikiniz fransızları yendik. Onun silahlandırdığı ermenileri yendik. Müttefikiniz italyanları anadolu'dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız doğu ermenilerini ve pontus çetelerini yendik. Sizin istanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik.

Silah ve para ile desteklediğiniz kuva-yı inzibatiyeyi yendik. En son olarak ta maşanız yunan ordusunu yenip, denize döktük. Mondros'u yendik, Sevr'i yendik, Üçlü antlaşmayı yendik. Bunların hepsinin arkasında siz vardınız ; Hepsinin ipleri , düğmesi dümeni sizin elinizdeydi.

Osmanlı 'te moratoryum ilan ediliyor ve Duyun-i Umumi idaresi kurulup, devletin tüm gelir kaynaklarına el konuluyor. Menderes'i hala kahraman gibi anlatanlar, bugün de halkı bölen, ülkenin tüm birikimleri yok pahasına satan, borca batıran ve milyonlarca mülteciye elini kolunu sallayarak ülkede fink attıran Akp'ye oy verip, desteklemektedir.

Zamaninda Turkiyenin iki kati toprak kaybi yaninda, Duyuni Umimiye kurulmus; halkin girtlagina cokulmusdur. Bunlar olurken II. Abdulhamit saraylar diktirmis ve ulkeyi yabanci talanina acma karsiliginda aldigi komisyonlarla zamaninin en zengin insani olmusdur. Tek bir basarisi vardir: dini cok kivrak kullanmasi. Bugun sevilmesinin nedeni de burdan kaynaklanir. Eger bu husus olmasaydi, dinciler, dindarlar bugun onu tefe kordu.

Dünya Savaşında Arapların Osmanlı'ya karşı başkaldırılarını işlemektedir.