Trt Cocuk Pepee Pepee Cayda Cira Oynuyor mp3 müzik indir, dinle - infoartropodos.es

75172

Öncelikle göçün tanımı yapılacak, sonrasında sanat tarihinde göç olgu- su incelenip, Türk resim sanatında göç üzerine hangi dönemlerde, nasıl eserler ortaya konduğu araştırılacaktır. Aslında müzikle olan maceram çok tesadüfi başlamadı. Asias, Selanik, , ss. Tam tersi durumlarda, ailesel ve bireysel dinamikler de, göçe olumlu veya olumsuz etkiler bırakabilir. Bir kuzu meğler O kuzu annesini ağler Annesini ağler 3.

Çocuklar ve ebeveynler için düşlerini dünyaya açıyor | Sibel BAĞCI UZUN | Köşe Yazıları

Pepee Bölüm - Çayda Çıra Oynuyor çizgi filmi cihazına HD kalitede indir. Mp3 Trt Cocuk Pepee Pepee Cayda Cira Oynuyor indir ve online dinle! 20 tüm şarkılarını indir dinle. Bu sitede en yeni mp3leri indiribilirsiniz! Bedava mp3 müzik​. Onlar Çayda Çırayı çok sevmektedir. Pepee bu oyunu bilmediği için üzülür. Şuşu bu oyunun türküsünü seslendirir ve akşama kadar bu oyunu. Etiketler. Pepee Pepee Çayda Çıra Oynuyor çizgi filim Pepee Pepee Çayda Çıra Oynuyor çizgi film izle Pepee Pepee Çayda Çıra Oynuyor full Pepee Pepee. · Bölüm Çayda Çıra Oynuyor izle. Pepee Bölüm - Çayda Çıra Oynuyor. Pepee.

pepe çayda çıra oynuyor. Dolayısıyla çalışma- da ele alınan konu, ne göçün hukuki boyutu ne de göç türleri- dir.

Pepee çayda çıra Oyunuyor indir, Pepee çayda çıra Oyunuyor video indir, Pepee - Pepee Erik Dalı Gevrektir Oynuyor Şarkısı - Bebek ve Çocuk Şarkıları - Ç​. Pepee Çayda Çıra Oynuyor Pepee. Resize. Beğen. Paylaş. ×. Teşekkürler! Arkadaşlarınıza da önerin! URL. ×. Bu videoyu beğenmediniz. Pepee Çayda Çıra Oynuyor Türküsü HD - TRT Çocuk infoartropodos.es​8uXY09UiHgI. AM - 8 Jan 0 replies 0 retweets 0 likes. Reply. Retweet. Pepee - Pepee Saklambaç infoartropodos.es4 – смотреть видео онлайн в Моем Мире Pepee - Pepee Çayda Çıra infoartropodos.es4, Pepee - Pepee Çayda Çıra. Pepe Çayda Çıra Oynuyor:):) Pepe Çayda Çıra Oynuyor:):). Aziz Diyar 'ELAZİZ' · 年11月3日. PEPEE'NİN DİEZESİ KOCASI ELAZİZLİ OLUNCA :).

Pepee Bölüm - Çayda Çıra Oynuyor indir

Pepee'nin doğuşunda ve hikâyesinde, çocukken köyde büyümenizin etkisi var mı​? görenekleri de yaşatıyor, çayda çıra, hop tek oynuyor, halay çekiyor. Pepee izleyen çocuklar, kesinlikle halay çekmeyi, çayda çırayı ve. Pepee Çayda Çıra Oynuyor Yeni Bölüm (Yeni Sezon). Pepee'nin,merakla beklenen yeni bölümü 17 Eylül Pazartesi günü itibariyle yayınlandı.İşte.pepe çayda çıra oynuyor Pepee - Pepee İp Atlamayı Öğreniyor. просмотров. Pepee - Pepee Dokunup Anlıyor. 1 просмотров. Pepee - Pepee Çayda Çıra Oynuyor. Her Pepe Ağlıyor çizgi Film Izle Youtube Toplamak. img. Pepee Hoptek Yapıyor - Pepee Çizgi Filmleri İzle. Pepee çayda çıra oynuyor. Anahtar Sözcükler: Türkü, halk müziği, animasyon, Pepee, kültürel aktarım. “​Çayda Çıra, Toycular Yâr Can, Cemile, Çayeli'nden Öteye, Hanımey, Bu esnada teypte çalan bu eserle gençler seğmen oyunları oynamaya. Oysa, banal milliyetçilik ve Pepee arasındaki ilişkinin araştırma sürecinin gösterdiği gibi, çocuk - lar “Pepee Çayda Çıra Oynuyor”, - rE, (Erişim: ​). Akşam olup sürpriz parti başladığında, hepsi çayda çıra oynarlar ve Maymuş o kadar duygulanır ki, gözlerinden yaşlar akar 37 “Pepee Çayda Çıra Oynuyor”,​.

pepe çayda çıra oynuyor.

Yorum Yazın “çayda çıra”dır. Pepee Atatürk'ün de en sevdiği oyun olan “Atabarı”yı oynamayı çok sevmektedir. “Hanımey” türküsü pepenin en sevdiği türküdür, Pepee bunun. Dışarı çıkıp yoldan geçen bir insana sorsak Pepe?yi tanımayan yoktur. çiftetelli oynuyor, çayda çıra oynuyor, Trakya karşılaması yapıyor.

yılında ilk yapımına başlanan senedir Türkiye'nin en çok izlenen çocuk kanalı TRT Çocuk'ta yayınlanmakta ve tüm yeni bölüm yayınları reyting rekorları.   pepe çayda çıra oynuyor bebek bakıcısı full izle türkçe dublaj

pepe çayda çıra oynuyor

  pepe çayda çıra oynuyor

pepee 4 серия: 2 тыс. видео найдено в infoartropodos.es

  pepe çayda çıra oynuyor  

pepe çayda çıra oynuyor. Pepee Çayda Çıra Oynuyor Pepee

  pepe çayda çıra oynuyor  jasmine jae sikiş

pepe çayda çıra oynuyor

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Yeni yorumları bana e-posta ile bildir. Eposta yoluyla yeni yazıları bana bildir. Bunu paylaş: Twitter üzerinde paylaşmak için tıklayın Yeni pencerede açılır Facebook'ta paylaşmak için tıklayın Yeni pencerede açılır. Bunu beğen: Beğen Yükleniyor Bir Cevap Yazın Cevabı iptal et Yorumunuzu buraya yazın Ana Sayfa Çizgi Film Pepee.

Sponsorlu Bağlantılar. Hata Bildir Video İndir. Paylaş Yorum Yap. Pepee Kapat Gönder. Bölüm - Pepee Toplamacılık Oynuyor izlenme. Bölüm - Pepee Saklambaç Oynuyor izlenme. Sonuçta Türk Derneği, üyeleri arasında düşünce ve amaç birliği bulunmadığı için bir etki alanı oluşturmadan, başarı sağlayamadan dağıldı. Ne var ki, Türk Derneği Dergi- si Türkoloji alanında çalışmak isteyenlere bir dönem merkez oldu. Dönemin dil konusundaki tartışmalarının gün yüzüne çıkmasını sağladı.

Genç Kalemlere göre de Arapça ve Farsça terkipleri atmak söz ko- nusu değildi. Genel olarak yazım sorununa zamanın çözüm bulacağı kanısındaydılar. Levend, Türk Dilinde Gelişme, ss Türkleri dilleri konusunda uyandırarak, ulus kavramı çevresinde birleştirmek ve Türk ulusunun tari- hine ilişkin araştırmalar yapmak, gençliğin dikkatini sosyal ve ekonomik sorunlara çekme amacını güdüyorlardı. Önceki yıllarda dilde sadeleşmeyi, ulusal dil ve edebiyat kavramlarını eleştiren aydınların büyük bölümü Türkçülük hareketine katılmış, adı geçen dergilerde yazılar yazmışlardır.

Türk Yurdu daha çok yükseköğretim gençlerine hitap etmekteydi, bu ne- denle İttihat ve Terakki desteği ile halka yönelik dergiler çıkar- maya karar verilmiştir. Bu iki dergi halka anlayabilecekleri bir dille seslenerek onu ulus bilinci çevresinde birleştirmek ve bu yolla yalın dil davasını yaymak amacını güdüyordu. Dünya Savaşı yıllarında toprak kaybı- na ve Osmanlı unsurları arasında şiddetlenen ulusçu hareketlere karşı bir tepki olarak Türk ulusçuluğunun yoğunlaştığı görülür.

Bu süreçte, Türkçe kelimelerin hakim olacağı, sade bir dile yöne- lim artmış, yazı konusunda yeni oluşumlar görülmüştür. Meş- rutiyet sürecinde de üç siyasi görüş tarafında da desteklenen Dr. Dün- ya Savaşı sırasında kullanılır ancak oldukça problem yaratır; sonrasında uygulamadan kaldırılır. Meşrutiyet döneminde yapılan tüm çalışmalar Arap yazı- sında herhangi bir değişim olmadan küçük eklemeler ve dilde sadeleşmeler üzerinde yoğunlaşır.

Latin alfabesi konusunda dü- şünceleri olan Celal Nuri, Abdullah Cevdet gibi aydınlar da Arap- çada olduğu gibi Türkçeye uyumlu hale getirmeden Latin alfa- besini almayı düşünmüşlerdir. Tanzimat ve İttihat ve Terakki Fırkası dönemi dil çalışmalarının temelinde toplumsal bir ihtiyaç yatmadığı gibi, sanayileşme sürecinde işçi sınıfının okuma-yazmaya sevk edilmesi nedeni de yoktur.

Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti ku- rulduktan sonra ortak bir dil oluşturmak için çalışmalar yapıl- ması modern, ulus-devlet olma sürecinin en belirgin öğesidir.

Yeni meclis Türk devletine ve halkına daha ulusal, laik ve modern bir karakter vermek amacıyla yeni tasarılar hazırlar. Aynı zamanda dini deyimleri ve atıfları da kaldırmak üzere değişiklikler yapılır. Türkiye böylece hukuken ve anayasal ola- rak kanunlarında ve işlerinde laik ve modern bir devlet olmuş olur. Bu bağlamda, B. Lewis Latin alfabesinin kabul edilmesinin en büyük nedeninin Doğulu ve Müslüman kimliğin son özdeş- liği olarak Arap alfabesinin laikleşme önünde oldukça güçlü bir engel olarak görülmesi olduğunu dile getirir.

Bu konu Harf Devrimi konusundaki tar- tışmaları inceledikten sonra ele alınacaktır. Cumhuriyetin kuruluşu siyasi platformda birliği ya da da- yanışmayı sağlamadığı gibi cumhuriyet ve laiklik adına atılan adımlar —saltanatın ve hilafetin kaldırılması- birçok muhalif sesin yükselmesine yol açar.

Muhalif seslerin bir kısmı demok- ratik yollarla sesini mecliste ve basında duyurmaya çalışır. Takrir-i Sükûn Kanunu, iktidara sadece doğudaki isyancı grupları değil, Ankara, İstanbul ve diğer merkezlerdeki siyasi muhalif güçleri de susturmak için kanuni yetki verdi: Terak- kiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı; muhalif basın denetim altına alındı; önde gelen gazeteciler tutuklandı. Zaman zaman hukuk kurallarına aykırı hareketlerde bu- lunuldu. Sonuçta iktidar inşa edeceği yeni devlet için istediği siyasi ve toplumsal ortama kavuştu.

Evet- alem-i İslam ne der; işte bu kabus!!! Bu taf- silattan sonra kendilerine bir sual iradına müsaade buyurma- larını Karabekir Paşa hazretlerinden rica ederim: Biz yalnız Müslüman mıyız? Yoksa hem Türk hem Müslüman mıyız? Eğer biz yalnız Müslüman isek bize Arap harfleri ve Arap dili lazımdır.

Ve ilim olarak Kuran yetişir. Bunu yanında milliyet ve kavmiyet kavgaları ve davaları yoktur. Eğer Türk isek bir Türk harsına muhtacız. Bu hars ise her şeyden evvel dilimiz- den başlayacaktır. Çünkü harflerimiz buna manidir. Çocuklarımız mekteplerde üç sene, dört sene çalıştıktan sonra da doğru okuyamazlar. Çocuklarımız değil, hiçbirimiz her kelimeyi doğru telaffuz ettiğimizi iddia ede- meyiz. Böyle lisan, böyle tahsil olur mu? Bizi şimdiki harflere bağlayan şey nedir?

Bu harfleri kullanmak için hiçbir mecbu- riyet-i diniye yoktur. Milli harflerimiz de değildir. Aytül Tamer Torun: 66 Türk Ulusçuluğu ve Dil: Harf Devrimi Tartışmaları yazma öğretmek suretiyle elde edebileceğimiz namütenahi uçsuz bucaksız, sonsuz faydaları neden istihfaf ehemmiyet vermeme ediyoruz. Türkçenin sadeleşmesini, yeni bir form kazanma- sını ister ancak harflerde bir değişiklik veya Arapça, Farsça kelimelerden arındırılması yönünde bir düşünce ileri sürmez: Dilimizi anlam bakımından çağdaşlaştırmak, terim yö- nünden ise İslamlaştırmak, gerektiği gibi dilbilgisi ve imla konularında da Türkleştirmek gereklidir Arapça ve Acemce tamlamalar, çoğullar, edatlar, fiil çekimleri dilimizden çıkarıl- malıdır.

Eğitim bütçesine oldukça büyük katkılar yapıldığı halde hal- kın hala okuma yazma bilmediğini söyleyerek tek nedenin harfler olduğunu, Arap harflerinin Türkçeyi yazmaya uygun 51 Hüseyin Cahit Yalçın. Türk milleti şu asır-dide cehaleti atmakla kendisini kurtarabilir.

Maarifi en kolay, en çabuk surette neşir ve tamim etmenin yegane çaresi Latin harflerini kabul etmekten ibaret- tir. Aynı zamanda Türkçede karşılığı olmayan yabancı kelimelere de karşılık bulunmasının önemli olduğunu vurgular. Dildeki değişikliklerin evrim yolu ile gerçekleşebileceğini savunan Celal Nuri ancak bu şekilde geçmişin geleceğe taşınabileceğini ifade eder.

İstanbul: İkdam Matbaası, Garplılaşmak ve yenileşmek, milletimizden milli ana- nelerimizden tecrid etmek değildir. Üzerimizdeki şark libasını değiştirir va garplılaşmaya çalışırken bünyemizin müteessir olmamasına dikkat etmek borcumuzdur. Kongrede Latin alfabesini kullanan Azeri aydınları, değişimin faydalarını dile getirirler.

Mithat Sadullah, 29 harfli bir alfabe oluşturduğu La- tin Harfleriyle Türkçe Elifba Tecrübesi adlı bir kitap yayımlar. Bu çalışmaların hepsinde teorik tartışmalar- dan uzak Latin harfleri Türkçeye uygun hale getirilerek alfabe önerileri yapılmaktadır. Akademik dergilerde ve gazetelerde farklı öneriler, bun- lara yönelik karşılıklı eleştiriler yayımlanır.

Latin harflerinin kabulüne karşı olanların genelde Akşam gazetesi çatısı altında toplandığı görülür. Kabul edersek menfaati- miz nedir, kabul edersek zararımız ne olabilir? Bu mesele etrafındaki nokta-i nazarınızı lütfeder misiniz? Latin harflerini Batı medeniye- tine dâhil olmanın zorunlu bir koşulu olarak görmenin yanlış olduğunu vurgular. İçtimai hadiseler üzerinde müessir olmak için kati surette içtimai düsturlara tebaiyet etmek mecburiyeti vardır.

Bu düsturlara bigane kalanlardır ki ancak Latin harflerinin ka- bulüne taraftar olabilirler. Böy- le bir değişikliğin uzun vadede bir kültür buhranına yol aça- cağını savunmaktadır: Suret-i katiyyede bilmeliyiz ki Latin hurufatının lisanımıza tatbiki imkansız ve muzurdur.

Bunu tatbik, ya cebir yoluy- la defaten yahut yavaş yavaş terbiye yoluyla olabilir. Huru- fat meselesi Latin harflerini kabul etmek suretiyle halledile- cek olursa bu yolun bir devlet içerisinde dört beş aydan fazla ömrü olmaz71 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Avram Galanti Bodrumlu de Latin harflerine Köprülü ve To- gan ile aynı gerekçelerle karşı çıkar.

Türkçeyi yazım ve dilbil- gisi açısından inceleyerek Latin harflerinin Türkçeye uyumlu olmadığını savunur.

Bu noktada Japonların geleneksel alfabelerini koruyarak hızla modernleşmeleri, teknolojide ilerlemelerini örnek verir. Türkçe Konuş! Ne var ki, bütün Türklerin kullanabileceği yeni bir lisan oluştur- mak arzusunda olan İsmail Şükrü bu konuda teoriden öteye geçemez, örnek bir alfabe sunamaz.

Fakat şimdi istediğimiz bütün Türk kabilelerine şamil bir medeniyet, umumi bir hars meydana getirmektir. Bunun için yegane vasıtamız dili birleş- tirmektir. Evvelen fenni ıslahatı Türkçeleştirmelidir. Türk kabileleri- nin mütehassıslarından bir dil encümeni oluşturulmalıdır. Bu sahada neşriyatta bulunacak bir heyet teşkil edilmeli, müşte- rek hikaye, masal, efsane, halk şarkıları Türkçe neşredilme- lidir.

Bütün Türk kabilelerinin anlayabileceği bir dilde Türk tarihi, Türk coğrafyası, orta mektepler için ders kitapları neş- retmelidir. Türklük esaslarını ilmi ve fenni tarzda tahkikat ve tetkikat edecek ve ahali meyanında da fikri tamim için hafta- lık bir Türkçe gazete neşredilmelidir.

Ulus ile dil arasında bir ilişki bulunmadığını ileri sürerek, son yıllarda dil alanında yapılan çalışmalarla Türkçenin oldukça mükemmel bir hal aldığını bu nedenle harfleri değiştirmenin külfet ol- duğunu vurgular. Avni Başman , bir yandan Latin harfleri- Ayaz İshaki. Lisanımızın beynel- milel intişarının kolaylaşacağı kasdediliyorsa latin harflerini kabul etmemiz yalnız başına bunu temin etmez.

Emre, Japonların da Latin harflerini kabul etmek için komisyon kurduklarını, yayınlar yaptıklarını ancak siyasi iktidarın tutucu bir şekilde engel olduğunu belirtir. Türk devriminin başarı ile devam etmesi için bu yazı değişikliğine ihtiyacı olduğunu, daha önceden yapılan ıslah çalışmalarının okuma yazmayı ve gazete, kitap okuma oranını arttırmak açısından bir fayda göstermediğini vurgular.

Temel nokta Arap harflerinin Türk- çeye uygun olmamasıdır. Harf Devrimi Tartışmaları Işığında Türk Ulusçuluğu Cumhuriyet devrimleri, yeni siyasal rejim, yeni bir devlet, yeni bir toplum olma zorunluluğu sorunuydu Her devrim bir sonrakinin yolunu açıyordu. Kongresi yapılır. Yeni bir devleti, ulusçuluk temelli bir devleti inşa etmek için gerekli olan ulus sayılarak, gelecek adımlar bu belirlenen ulusa göre atıldı.

Aytül Tamer Torun: 78 Türk Ulusçuluğu ve Dil: Harf Devrimi Tartışmaları sistematik bir hazırlık yapıldığının, bilimsel yaklaşıldığının göstergesidir. Romantik ulusçu- luğun en önemli iki öğesi dil ve dindi. Kemalist devrim dini kimliği geriliğin nedenlerinden biri olarak gördüğü için sarı- lacak tek bir öğe kalıyordu: dil. Harf Devrimi ile bu yeni kimli- ğin ilk ve en önemli unsuru olan dil yaratıldı. Latin harflerinin kabulü etrafında dönen tartışmalar cumhuriyetin kuruluşun- da varolan ulusçuluk akımlarını değerlendirmek açısından kaynaklık eder.

Sunulan tartışmalar ışığında üç farklı kesim ortaya çıkmaktadır: Muhafazakar Türkçüler, Batıcı Turancılar ve Kemalist Türkçüler.

Cumhuriyetin kültür devrimlerinin nihai amacı ulusçuluk ile batılılaşma arasında laiklik çizgisi üzerinde mutlak birleş- me, sentez oluşturmaktı. Cumhuriyet döneminin dil ve kültür politikaları bir yandan batılılaşmanın gereği olarak sunulan köklü zihniyet değişiminin diğer bir yandan da ulusal birlik ve bütünlük kaygılarının etkisi altında şekillendi. Birinci grup Ziya Gökalp etkisi altında dil meselesine yaklaşır.

İstanbul: Adam Yayınları, ; Sami N. Batılılaşmadan önce ulusal kültürün yeniden ortaya çıkarılması, güçlendirilmesi ve ardından medeniyetin kültüre aşılanması gerektiğini dile getirir. Ancak ulusal kültür ortaya çıkarılırken geçmişe bağlı kalmak gerektiğini vurgular.

Bilakis özellikle kültür konusunda tutucu olduğu söylenebilir. Fuad Köprülü, Necip Asım ve Ali Seyyidi bu görüşü des- tekleyerek Latin harflerine ulusal kültüre ve dile uygun olma- dığı gerekçesi ile karşı çıkarlar. Avni Başman da bir yandan Kemalist devrimleri desteklerken bir yandan da dilde değişik- lik gerekmediğini, bunun medeniyetten ayrı bir konu olduğu- nu savunur.

Çağdaşlaşmak ile Latin harfleri arasında bir ilişki kurulamayacağını belirterek asıl önemli olan çalışmanın ulu- sal kültürü diriltmek olduğunu vurgularlar.

İslami vurgu dışında ulusal kültür ve Türkçülük konusunda aynı fikirlere sahip olan Galanti geçmişle bağların koparılmaması gerektiği- ni, ilerlemenin yazı ile alakalı olmadığını savunur.

Zeki Velidi Togan da aynı noktada Latin harflerine karşı çıkar ancak onun temel sorunsalı bu değişikliğin kültür buhranına neden olacağıdır. Devrim değil evrimden yanadır. Batılılaşmanın gerekli olduğunu savunurken bir yandan Latin harflerinden daha iyi Turan kökenli bir alfabe yaratılabileceği- ni söylemesi farklı bir bakış açısı olduğunun kanıtıdır. Turancılar arasında yine yüzünü batıya dönen ancak bü- tün Türkleri siyasal olarak olmasa da kültürel olarak Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında toplamak isteyen Ayaz İshaki de özellikle Rusya kökenli Türk ulusçularını temsil eder.

Bütün Türkler arasında bir ortak dil oluşturulmasının gerektiğini an- cak bu şekilde Turan kültürünün yaşatılabileceğini savunur. Kemalist Türkçüler, ortak kimlik ve yurttaşlık üzerinden bir Türk ulusçuluğu oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede hangi medeniyeti kabul ediyorsanız kültürünüzü de ona göre şekillendirmek zorundasınızdır. Ya balık, ya insan vardır. Geri bir memlekette medeniyet meselesi halledilmedikçe hiç- bir meselenin halledilemeyeceğini biliyordu.

Diğer bir taraftan Kemalist Devrim de tam olarak İslam köklerinden uzaklaşmak istediği, modernli- ğin ana şartını laiklik olarak gördüğü için Müslüman dünyası ile bağlarını koparmak istemektedir. Meşrutiyet döneminde dilde sadeleşmeyi, yazıda ıslah çalışmalarını ve yeni bir yazı sistemini eğitimde ilerleyebilmek için savunmuştur.

Yeni alfabe sonrasında yapılan tarih ve dil çalışmaları ile yurttaş oluşturulmaya çalı- 96 Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul: Bateş, , s Bora , İstanbul: İletişim, , s Bu bağlamda Yusuf Akçura, ulusal tarih çalışmaları- na katkıda bulunarak, dil ve tarih eksenli modern-laik-ulusçu Türkiye inşasının ilk yıllarında önemli bir yer edindi.

Türkçeden bir Türkleştirme aracı olarak yararlanıyordu. Sonuç Dilin toplumsal ve ekonomik üretim süreçlerinin bir ürünü olduğunu unutmadan, öznel koşullara bu çerçevede yer ver- mek amacıyla, Türk ulusçuluğunun görünümlerini Harf Dev- rimi çerçevesinde inceleyen bu araştırmanın bulgularına göre, Türk ulusçuluğunun kuramını oluşturabilmek için ulusçuluk fraksiyonlarının belirlenmesinde Harf Devrimi tartışmaları önemli bir kaynak olmuştur.

Ancak Cumhuriyet öncesi tartışmalar ile sonrasın- dakiler arasında çok önemli, temel farklılıklar bulunmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşu ardından da bu tartışmalar olduk- ça yoğunlaşarak devam etmiştir. Meşrutiyet aydınları da tüm ilericiliklerine rağmen, kökten bir değişimi, bir Türkçe alfabenin yaratılma- sını uzak bir ütopya olarak görmüşlerdir. Bu nedenle kendinden öncekilerden hem anlayış hem de uygulama çerçevesinde tamamen farklıdır.

Günlük bir ihtiyaç değil bir ideolojinin ürünü olduğu için, uygulama- ya sokulduktan sonra da bu ideolojinin var oluşunun mihenk taşlarından biri olduğu için bir devrimdir. Kemalist devrim yurttaşların ulusal kimlik duygusunu İslam ve mu- hafazakârlıktan uzak, daha geniş bir yurttaşlık kapsamı olan, laik ve modern bir kimlik bağlamında inşa etmeye çalıştı. Harf Devrimi ile bu yeni kimliğin ilk ve en önemli unsuru olan dil yaratıldı.

Bu bağlamda Harf Devrimi bir başlangıç, bir dönüm noktasıdır. İstanbul: İkdam Mat- baası, Avram Galanti, Vatandaş Türkçe Konuş! Elifba Komisyon Raporu, Febvre, Lucien — Martin, H. Gündüz, Mustafa, II. Hobsbawm, Eric J.

Türk Devrimi. Transkripsiyon Ö. Ortaylı, İlber, Gelenekten Geleceğe, 8. Baskı İstanbul: Ufuk Kitapları, Özerdim, Sami N. Yazı Devriminin Öyküsü, İstanbul: Cumhuriyet, Smith, Anthony D. Soysal, A. Bora Ed. Tamer, Aytül — Bozbeyoğlu, Ç. Yazarın Milli Müca- dele dönemi edebiyatı içinde değerlendirilen üç romanı vardır. Bu romanlar belgeye dayanma kaygısından uzak olmakla birlikte gerek dönemin tanığı, gerekse yazar ve aydın olarak üstlenilen bir misyonu belgelemek bakımından önemlidir.

Olaylar tarihte yaşandığı biçimiyle gelişir. Gerçek Kuvayi Milliyeci Osman Efe, başıbozuk ve soyguncu diğer iki çete reisiyle güçlerini birleştirerek işgale direnir. Vatan kavramı fikir ve duygu olarak romanın başkişisinde ve sayılı birkaç kişide mevcuttur. Author has three novels which are appreciated in the National Liberation Movement.

Although these novels are free of concern of being do- cumented, they are important for a person who, as a witness of the period and an author and an intellectual, substantiates the missions undertaken. Events progress in the way they happened in the history. Bir devrin kapanması, yeni bir dönemin başlangıcı gibi kritik gelişmeler savaşların ardından yaşanan tipik olgular- dır. İnsan ve toplum hayatındaki bu sancılı süreçlerin önemli izleri, derin etkileri, birikimleri zamanla sanat ve edebiyat- ta yansımalar gösterir.

Kurtuluş Savaşı da gerek iç gerek dış gelişmeler bakımından Anadolu toplumunu dönüştüren bir savaştır. Toplumun yeniden var olma mücadelesi olarak sos- yal ve siyasal açılardan zaferle sonuçlanmış bir dönemeçtir. Bu sürecin etkileri olaylar sürmekteyken edebiyata güçlü bir biçimde yansımaya başlamıştır. Örnek olarak bkz. Eserlerinde uzun, ağır ve zincirleme savaşların yaralarını sarmaya, yüzyıllardır süregelen yoksulluk, geri kal- mışlıkla başa çıkmaya çalışan kişiler ön plandadır.

Cumhuri- yet ve devrimler ile başlayan ilerleme sürecine rağmen henüz çözülememiş toplumsal sorunlara da bolca yer vermiştir. Günümüzde hakkında yapılmış akademik çalışma sayısı sınırlıdır. Roman ve öykülerinde olayları, durumları, gerçek- leri doğrudan vermeyi tercih etmiştir. Bütün olaylar, konular onun eserlerine girebilir. Dil, üslup ve konu bakımından ye- rel ve özgün olanı bolca kullanır.

Ayrıca bkz. Olay örgüsü akıcı bir anlatımla ağırlıklı olarak diyaloglar veya iç seslerle ilerler. Yazar nadiren kendini hisset- tirir. Okuyucu esas olarak öykü-roman kişilerinin konuşma ve düşüncelerini izler. Kritik dönemlere tanık olanlar yaşadıklarını kendilerinden sonra gelenlere aktarma misyonu ile edebiyat ve sanat kaygısı taşımaktan uzak olabilirler. Tarus tam da böylesi bir aydın-ya- zar kimliği ile ülkesinin yıkılışına ve küllerinden yeniden do- ğuşuna tanıklık etmiş, siyasal, sosyal ve mesleki gözlemlerini kalemi ile dile getirmeye çalışmış bir kuşağa mensuptur.

Bu kuşağın ilericilik, gerçekçilik, sorunları irdeleme, toplumu aydınlatmayı üstlenme gibi birçok ortak özelliğini bünyesin- de barındırır. Cumhuriyetle başlayan aydınlanma ve kalkın- ma hamlesine yazıları ile katkıda bulunma çabası içinde ol- muştur. Yalnızca Millî Mücadele dönemi değil, Cumhuriyeti oluşturan devrim sürecini de yaşamıştır.

Bu özelliği Türk edebiyatının realist ve natüralist yönde gelişme gösterdiği zaman dilimi ile yakından ilgilidir. Realist eserlerin kuru gerçekçi, sanattan edebiyattan yoksun görülmesi, yansıttıkları çıplak gerçekliğin değerini göz ardı ettirmemelidir.

Realist eserler işlediği döneme ilişkin ciddi malzeme birikimi barındırmaktadırlar. Yazarımız da, sanatçı titizliği ile sanat adına bir gayret içinde olmamıştır. Yazar edebiyat ve gazete çevresinde muhalif kişiliği ile ta- nınmaktadır.

Kendisi muhalif olmadığını, sadece görüşlerini dürüstçe dile getirdiğini ifade etmektedir. İleti- şim Yayınları, İstanbul , s. Türk romanında toplumsal ko- nular Kurtuluş Savaşından sonra ağırlık kazanmıştır. Anado- lu gerçeğini ön plana alma eğilimi, kimi yazarların sanatkârlık yönlerini, sosyal sorunların gölgesinde bırakmıştır. Vatan Tutkusu Yazarın Millî Mücadele dönemi edebiyatı içinde değerlen- dirilen üç romanı vardır.

Vatan kavramının millî yönü o sıralarda toplumcu gerçekçi bir anlayışla Anadolu ve köy ger- çeğine yönelen edebiyat açısından gerilerde kalmıştır. Vatan iç ve dış düşmanlardan kurtarılmış, uğrunda ölünecek yer ola- rak ön plana alınması gereken tema olmaktan çıkmıştır. Bu tür romanlar belgeye dayanma kaygısından uzak ol- makla birlikte, gerek dönemin tanığı, gerekse yazar ve aydın olarak üstlenilen bir misyonu belgelemek bakımından önem- lidir.

Kendisinden başka, o günlerde çocuk yaşta olan iki üç hikayecinin bu görev için kolları sıvadığını belirtir. Roman kişileri olağanüstü bir dönemin ve olayların insanları- dır ve dönemin koşullarına uygun karmaşa, belirsizlik ve gü- vensizlik içindedirler. Ancak bu dönemin bir gerçeği olarak millî mücadeleye atılanlar, öncelikle ve çoğunlukla içerdeki düşmanlarla savaşır.

Vatanını sevenler vatandan çok kendi çıkarını düşünenlerle karşı karşıya gelir. Romanda da aynı gerçeklikle, okuyucuya unutturulmamak istercesine, yer yer karşılaşılır.

Roman ilerledikçe bu durum netleşir. Çerkez Ekrem, bir köyde kabadayı hayatı yaşayan, padişah yanlısı bir çete reisidir. Durdu ise Ekrem aracılığı ile Osman ile temasa geçen soyguncu ve başıbozuk diğer çete reisidir.

Yazar bu gibi çete mensupları- nın kimlerden oluştuğunu göstererek dönemin çok önemli bir ipucunu da okuyucuya vermektedir. Bu çeteler dünya sava- şının sonlarına doğru askere alınmış, Mütareke ile dağıtılan 19 Hükümet Meydanı, s.

Kemal istihbaratı kuvvetli ve eğitimli olması nedeniy- le kurulacak Kuvayi Milliye çetesinin vazgeçilmezidir. Osman onun okumuşluğuna saygı ile karışık bir önem vermektedir. Kemal halktan ve kasabanın zengin- lerinden gerekli mali desteği sağlayan oldukça zeki biridir. Vatan duygusu bu derece derindir. Nitekim romanın sonuna doğru kararları daha çok bu Kâtip Kemal verir.

Süvariyi bildiği yere götürür. Adama da iki so- mun yerine üç somun attın mı onun kafası artık gövdenin emrinde- dir. Sür sürebildiğin kadar.

Böy- lesine gidişlerde sırlar dağılıverir, çözülüverir. Keller görünüverir. Durup da mahkemeye verecek değiliz ya? Zere20, dost vurursa tam vururdu, acemi Yunanlının sarsak yum- ruğu da ne ki? Osman Efe kasabanın askerî ve mülki ileri gelenlerini mü- cadelenin içine çekmeye çalışırken adeta ders vermektedir: s.

Pepee - Pepee Möcük İle Tanışıyo views. Pepee - Pepee'nin 5 Sürprizi Var 1 views. Pepee - Pepee Saklambaç Oynuyor views. Pepee - Pepee Trakya Karşılaması Öğreniyor views. Pepee - Pepee'nin Kulakları views. Pepee - Pepee Horon Tepiyor 1 views. Pepee - Pepee ve 6 Kurbağa 1 views.

  En son mp3ler:

Daha sonra sürpriz için içeri geçerler. Enişte ve Teyzelerinin gelmesi üzerine tek tek dışarı çıkarak çaydaçıra oynarlar. Çaydaçıra yanıyor Hanım nanay vay nanay Nanay güzel nanay Nanay gülüm nanay. Ayda yılda yanıyor Hanım nanay vay nanay Nanay güzelim nanay Nanay gülüm nanay.

Ana Sayfa Çizgi Film Pepee. Sponsorlu Bağlantılar. Hata Bildir Video İndir. Paylaş Yorum Yap. Pepee Kapat Gönder. Bölüm - Pepee Toplamacılık Oynuyor izlenme. Bölüm - Pepee Saklambaç Oynuyor izlenme. Bölüm - Pepee Dişlerini Fırçalıyor izlenme. Bölüm - Pepee Horon Tepiyor izlenme. Bölüm - Bisikletten Düşen Pepee izlenme. Pepee - Atma Kullan Oynuyor izlenme. Çamlıcayı karaduman bürudü Arkamızdan on bes çete yörudü Figanımızdan bitun dağ inilendi Gıyma Çaus, gıyma ganim çok akar Evde önsüzlerim yoluma bakar 3.

Tabıdımı sarı çamdan oysunlar Oysunlar da cenazemi goysunlar Gelen geçen buna ne olmus desinler 21 Savva S. Eski sehire ince yol aştı Papazımız öne düstı Haydi guzularim gidelim Ağlar millet, ağlar pütün cihan 2. Sillogosun parlak camlari Hep çekmişler perteleri Sürgüne giden erkeklerin Issız galdı haneleri s. Savva S. Gam ilen kafletden uyandum Bu dünyayi yanar görndüm Yıl yıldan beter der iken Günü günten beter buldum 2.

Görunmez gözume gül-zare cenet Ölsem idi daha canıma minnet Ne-dır bu çektiğim cevr i eziyet Var midir dunyada baska boyle bir kaflet 3. Aksı felek celp iderım ben sana Çare bulunmaz bilirim yarama Gel sen Tabip bak su halime Çare bulunmaz bilirim dertime 4. Ayrılık firkati birden figana Onun ozendikleri gelmez bir yana Aksı felek celp iderim ben sana s. Küp dibinde unum var Allahdan umudum var Eger ben bu muacirliktan kurtulursam Her tekkeye mumum var 2 İç doncak, gömleksiz Ölüyorum ben Aman terziler gülüm terziler İsarlarim beni çok arzular s.

Derleme metinlerde Allah, cennet, Rab, tekke gibi İslami terminolojinin sıkça kullanıldığı görülmektedir. Bu oran dini metinlerde daha da artmaktadır.

Bu nedenle Papazların Türkçe vaaz verdikleri ve hatta Osmanlı İmparatorluğuna gönderilen misyonerle- rin dahi Türkçe öğrenmek zorunda kaldıkları bilinmektedir. İstanbul, Bu tür halk ürününün aslen hangi gruba ait olduğunu anlamak zordur Kekliğim sekip gelir Dağlari yikip gelir Aman: imanindan ben yandim Askina da ben köle oldum s. Asias, Selanik, , ss Bu türkülerde annesiz kalan ça- resiz küçük çocukların çektiği acılar dile getirilir Önsüzlük 1.

Su karsıkı dağda Aman Aman Bir kuzu meğler 2. Bir kuzu meğler O kuzu annesini ağler Annesini ağler 3. Annem Annem Neredesin nereye kittin Beni de önsuz braktin 4. Günler geçiyor Annem gözükmeyor Nereye kittin Annem 5. Kitapta sadece iki mısra verilir 27 Savva S. Zengin bir Romalı senatörün tek oğlu olan Aleksios, fakirlere yardım etmeyi çok sever. Ailesi- nin kendisi için seçtiği zengin bir gelinle evlenir. Eserde bu kitabın bütün Türkofon Ortodoks ailelerce okunduğu bildirilmektedir: 1.

O fakır gelinde baslar Figan etsin dağlar daslar Gök yüzünde uçan kuşlar Yas etsinler Aleksios 2. Bah, hayflar oldu bana Kûl olayım yana yana Bana ne dersin, kayn-ana Nerde oğlum Aleksios? Kendi evine dilenci olarak gelir. Ebeveynleri onu tanımaz, fakat fakir insanlara karşı çok nazik davranırlar ve orada kalmasına izin verirler.

Merdiven altındaki bir köşede Aziz Aleksios, on yedi yıl yaşar. Öldükten sonra ailesi bedeninde, kim olduğunu ve nikâhına kadar olan zamanda hayatını Tanrı aşkı- na nasıl adadığını anlatan bir not bulur. Ayrıca sosyal içerikli anlatımların yanında siyasi misaller ve argo söyleyişler de dikkat çekicidir. Ağlame-yana davul zurna az Ağla-yana sivri sinek saz 2.

Köpruden keçene kadar seytan-la arkadas ol. Yalancinin mumi, sabaha kadar dayanmaz. Ak akçe kara gün içun-dir.

Çingene sucuk virmisler, bu yamik demis. Patisahı önden severler, arkasindan soverler. Dinsizin hakkindan imansiz gelir. Meyvenin eyisini dağdakı ayılar yer. Akilsiz basın zahmetini ayak çeker. Kızıŋı kendi halini brakarsan, ya daulcıya ya zurnacıya varır.

Görürse siaka, görmezse torbada. Tekkeyi bekleyen, çorbayi içer. Her-kes sorar anani, kimse sormaz babani Zegini dokan geç, fukarağı sakin geç. Ahmak idam kentüsini met ider.

Asias, Selanik, Erişim: Öncelikle göçün tanımı yapılacak, sonrasında sanat tarihinde göç olgu- su incelenip, Türk resim sanatında göç üzerine hangi dönemlerde, nasıl eserler ortaya konduğu araştırılacaktır. Ekonomik, politik ve kültürel nedenlere bağlı olarak artan mülteci sorunu artık sanatçıların da ele aldığı temel konulardandır.

Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen, Mülteci, Türkiye, Resim, Sanat tarihi Abstract The aim of this article is to analyse the perception of migration and migrants together with the emigrés. After defining the meanings of migration, the percep- tion of migration will be elaborated via the art history. Then one will find out the different manners and periods based on migration within Turkish painting art. It can be argued that the economic, political and cultural Dynamics constitute the reasons and themes of migration, as perceived also by the Turkish artists.

Kuşkusuz, bu satırlar arasında göçün dünya tarihi ve siyaseti açısından seyrini çizip incelemeyece- ğiz. Hayatları boyunca sanatçılar bir yer- den diğerine geçerlerken - farkında olsunlar veya olmasınlar - göç ederler ve sonuçta bazen mülteci, bazense göçmen olurlar. Göç, onlara göre bir yaşam tarzı ve ilham kaynağıdır. Eserlerinde göçün hareketliliğinden etkileşime geçtikleri göz ardı edilemez.

Peki ama göç ne demektir? Göçmen kimdir? Nasıl yorumda bulunmuşladır? Çalışma boyunca öncelikle birinci bölümde göçün farklı tanım ve yorum- larını yaptıktan sonra, ikinci bölümde sanat tarihinde göç teması- nı ortaya çıkışı ve seyri incelenecektir. Göç Üzerine Göç kavramı, insanların bir mekândan diğer bir mekâna ge- çiş sürecini, bu süreçte yaşanan değişimleri ifade etmektedir.

Dolayısıyla göç, zamandan ve mekândan bağımsız algılanamayacağın- dan bir takım sosyal, siyasi ve ekonomik değişimleri de bera- berinde getirmektedir.

Gerek bireysel, gerekse toplumsal ola- rak göç hiçbir zaman, sadece göçmenleri ilgilendiren bir süreç olarak kalmamaktadır. Bu durum, göç ve göçmenlik algısını toplumsal yaşamın doğal bir uzantısı konumuna getirmekte- dir.

Göç sürecinde göçmenler, hem ayrıldıkları yerle bütünleşik bağlar getirmekte, hem de yerleşilen yerde kurulu bağların içerisine girmektedirler. Ekonomik, kültürel, siyasi ve sosyal boyutlarıyla göç salt göçmen ve göç alan arasında tek taraflı kalmayan bir süreç yaşanmaktadır. Göçmen birey ile devlet arasında yaşananların dışında aile ve toplumla yaşananlar çok yönlü etkileşimler doğurmaktadır.

Eğer göçmen, sosyal, siyasal ve ekonomik ortama, gittiği ülkede uyum sağlayamazsa, ana- vatanına yahut başka bir ülkeye geçiş yaparak başarısız bir göç sürecini de yaşayabilir. Göç, dinamik bir olgudur. Dinamik faktörlerin etkisiyle ilerler veya ilerlemez. Sonuç olarak her an değişim gösterir. Tam tersi durumlarda, ailesel ve bireysel dinamikler de, göçe olumlu veya olumsuz etkiler bırakabilir.

Bireysel ve ailevi öncelikler, eğitim-öğretim, politik sorun- lar, etnik ve dinsel baskılar, gelir yetersizliği, iş gücü fazlası ve işsizlik, savaş ve çatışma halleri, doğal afetler günümüz- de gerek iç göçün, gerekse dış göçün nedenleri arasındadır. Göç alan ülkenin refah seviyesi, politik, etnik ve dinsel yapısı, hoşgörü anlayışı ve göçmenleri kabullenme düzeyi ve benze- ri iletişimsel ve kamusal ağlar da göçün sorun ve sonuçlarını oluşturur. Olumlu bir bakış açısıyla değerlendirme yapılırsa göç ve göçmenler aracılığıyla ulusaşırı toplumsal alan yaratımı koz- mopolit bir kimliğin tüm dünyada tanımlanabilmesi için fay- dalıdır.

Özellikle küreselleşmeyle birlikte, göçmenler kamusal alanda etnik yani kültürel, teknolojik ve ekonomik siyasaları olumlu yönde etkileyebilmektedir. Günü- müz dünyasında son yirmi yılda yaşanan hızlı değişimler göz önüne alınırsa göç ve göçmenlik üzerine tartışmaların devam edeceği anlaşılıyor.

Dünyanın her yerinde artarak devam eden terör ve şiddet olayları, bölgesel çatışmalar, farklı ülkelerdeki politik gerilimler, göçlerin çoğalmasına ve çeşitlenmesine yol açarken, çeşitli sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, çoğunluğunda evrensel anlamda göçmen kimliği olan sanatçıların yaşamlarında ve eserlerinde göçten izler bulmak mümkündür. Genellikle bu tip sanatçılar yaşa- dıkları göçlerden edindikleri farklı kültürel kodları estetik anlamda eserleriyle etkileşime sokarlar.

Göç ve Sanat Sanat tarihi boyunca göç olgusu genellikle yirminci yüzyıl- da yoğun biçimde işlenebilmiştir. Önceki yüzyıllarda duvar resimleri hariç, göç ve göçmen imgesine Gerona Beatus el yazmalarında rastlanır. Fakat hayvanların toplanışı ve gemiye binişi konu edildiği için eseri göçle ilişkilendirmek mümkündür.

Bu tarz mistik yorumların dışında göçle ilgili olarak sanat tarihinde yirminci yüzyıla uzanmak gerekir. Dini ve mitolojik hikâyelerin gölgesinden çıkıp toplumsal ve tarihsel gerçeklik- lerin bir parçası olan göç, yirminci yüzyıl sanatında daha çok yorumlanan bir imge olur. Bu anlamda kavramsal sanatın ba- şat aktörlerinden Joseph Beuys , Sürü adlı enstalasyonunda Volkswagen marka bir arabanın arkasına bağlanmış yirmi adet kızağın üzerinde çeşitli ilkyardım mal- zemeleri yerleştirir.

Çalışmada insanoğlunun toplu olarak bir yerden diğerine göçerken yanında götürmesi gereken eşyalar yorumlanmaktadır. Bienal kapsamında günümüzdeki göçlerin ve göçmenlerin değişen yüzü özellikle Leguy tarafından etraf- lıca anlatılmaktadır. Türkiye coğrafyasında yaşanan iç ve dış göçler, top- lum yaşamında etkisini giderek arttırmaktadır. Kent yaşamı, endüstrileşme, işsizlik, eğitim, devlet politikaları vb. Bu yağlıboya çalış- mada sırtında yükleri, yanlarında çocuklarıyla dağ eteğin- deki evlerinden kente doğru yol alan köylü figürleri vardır.

Resimdeki pastoral mekân ve uzağındaki sanayi-vari yapı- laşma sağ arka manzarada gözükmekle birlikte esas vurgu, sırtı erzakla dolu gençlerin daha istedikleri yere varmandan umutsuz yürüyüşleridir. Kalkmaya hazırlanan bir tre- nin içindeki yolcular ve onları garda uğurlamaya gelen yakın- larının oluşturduğu görüntü, doğayla tren arasında, göçmen ile göç verenler arasındaki mesafeyi imgelemektedir.

Bir öl- çüde oto-didaktik olan Nedim Günsür eserleri, Ramiz Aydın d. Yolculuk ve özlem duygusunun anlatıldığı bu naif yaklaşım, ileride ye- rini göç üzerine yapılacak kaygılı resimlere bırakacaktır.

Kuşkusuz sanatçılar da göçmen kimliğine sahiplerdir. Sanat tarihinde gözlemlenen göçmen-sanatçı kimliği, modern Türk ressamları arasında da mevcuttur. Dolayısıyla, göç anaçtılar açısından hem bir yaşam tarzı, hem de resim konusudur. Bu noktada, göçmen kimliğiyle göçü betimleyen sanatçılar ara- 11 Mehmet Ergüven, Sırdaş Görüntüler, İstanbul: Agora Kitaplığı, , s. Nil Yalter resim ve fotografta yurtdışındaki, dış göç deni- len konuyu betimlerken, Gülsün Karamustafa d.

Göçün yarattığı kültürel melezleşmeye değinen Karamustafa13 bir yandan Muhacir adlı videosunda Bal- kan Savaşları gibi tarihsel konulardan göçün maruz kaldığı yıkımı anlatırken, diğer yandan Yarabbi Sen Bilirsin adlı çalışmasında kitsch kültürü üzerinden göçün maruz bıraktığı yozlaşmaya değinmek ister. Ayrıca, takip eden dönemlerde göç imgesi, mo- dern sanatın ötesinde çağdaş sanatın kavramları ve tek- nikleriyle yeniden ele alınmaktadır.

Göçle ilgili bu noktada yeni yaklaşımlar gelişirken betimlenen öğeler, insan ve kent olmaktan ziyade göç ve göçmene ait malzemeler kul- lanılmaya başlanır. Sarkis, Handan Börüteçene ve Hüseyin Bahri Alptekin göç konusunda değişen dinamikleri, sanatın değişen çağdaş teknikleriyle yeniden yorumlar sanatçılar arasındadırlar. Özellikle Eylül Olaylarına tanıklık eden bir kuşağın temsilcisi olarak Sarkis, eserlerinde göçe zorlanan toplulukların kimliğini mimarlık ve dekorasyon üzerinden an- lamlandırmaya çalışır.

Göçle birlikte kaybolan eski mekânlarla ortaya çıkan yeni mekânlar arasından bir ilişki betimlenir. Göç imgesi üzerine çalışan çağdaş Türk sanatçılar, göçe ait eşyaların kimliğini tartıştıkları gibi, eşyalar üzerinden kaygı aktarımına da odaklanmaktadırlar.

Handan Börüteçe- ne d. Bir başka anlatımla, göçmenleri, sandal- yenin üzerinde açılmamış bavullarla imgelemektedir. Arke- oloji ve tarih arasında sanata dair izler arayan15 sanatçının amacı göç ve benzeri kavramların tarihsel sürekliliğini ve değişimlerini gözlemlemektir.

Geçmiş zamanın eşyalarıyla anlatırken asıl amacı da eşyaların dilinden bir kaygıyı yan- sıtmaktır. Dolayısıyla Nedim Günsür ile başlayan göç imgesi, önce Nil Yalter ve Sarkis kuşağıyla çalışılmaya devam edilip, sonrasında Handan Börüteçene ve Hüseyin Bahri Alptekin kuşağıyla ile tekrar yorumlanmaktadır.

Buradaki amacı, göç edilen mekânların misafir sever soğukluğunu dijital nesnelerle anlat- maktır. Böylelikle teknolojideki hızlı değişimler üzerinden gö- çün nedensel dinamikliğiyle sonuçsal durağanlığını birleştirir. Son dönem sanatçılar arasında yer alan Ergin Çavuşoğlu d. Küreselleşmeyle birlikte aslında zorakileşmeye başlayan göç olgusunu sonu olmayan geçiş haline benzetmektedir.

Bir başka anlatımla, göç imgesini kullandığı eserlerinde insan ve doğa ikileminin pa- noptik bir gözlem altında tutulduğunu iddia etmektedir. Ceza Sahası adlı sergisinde genç kuşak sanatçı, Suriyeli göçmenlerin dramını penaltı, ofsayt gibi futbol terimlerini kullanarak anlat- maya çalışmaktadır. Penaltı adlı eserinde sanat- çı, mülteci bir baba ve çocuğunun canhıraş halde sınırdan geçip geçememeleriyle futbolcunun maçın sonucunu belirleyecek pe- naltıyı atıp atamaması arasında bir ilişki kurmaktadır.

Her geçen gün, göçün değişen dinamikleri, toplum yaşamında göçle ilgili tartışmaları artırmaktadır. Sa- natçılarının göç üzerine yaptıkları yorumlarda bu dinamiklere bağlı olarak ister istemez şekillenmektedir.

Daha açık konuşmak gerekirse, çağın ilerlemesi, uluslararası düzen, bölgesel çatışmalar ve sosyolojik değişimler göç ve göçmen algısını, gerek toplum, gerekse sa- natçı gözüyle daha fazla değerlendirmemize neden olacaktır. Sonuç Başlangıçta değindiğimiz üzere, göç ve göçmenlik, bir sa- natçının hayatında vazgeçilemez bir öğedir. Her göçmen gibi, sanatçılarda göçün sağladığı hareketlilikle etki- leşim içine girerler. Fakat her zaman, sanatçının ilham kaynağıdır.

Nedim Günsür naif bir yaklaşımla göç meselesine değinirken, ilerleyen yıllarda Nil Yalter kapi- talizm ve işçi sorunları üzerinden göç ve göçmen algısını yo- rumlar. Nedim Günsür genellikle eserlerinde göç edilen top- raklar üzerine odaklanmaktadır. Nil Yalter ise göç alan ülkeler üzerine çalışmalar yapar. Sarkis, gayri-müs- lim azınlıklar üzerinden göç ve göçmen yorumlarına değinir. Eserlerinde terk edilen mekanların kimliğine odaklanır. Gül- sün Karamustafa ise Sarkis gibi azınlık göçü üzerine çalıştığı gibi, göçün popüler kültüre yansımasını gündelik hayat bağ- lamında sorgular.

Handan Börüteçene ve Hüseyin Bahri Alptekin kendilerin- den önceki kuşağı takip ederek göç ve göçmenle ilgili eser- lerinde görece farklı ve yeni malzemeler kullanırlar.

Ergin Ça- vuşoğlu doğa ve iklim değişimleri üzerinden çalışmalarında göçü olgusunu yorumlar. Görüldüğü gibi göç ile göçmen al- gısı, zaman ve mekâna bağımlı olarak sanatçıların çalışmala- rında benzerlik ve farklılıklar göstermektedir. Sonuç olarak en önemli ortak paydaysa, göç ile göçmen algısının devlet, toplum ve birey üçgeninde yapıcı bir zemine oturabilmesi ancak sanat ve sanatçılar sayesinde gerçekleşeceğine inan- mak olacaktır.

Ne var ki, Cumhuriyetin ilanı öncesi tartışmalar ile sonrasındakiler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amaçlarından ilki yazı ve dil konusundaki tartışmalarının tarihsel derinliğini ve farklılıklarını dönemin mevcut ideolojik olu- şumları açısından ortaya koymaktır.

İkinci amaç, dönemin baskın karakteri olan ulusçuluk bağlamında Harf Devrimi tartışmalarının yönelimini ve etkilenimleri incelemektir. In the Ottoman epoch, discussions on alphabet impro- vement did not resulted in a positive way, but those were first steps against the traditions. After Independence War, discussions on alphabet reform became again the popular subject. In this article, the alphabet reform discussions of Turkish in- tellectuals were discussed in the period, between and In addition to this, the Ottoman origins of discussions were examined.

The first purpose of this article is to bring up a historical circumstances and differences of discussi- ons on alphabet reform, in the point of ideological formation of the aforemen- tioned period.

The second, in the context of nationalism, that is the dominant character of early years of Republic, is to examine the effect of discussions on alphabet reform. Bu çalışmada Makalede, Cumhuriyet öncesindeki dönemde dil-yazı-harf konularında yapılan farklı çalışmalara ve tartışmalara da yer verildi. Meşrutiyet ile birlikte tartışmaya farklı açılımlar eklenir. Bu kısımda, Türk ulusçuluğu açı- sından önemli olan II. Meşrutiyet dönemi dil-harf tartışmala- rına detaylı değinilmektedir.

Üçüncü kısımda makalenin ana teması olan Cumhuriyet dönemi harf değişikliği tartışmaları ele alınmaktadır. Bu tartışmalar bağlamında Cumhuriyet dö- nemi ulusçuluk çizgisi değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Literatürde Harf Devrimi öncesi ve sürecini kapsayan ve bu makalede de atıfta bulunan birçok eser bulunmakla birlikte dönemin fikir dergileri ve basınında yer alan görüşlere ve tar- tışmalara odaklanıp Harf Devrimi süreci ulusçuluk bağlamın- da irdelenmeye çalışıldı.

Ne var ki, konu bağlamında üretilen eserlerde yer almayan ya da detaylı incelenmeyen II. Meşrutiyet dönemi bazı eserlerin orijinal versiyonuna başvuruldu. Harf Devrimi konusunda yapılan tartışmaları sunarken dönemin siyasi perspektifinin yanı sıra dönemin aydınları çerçevesinde Türk düşünce hayatı da betimlenmeye çalışıldı. Dönemin siyasal oluşumları çerçevesinde aydınlar tarafından yapılan dil-harf tartışmaları, sunulan öneriler ve eleştiriler üzerinden dönemin Türk ulusçuluğunun haritası Harf Devri- mi bağlamında çizilmeye çalışıldı.

Ulusçuluk ve Dil Dil, bir iletişim aracı, kolektif bir kimlik unsurudur. Mo- dern öncesi dönemlerde başat olan dinsel kimlik yanında yer alan ikinci en önemli kimlik unsuru dildir. Modern devletler- de ise dil, ilk önce bir iletişim aracıdır ve nüfusunun tamamı- nı organize etmeyi hedefleyen siyasal otorite, ekonomik, top- lumsal, siyasal ve kültürel yaşamın devam ettirilebilmesi için ortak-standart bir dil oluşturmak zorundadır1.

Ulus kavramının temel öğeleri kimlik, ortak amaç ya da kaderdir. Smith, belleksiz kimlik, mitsiz ortak kader olama- yacağını belirterek ulusu sanayi toplumunun bir zorunlu bir biçimi, modern bir olgu olarak değerlendirilemeyeceğini de savunur2.

Bu noktada etnik topluluğun ne zaman ulus kav- ramı altında ele alındığını vurgulamak gereklidir. Ulusçuluk için en erken tarih olarak Ulus-devlet formu modern ulusçuluğun öncülleri olan mutlak monarşiler tara- fından yaratılmıştır. Mutlak monarşiler dönemini işaret eden ulusal devlet, merkezi bir siyasal yapıya sahip olmakla birlik- te güçlü dinsel, dilsel ve sembolik kimlik bağlarını da taşıyan devlettir7.

Aynı zamanda merkezileşme adına feo- dal güç noktalarını tasfiye etti. Böylece modern devlet formu- nu eksiksiz bir şekilde tamamladı8.

İlk önce yerel diller ön plana çıkarılmıştır. Bu dö- nemde evrenselliğin sembolü olan Latince zaten hiçbir zaman toplumsal anlamda bir karşılık bulamamıştır, halkın Latince yazıp okuyabilmesi mümkün değildi Matbaanın kullanımının harekete geçirdiği kapitalist yayıncı- lık doğrudan halk dilleri lehine katkıda bulundu.

Ortak eğitim sistemi de ortak bir dili getirir. İktidarın alt ta- bakaya seslenebilmesi için bir ortak dil gerekir. Dolayısıyla dil sistemin sürekliliğini sağlayan, güçlendiren bir olgu olarak siyasal ve ekonomik açıdan başat bir öğedir. Ne var ki dil kendisini kullanana en iyi şekilde hiz- met eden bir iletişim aracı olarak sisteme karşı da mücadele eder, farklılıkların gündeme gelmesini de sağlar.

Örneğin, Ka- tolik kilise iktidarına ve monarşilere karşı matbaanın da katkısı ile basın oldukça başarılı bir mücadele aracı olmuştur. Bir Amerikan ulusu inşa etme sürecinde Amerikan İngilizcesi dili oluşturmak amacıyla sözlük, coğrafya-yer adları çalışma- ları yapılması bunun bir örneğidir Modern devlet ulusal aidiyeti etnik aidiyetin üzerine çıkart- mak amacıyla ortak dile yönelmek zorundadır. Modern devlet- lerde dil, ilk önce bir iletişim aracıdır ve nüfusunun tamamını or- ganize etmeyi hedefleyen siyasal otorite, ekonomik, toplumsal, 13 Gellner, Ulus ve Ulusçuluk.

Aytül Tamer Torun: 52 Türk Ulusçuluğu ve Dil: Harf Devrimi Tartışmaları siyasal ve kültürel yaşamın devam ettirilebilmesi için ortak-stan- dart bir dil oluşturmak zorundadır Ulus inşası, ulusal çerçeve içerisinde amacı, sosyal, bölgesel hatta siyasal ve kurumsal açı- dan farklı bölümlere ayrılan toplumu bütünleştirmek ve uyumlu hale getirmek olan bir türdeşleştirme süreci olarak tanımlanabi- lir.

Dolayısıyla dil, türdeşleştirmenin en önemli aracıdır. Günümüze değin değişik on alfabe kullanmışlardır. Türkçe, Türk halk kitlelerinin konuşma dili olarak var- lığını sürdürmüş, ancak Arapçanın ve Farsçanın egemenliği resmi yazışmalarda, edebiyatta daha doğru bir deyişle yüksek kültür üzerinde güçlü olmuştur. Arap alfabesi formunda da olsa birçok Arapça ve Farsça edebiyat eserinin Türkçeye çevrildiği görülür. Türk yazı dilinde deği- şiklikler görülmeye başlanır: saray ve aydınlar topluluğunda koyu bir Osmanlı-İslam sisteminin yer alması, Arap ve Fars dillerinin Türkçeye işlemesi.

Bu durum, yüzyıllardır göçebe hayat süren bir halkın dilinin, Türkçenin yetersiz görülerek küçümsenmesi ile tezahür eder. Bir yanda Selçuklular ve Anadolu beylikleri devrin- den başlayarak kendi doğal akışı ve gelişmesi içinde yol alan Türkçenin yoğun olduğu konuşma dili. Öbür yanda bu dilden ayrı Arapça ve Farsçanın ağırlığı ile oluşan Osmanlıca. Ancak matbaalarda Osmanlıca eser basılması- na izin verilmesi ve III. Ayrıca Millet sisteminde kesinlikle dil dayatması yoktu.

Buna rağmen Türkçe, Araplar, Kürtler, Pomaklar ve Arnavut- lar arasında oldukça yaygın kullanılmaktaydı. Bununla birlikte iktidarın da batılılaşma ve merkezileşme politikalarında kontrol ağını güçlü kılması için halkla iletişime geçmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla matbaalarda Osmanlıca eser basılmasına izin veril- mesi ve de gazete yayımlanması bu gereksinimin sonuçlarıdır. Eğitimin yaygınlaşması ve bilim-sanat kitaplarının herke- sin anlayabileceği bir dille yazılması gereğini savunur.

Hatta Latin harflerinin bu çer- çevede üstün olduğunu da belirtmiştir. İki öneride bulunur: a mevcut yazı şeklinde, harflerin alt-üstlerine işaretler koymak; b harfleri bitiştirmeyerek, ayrı yazmak.

Türkçedeki ünlülerin yeni işaretlerle karşılanmasını ve Arap harflerinin noktalarından kurtularak bir ıslah yapılmasını savunur. Ahundzade Türkçe için Latin alfabesinin alınması düşüncesinin gerçek öncüsü- dür. Ahundzade Mirza Fethali haricinde, bu dönemin aydınları dilde sadeleşmeyi savunanlar-savunmayanlar ya da yazıda değişim isteyenler-istemeyenler olarak gruplan- dırılabilir.

Abdülhamit döneminde yazı-dil tartışmaları azalır ancak tamamen kesilmez. Osmanlı aydınlarının tepkilerine rağmen milliyetçi Arnavut gençleri arasında yeni yazı hızla yayılır. En önemlisi, Türkçülük açısından önemli bir isim olan İsmail Gaspıralı ta- rafından geliştirilen Arap harfleri temelinde Türkçe fonetiğine uygun imladır. Yayımladığı Tercüman gazetesindeki bazı makalelerini de aynı imla ile yazmıştır.

Aytül Tamer Torun: 58 Türk Ulusçuluğu ve Dil: Harf Devrimi Tartışmaları Dönemin gazetelerinde dilde ıslah çalışmaları ve sadeleş- me ile ilgili tartışmalar görülür. En bariz örnek, Arap harfleri- ne bağlı kalarak ıslah yapılmasını savunan Namık Kemal ile yeni bir alfabe sistemi öneren Mirza Melkom Han arasındaki tartışmadır. Ama bu bir uyanış olmuş, gelecek nesiller tartışma alanı oluşturur.

Meşrutiyet döneminde mevcut alfabe konusundaki tartışmalar ve dilde sadeleşme hareketleri yeniden canlanır. Bunda hem Arnavut örneğinin hem de Rusya kökenli Türk aydınlarının etkisi olduğu gibi, uluslararası eksende siyasal dengelerin değişmesi de etkilidir.

Aynı zamanda II. İs- lamcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük ve Batıcılık bağlamında cer- yan eden dil-yazı tartışmalarında temel eksen modernleşme ve ilerlemedir: Dilin Türkçeleştirilmesi, sadeleştirilmesi, ya- zım, terim, sözlük, gramer sorunu ve alfabe sorunu tartışılır.

Ancak eğer Latin harfleri alınamayacaksa, birbirinden ayrı ayrı ya- zılacak harf usulünün benimsenmesi gerektiğini dile getir- mişlerdir. Ne var ki birlikte harfleri değiştirmeden, işaretler ekleyerek ya da harf- leri ayrı yazarak ıslah çalışmaları yapılmasını ve böylece dilin daha kullanışlı bir hale getirilmesini savunurlar.

Bununla birlikte, hem dönemin bazı önemli aydınlarının düşüncelerine yer ver- mek hem de Cumhuriyet döneminde de düşünceleri ile ulus- çuluk açısından etkili olan düşünürlerin genel duruşlarını sergileyebilmek amacıyla isimler üzerinden harf tartışmaları daha detaylı ele alınacaktır.

Derginin ana düşüncesi özetle Osmanlı Türkçesi bütün Osmanlılar arasında konuşulan ulusal bir dil olacak ve dilleri ayrı ama gönülleri bir olan Osmanlıları aynı kutsal amaç etrafında toplayacaktı. Dergi kullanılan dil konu- sunda kendi içinde bile tutarlı değildi; Mehmet Emin Yurda- kul ve Ahmet Hikmet oldukça açık ve sade bir dille yazarken Arapça ve Farsça kalıplardan ve sözcüklerden vazgeçmeyen- ler de vardı.

Sonuçta Türk Derneği, üyeleri arasında düşünce ve amaç birliği bulunmadığı için bir etki alanı oluşturmadan, başarı sağlayamadan dağıldı. Ne var ki, Türk Derneği Dergi- si Türkoloji alanında çalışmak isteyenlere bir dönem merkez oldu. Dönemin dil konusundaki tartışmalarının gün yüzüne çıkmasını sağladı.

Genç Kalemlere göre de Arapça ve Farsça terkipleri atmak söz ko- nusu değildi. Genel olarak yazım sorununa zamanın çözüm bulacağı kanısındaydılar. Levend, Türk Dilinde Gelişme, ss Türkleri dilleri konusunda uyandırarak, ulus kavramı çevresinde birleştirmek ve Türk ulusunun tari- hine ilişkin araştırmalar yapmak, gençliğin dikkatini sosyal ve ekonomik sorunlara çekme amacını güdüyorlardı.

Önceki yıllarda dilde sadeleşmeyi, ulusal dil ve edebiyat kavramlarını eleştiren aydınların büyük bölümü Türkçülük hareketine katılmış, adı geçen dergilerde yazılar yazmışlardır. Türk Yurdu daha çok yükseköğretim gençlerine hitap etmekteydi, bu ne- denle İttihat ve Terakki desteği ile halka yönelik dergiler çıkar- maya karar verilmiştir.

Bu iki dergi halka anlayabilecekleri bir dille seslenerek onu ulus bilinci çevresinde birleştirmek ve bu yolla yalın dil davasını yaymak amacını güdüyordu. Dünya Savaşı yıllarında toprak kaybı- na ve Osmanlı unsurları arasında şiddetlenen ulusçu hareketlere karşı bir tepki olarak Türk ulusçuluğunun yoğunlaştığı görülür.

Bu süreçte, Türkçe kelimelerin hakim olacağı, sade bir dile yöne- lim artmış, yazı konusunda yeni oluşumlar görülmüştür. Meş- rutiyet sürecinde de üç siyasi görüş tarafında da desteklenen Dr. Dün- ya Savaşı sırasında kullanılır ancak oldukça problem yaratır; sonrasında uygulamadan kaldırılır.

Meşrutiyet döneminde yapılan tüm çalışmalar Arap yazı- sında herhangi bir değişim olmadan küçük eklemeler ve dilde sadeleşmeler üzerinde yoğunlaşır. Latin alfabesi konusunda dü- şünceleri olan Celal Nuri, Abdullah Cevdet gibi aydınlar da Arap- çada olduğu gibi Türkçeye uyumlu hale getirmeden Latin alfa- besini almayı düşünmüşlerdir.

Tanzimat ve İttihat ve Terakki Fırkası dönemi dil çalışmalarının temelinde toplumsal bir ihtiyaç yatmadığı gibi, sanayileşme sürecinde işçi sınıfının okuma-yazmaya sevk edilmesi nedeni de yoktur. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti ku- rulduktan sonra ortak bir dil oluşturmak için çalışmalar yapıl- ması modern, ulus-devlet olma sürecinin en belirgin öğesidir. Yeni meclis Türk devletine ve halkına daha ulusal, laik ve modern bir karakter vermek amacıyla yeni tasarılar hazırlar.

Aynı zamanda dini deyimleri ve atıfları da kaldırmak üzere değişiklikler yapılır. Türkiye böylece hukuken ve anayasal ola- rak kanunlarında ve işlerinde laik ve modern bir devlet olmuş olur. Bu bağlamda, B. Lewis Latin alfabesinin kabul edilmesinin en büyük nedeninin Doğulu ve Müslüman kimliğin son özdeş- liği olarak Arap alfabesinin laikleşme önünde oldukça güçlü bir engel olarak görülmesi olduğunu dile getirir.

Bu konu Harf Devrimi konusundaki tar- tışmaları inceledikten sonra ele alınacaktır. Cumhuriyetin kuruluşu siyasi platformda birliği ya da da- yanışmayı sağlamadığı gibi cumhuriyet ve laiklik adına atılan adımlar —saltanatın ve hilafetin kaldırılması- birçok muhalif sesin yükselmesine yol açar.

Muhalif seslerin bir kısmı demok- ratik yollarla sesini mecliste ve basında duyurmaya çalışır. Takrir-i Sükûn Kanunu, iktidara sadece doğudaki isyancı grupları değil, Ankara, İstanbul ve diğer merkezlerdeki siyasi muhalif güçleri de susturmak için kanuni yetki verdi: Terak- kiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı; muhalif basın denetim altına alındı; önde gelen gazeteciler tutuklandı. Zaman zaman hukuk kurallarına aykırı hareketlerde bu- lunuldu.

Sonuçta iktidar inşa edeceği yeni devlet için istediği siyasi ve toplumsal ortama kavuştu. Evet- alem-i İslam ne der; işte bu kabus!!! Bu taf- silattan sonra kendilerine bir sual iradına müsaade buyurma- larını Karabekir Paşa hazretlerinden rica ederim: Biz yalnız Müslüman mıyız? Yoksa hem Türk hem Müslüman mıyız? Eğer biz yalnız Müslüman isek bize Arap harfleri ve Arap dili lazımdır.

Ve ilim olarak Kuran yetişir. Bunu yanında milliyet ve kavmiyet kavgaları ve davaları yoktur. Eğer Türk isek bir Türk harsına muhtacız. Bu hars ise her şeyden evvel dilimiz- den başlayacaktır.

Çünkü harflerimiz buna manidir. Çocuklarımız mekteplerde üç sene, dört sene çalıştıktan sonra da doğru okuyamazlar. Çocuklarımız değil, hiçbirimiz her kelimeyi doğru telaffuz ettiğimizi iddia ede- meyiz. Böyle lisan, böyle tahsil olur mu? Bizi şimdiki harflere bağlayan şey nedir? Bu harfleri kullanmak için hiçbir mecbu- riyet-i diniye yoktur. Milli harflerimiz de değildir. Aytül Tamer Torun: 66 Türk Ulusçuluğu ve Dil: Harf Devrimi Tartışmaları yazma öğretmek suretiyle elde edebileceğimiz namütenahi uçsuz bucaksız, sonsuz faydaları neden istihfaf ehemmiyet vermeme ediyoruz.

Türkçenin sadeleşmesini, yeni bir form kazanma- sını ister ancak harflerde bir değişiklik veya Arapça, Farsça kelimelerden arındırılması yönünde bir düşünce ileri sürmez: Dilimizi anlam bakımından çağdaşlaştırmak, terim yö- nünden ise İslamlaştırmak, gerektiği gibi dilbilgisi ve imla konularında da Türkleştirmek gereklidir Arapça ve Acemce tamlamalar, çoğullar, edatlar, fiil çekimleri dilimizden çıkarıl- malıdır. Eğitim bütçesine oldukça büyük katkılar yapıldığı halde hal- kın hala okuma yazma bilmediğini söyleyerek tek nedenin harfler olduğunu, Arap harflerinin Türkçeyi yazmaya uygun 51 Hüseyin Cahit Yalçın.

Türk milleti şu asır-dide cehaleti atmakla kendisini kurtarabilir. Maarifi en kolay, en çabuk surette neşir ve tamim etmenin yegane çaresi Latin harflerini kabul etmekten ibaret- tir. Aynı zamanda Türkçede karşılığı olmayan yabancı kelimelere de karşılık bulunmasının önemli olduğunu vurgular. Dildeki değişikliklerin evrim yolu ile gerçekleşebileceğini savunan Celal Nuri ancak bu şekilde geçmişin geleceğe taşınabileceğini ifade eder.

İstanbul: İkdam Matbaası, Garplılaşmak ve yenileşmek, milletimizden milli ana- nelerimizden tecrid etmek değildir. Üzerimizdeki şark libasını değiştirir va garplılaşmaya çalışırken bünyemizin müteessir olmamasına dikkat etmek borcumuzdur.

Kongrede Latin alfabesini kullanan Azeri aydınları, değişimin faydalarını dile getirirler. Mithat Sadullah, 29 harfli bir alfabe oluşturduğu La- tin Harfleriyle Türkçe Elifba Tecrübesi adlı bir kitap yayımlar. Bu çalışmaların hepsinde teorik tartışmalar- dan uzak Latin harfleri Türkçeye uygun hale getirilerek alfabe önerileri yapılmaktadır.

Akademik dergilerde ve gazetelerde farklı öneriler, bun- lara yönelik karşılıklı eleştiriler yayımlanır. Latin harflerinin kabulüne karşı olanların genelde Akşam gazetesi çatısı altında toplandığı görülür. Kabul edersek menfaati- miz nedir, kabul edersek zararımız ne olabilir? Bu mesele etrafındaki nokta-i nazarınızı lütfeder misiniz?

Latin harflerini Batı medeniye- tine dâhil olmanın zorunlu bir koşulu olarak görmenin yanlış olduğunu vurgular. İçtimai hadiseler üzerinde müessir olmak için kati surette içtimai düsturlara tebaiyet etmek mecburiyeti vardır. Bu düsturlara bigane kalanlardır ki ancak Latin harflerinin ka- bulüne taraftar olabilirler. Böy- le bir değişikliğin uzun vadede bir kültür buhranına yol aça- cağını savunmaktadır: Suret-i katiyyede bilmeliyiz ki Latin hurufatının lisanımıza tatbiki imkansız ve muzurdur.

Bunu tatbik, ya cebir yoluy- la defaten yahut yavaş yavaş terbiye yoluyla olabilir. Huru- fat meselesi Latin harflerini kabul etmek suretiyle halledile- cek olursa bu yolun bir devlet içerisinde dört beş aydan fazla ömrü olmaz71 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi olan Avram Galanti Bodrumlu de Latin harflerine Köprülü ve To- gan ile aynı gerekçelerle karşı çıkar.

Türkçeyi yazım ve dilbil- gisi açısından inceleyerek Latin harflerinin Türkçeye uyumlu olmadığını savunur. Bu noktada Japonların geleneksel alfabelerini koruyarak hızla modernleşmeleri, teknolojide ilerlemelerini örnek verir. Türkçe Konuş! Ne var ki, bütün Türklerin kullanabileceği yeni bir lisan oluştur- mak arzusunda olan İsmail Şükrü bu konuda teoriden öteye geçemez, örnek bir alfabe sunamaz.

Fakat şimdi istediğimiz bütün Türk kabilelerine şamil bir medeniyet, umumi bir hars meydana getirmektir. Bunun için yegane vasıtamız dili birleş- tirmektir. Evvelen fenni ıslahatı Türkçeleştirmelidir. Türk kabileleri- nin mütehassıslarından bir dil encümeni oluşturulmalıdır. Bu sahada neşriyatta bulunacak bir heyet teşkil edilmeli, müşte- rek hikaye, masal, efsane, halk şarkıları Türkçe neşredilme- lidir.

Bütün Türk kabilelerinin anlayabileceği bir dilde Türk tarihi, Türk coğrafyası, orta mektepler için ders kitapları neş- retmelidir. Türklük esaslarını ilmi ve fenni tarzda tahkikat ve tetkikat edecek ve ahali meyanında da fikri tamim için hafta- lık bir Türkçe gazete neşredilmelidir. Ulus ile dil arasında bir ilişki bulunmadığını ileri sürerek, son yıllarda dil alanında yapılan çalışmalarla Türkçenin oldukça mükemmel bir hal aldığını bu nedenle harfleri değiştirmenin külfet ol- duğunu vurgular.

Avni Başman , bir yandan Latin harfleri- Ayaz İshaki. Lisanımızın beynel- milel intişarının kolaylaşacağı kasdediliyorsa latin harflerini kabul etmemiz yalnız başına bunu temin etmez. Emre, Japonların da Latin harflerini kabul etmek için komisyon kurduklarını, yayınlar yaptıklarını ancak siyasi iktidarın tutucu bir şekilde engel olduğunu belirtir. Türk devriminin başarı ile devam etmesi için bu yazı değişikliğine ihtiyacı olduğunu, daha önceden yapılan ıslah çalışmalarının okuma yazmayı ve gazete, kitap okuma oranını arttırmak açısından bir fayda göstermediğini vurgular.

Temel nokta Arap harflerinin Türk- çeye uygun olmamasıdır. Harf Devrimi Tartışmaları Işığında Türk Ulusçuluğu Cumhuriyet devrimleri, yeni siyasal rejim, yeni bir devlet, yeni bir toplum olma zorunluluğu sorunuydu Her devrim bir sonrakinin yolunu açıyordu. Kongresi yapılır. Yeni bir devleti, ulusçuluk temelli bir devleti inşa etmek için gerekli olan ulus sayılarak, gelecek adımlar bu belirlenen ulusa göre atıldı.

Aytül Tamer Torun: 78 Türk Ulusçuluğu ve Dil: Harf Devrimi Tartışmaları sistematik bir hazırlık yapıldığının, bilimsel yaklaşıldığının göstergesidir. Romantik ulusçu- luğun en önemli iki öğesi dil ve dindi. Kemalist devrim dini kimliği geriliğin nedenlerinden biri olarak gördüğü için sarı- lacak tek bir öğe kalıyordu: dil. Harf Devrimi ile bu yeni kimli- ğin ilk ve en önemli unsuru olan dil yaratıldı.

Latin harflerinin kabulü etrafında dönen tartışmalar cumhuriyetin kuruluşun- da varolan ulusçuluk akımlarını değerlendirmek açısından kaynaklık eder. Sunulan tartışmalar ışığında üç farklı kesim ortaya çıkmaktadır: Muhafazakar Türkçüler, Batıcı Turancılar ve Kemalist Türkçüler. Cumhuriyetin kültür devrimlerinin nihai amacı ulusçuluk ile batılılaşma arasında laiklik çizgisi üzerinde mutlak birleş- me, sentez oluşturmaktı. Cumhuriyet döneminin dil ve kültür politikaları bir yandan batılılaşmanın gereği olarak sunulan köklü zihniyet değişiminin diğer bir yandan da ulusal birlik ve bütünlük kaygılarının etkisi altında şekillendi.

Birinci grup Ziya Gökalp etkisi altında dil meselesine yaklaşır. İstanbul: Adam Yayınları, ; Sami N. Batılılaşmadan önce ulusal kültürün yeniden ortaya çıkarılması, güçlendirilmesi ve ardından medeniyetin kültüre aşılanması gerektiğini dile getirir.

Ancak ulusal kültür ortaya çıkarılırken geçmişe bağlı kalmak gerektiğini vurgular. Bilakis özellikle kültür konusunda tutucu olduğu söylenebilir. Fuad Köprülü, Necip Asım ve Ali Seyyidi bu görüşü des- tekleyerek Latin harflerine ulusal kültüre ve dile uygun olma- dığı gerekçesi ile karşı çıkarlar. Avni Başman da bir yandan Kemalist devrimleri desteklerken bir yandan da dilde değişik- lik gerekmediğini, bunun medeniyetten ayrı bir konu olduğu- nu savunur.

Çağdaşlaşmak ile Latin harfleri arasında bir ilişki kurulamayacağını belirterek asıl önemli olan çalışmanın ulu- sal kültürü diriltmek olduğunu vurgularlar. İslami vurgu dışında ulusal kültür ve Türkçülük konusunda aynı fikirlere sahip olan Galanti geçmişle bağların koparılmaması gerektiği- ni, ilerlemenin yazı ile alakalı olmadığını savunur. Zeki Velidi Togan da aynı noktada Latin harflerine karşı çıkar ancak onun temel sorunsalı bu değişikliğin kültür buhranına neden olacağıdır.

Devrim değil evrimden yanadır. Batılılaşmanın gerekli olduğunu savunurken bir yandan Latin harflerinden daha iyi Turan kökenli bir alfabe yaratılabileceği- ni söylemesi farklı bir bakış açısı olduğunun kanıtıdır.

Turancılar arasında yine yüzünü batıya dönen ancak bü- tün Türkleri siyasal olarak olmasa da kültürel olarak Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında toplamak isteyen Ayaz İshaki de özellikle Rusya kökenli Türk ulusçularını temsil eder. Bütün Türkler arasında bir ortak dil oluşturulmasının gerektiğini an- cak bu şekilde Turan kültürünün yaşatılabileceğini savunur. Kemalist Türkçüler, ortak kimlik ve yurttaşlık üzerinden bir Türk ulusçuluğu oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Bu çerçevede hangi medeniyeti kabul ediyorsanız kültürünüzü de ona göre şekillendirmek zorundasınızdır. Ya balık, ya insan vardır. Geri bir memlekette medeniyet meselesi halledilmedikçe hiç- bir meselenin halledilemeyeceğini biliyordu. Diğer bir taraftan Kemalist Devrim de tam olarak İslam köklerinden uzaklaşmak istediği, modernli- ğin ana şartını laiklik olarak gördüğü için Müslüman dünyası ile bağlarını koparmak istemektedir.

Meşrutiyet döneminde dilde sadeleşmeyi, yazıda ıslah çalışmalarını ve yeni bir yazı sistemini eğitimde ilerleyebilmek için savunmuştur. Yeni alfabe sonrasında yapılan tarih ve dil çalışmaları ile yurttaş oluşturulmaya çalı- 96 Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul: Bateş, , s Bora , İstanbul: İletişim, , s Bu bağlamda Yusuf Akçura, ulusal tarih çalışmaları- na katkıda bulunarak, dil ve tarih eksenli modern-laik-ulusçu Türkiye inşasının ilk yıllarında önemli bir yer edindi.

Türkçeden bir Türkleştirme aracı olarak yararlanıyordu. Sonuç Dilin toplumsal ve ekonomik üretim süreçlerinin bir ürünü olduğunu unutmadan, öznel koşullara bu çerçevede yer ver- mek amacıyla, Türk ulusçuluğunun görünümlerini Harf Dev- rimi çerçevesinde inceleyen bu araştırmanın bulgularına göre, Türk ulusçuluğunun kuramını oluşturabilmek için ulusçuluk fraksiyonlarının belirlenmesinde Harf Devrimi tartışmaları önemli bir kaynak olmuştur.

Ancak Cumhuriyet öncesi tartışmalar ile sonrasın- dakiler arasında çok önemli, temel farklılıklar bulunmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşu ardından da bu tartışmalar olduk- ça yoğunlaşarak devam etmiştir.

Meşrutiyet aydınları da tüm ilericiliklerine rağmen, kökten bir değişimi, bir Türkçe alfabenin yaratılma- sını uzak bir ütopya olarak görmüşlerdir. Bu nedenle kendinden öncekilerden hem anlayış hem de uygulama çerçevesinde tamamen farklıdır. Günlük bir ihtiyaç değil bir ideolojinin ürünü olduğu için, uygulama- ya sokulduktan sonra da bu ideolojinin var oluşunun mihenk taşlarından biri olduğu için bir devrimdir. Kemalist devrim yurttaşların ulusal kimlik duygusunu İslam ve mu- hafazakârlıktan uzak, daha geniş bir yurttaşlık kapsamı olan, laik ve modern bir kimlik bağlamında inşa etmeye çalıştı.

Harf Devrimi ile bu yeni kimliğin ilk ve en önemli unsuru olan dil yaratıldı. Bu bağlamda Harf Devrimi bir başlangıç, bir dönüm noktasıdır. İstanbul: İkdam Mat- baası, Avram Galanti, Vatandaş Türkçe Konuş! Elifba Komisyon Raporu, Febvre, Lucien — Martin, H. Gündüz, Mustafa, II. Hobsbawm, Eric J. Türk Devrimi. Transkripsiyon Ö. Ortaylı, İlber, Gelenekten Geleceğe, 8. Baskı İstanbul: Ufuk Kitapları, Özerdim, Sami N.

Yazı Devriminin Öyküsü, İstanbul: Cumhuriyet, Smith, Anthony D. Soysal, A. Bora Ed. Tamer, Aytül — Bozbeyoğlu, Ç.

Yazarın Milli Müca- dele dönemi edebiyatı içinde değerlendirilen üç romanı vardır. Bu romanlar belgeye dayanma kaygısından uzak olmakla birlikte gerek dönemin tanığı, gerekse yazar ve aydın olarak üstlenilen bir misyonu belgelemek bakımından önemlidir. Olaylar tarihte yaşandığı biçimiyle gelişir. Gerçek Kuvayi Milliyeci Osman Efe, başıbozuk ve soyguncu diğer iki çete reisiyle güçlerini birleştirerek işgale direnir. Vatan kavramı fikir ve duygu olarak romanın başkişisinde ve sayılı birkaç kişide mevcuttur.

Author has three novels which are appreciated in the National Liberation Movement. Although these novels are free of concern of being do- cumented, they are important for a person who, as a witness of the period and an author and an intellectual, substantiates the missions undertaken.

Events progress in the way they happened in the history. Bir devrin kapanması, yeni bir dönemin başlangıcı gibi kritik gelişmeler savaşların ardından yaşanan tipik olgular- dır.

İnsan ve toplum hayatındaki bu sancılı süreçlerin önemli izleri, derin etkileri, birikimleri zamanla sanat ve edebiyat- ta yansımalar gösterir. Kurtuluş Savaşı da gerek iç gerek dış gelişmeler bakımından Anadolu toplumunu dönüştüren bir savaştır. Toplumun yeniden var olma mücadelesi olarak sos- yal ve siyasal açılardan zaferle sonuçlanmış bir dönemeçtir.

Bu sürecin etkileri olaylar sürmekteyken edebiyata güçlü bir biçimde yansımaya başlamıştır. Örnek olarak bkz. Eserlerinde uzun, ağır ve zincirleme savaşların yaralarını sarmaya, yüzyıllardır süregelen yoksulluk, geri kal- mışlıkla başa çıkmaya çalışan kişiler ön plandadır.

Cumhuri- yet ve devrimler ile başlayan ilerleme sürecine rağmen henüz çözülememiş toplumsal sorunlara da bolca yer vermiştir. Günümüzde hakkında yapılmış akademik çalışma sayısı sınırlıdır. Roman ve öykülerinde olayları, durumları, gerçek- leri doğrudan vermeyi tercih etmiştir. Bütün olaylar, konular onun eserlerine girebilir. Dil, üslup ve konu bakımından ye- rel ve özgün olanı bolca kullanır.

Ayrıca bkz. Olay örgüsü akıcı bir anlatımla ağırlıklı olarak diyaloglar veya iç seslerle ilerler. Yazar nadiren kendini hisset- tirir. Okuyucu esas olarak öykü-roman kişilerinin konuşma ve düşüncelerini izler. Kritik dönemlere tanık olanlar yaşadıklarını kendilerinden sonra gelenlere aktarma misyonu ile edebiyat ve sanat kaygısı taşımaktan uzak olabilirler. Tarus tam da böylesi bir aydın-ya- zar kimliği ile ülkesinin yıkılışına ve küllerinden yeniden do- ğuşuna tanıklık etmiş, siyasal, sosyal ve mesleki gözlemlerini kalemi ile dile getirmeye çalışmış bir kuşağa mensuptur.

Bu kuşağın ilericilik, gerçekçilik, sorunları irdeleme, toplumu aydınlatmayı üstlenme gibi birçok ortak özelliğini bünyesin- de barındırır. Cumhuriyetle başlayan aydınlanma ve kalkın- ma hamlesine yazıları ile katkıda bulunma çabası içinde ol- muştur. Yalnızca Millî Mücadele dönemi değil, Cumhuriyeti oluşturan devrim sürecini de yaşamıştır.

Bu özelliği Türk edebiyatının realist ve natüralist yönde gelişme gösterdiği zaman dilimi ile yakından ilgilidir. Realist eserlerin kuru gerçekçi, sanattan edebiyattan yoksun görülmesi, yansıttıkları çıplak gerçekliğin değerini göz ardı ettirmemelidir. Realist eserler işlediği döneme ilişkin ciddi malzeme birikimi barındırmaktadırlar.

Yazarımız da, sanatçı titizliği ile sanat adına bir gayret içinde olmamıştır. Yazar edebiyat ve gazete çevresinde muhalif kişiliği ile ta- nınmaktadır. Kendisi muhalif olmadığını, sadece görüşlerini dürüstçe dile getirdiğini ifade etmektedir. İleti- şim Yayınları, İstanbul , s. Türk romanında toplumsal ko- nular Kurtuluş Savaşından sonra ağırlık kazanmıştır. Anado- lu gerçeğini ön plana alma eğilimi, kimi yazarların sanatkârlık yönlerini, sosyal sorunların gölgesinde bırakmıştır.

Vatan Tutkusu Yazarın Millî Mücadele dönemi edebiyatı içinde değerlen- dirilen üç romanı vardır. Vatan kavramının millî yönü o sıralarda toplumcu gerçekçi bir anlayışla Anadolu ve köy ger- çeğine yönelen edebiyat açısından gerilerde kalmıştır. Vatan iç ve dış düşmanlardan kurtarılmış, uğrunda ölünecek yer ola- rak ön plana alınması gereken tema olmaktan çıkmıştır.

Bu tür romanlar belgeye dayanma kaygısından uzak ol- makla birlikte, gerek dönemin tanığı, gerekse yazar ve aydın olarak üstlenilen bir misyonu belgelemek bakımından önem- lidir. Kendisinden başka, o günlerde çocuk yaşta olan iki üç hikayecinin bu görev için kolları sıvadığını belirtir. Roman kişileri olağanüstü bir dönemin ve olayların insanları- dır ve dönemin koşullarına uygun karmaşa, belirsizlik ve gü- vensizlik içindedirler.

Ancak bu dönemin bir gerçeği olarak millî mücadeleye atılanlar, öncelikle ve çoğunlukla içerdeki düşmanlarla savaşır. Vatanını sevenler vatandan çok kendi çıkarını düşünenlerle karşı karşıya gelir. Romanda da aynı gerçeklikle, okuyucuya unutturulmamak istercesine, yer yer karşılaşılır. Roman ilerledikçe bu durum netleşir. Çerkez Ekrem, bir köyde kabadayı hayatı yaşayan, padişah yanlısı bir çete reisidir.

Durdu ise Ekrem aracılığı ile Osman ile temasa geçen soyguncu ve başıbozuk diğer çete reisidir. Yazar bu gibi çete mensupları- nın kimlerden oluştuğunu göstererek dönemin çok önemli bir ipucunu da okuyucuya vermektedir. Bu çeteler dünya sava- şının sonlarına doğru askere alınmış, Mütareke ile dağıtılan 19 Hükümet Meydanı, s.

Kemal istihbaratı kuvvetli ve eğitimli olması nedeniy- le kurulacak Kuvayi Milliye çetesinin vazgeçilmezidir. Osman onun okumuşluğuna saygı ile karışık bir önem vermektedir. Kemal halktan ve kasabanın zengin- lerinden gerekli mali desteği sağlayan oldukça zeki biridir. Vatan duygusu bu derece derindir. Nitekim romanın sonuna doğru kararları daha çok bu Kâtip Kemal verir.