TARIK AKAN ANNE KAFAMDA BİT VAR. 12 Eylül Anıları > 3 - PDF Free Download

52247

D erin b i r sessizlik kapladı ortalığı. B uradaki hücrelerin hepsini boşaltıyoruz. Deh­ şete kap ı lmıştım. Uykumun en derin yerinde bacaklarıma bir tekme y edim.

Anne Kafamda Bit Var - Tarık Akan Can Yayınları sesli kitap - Sesli Kitaplar Yeri

Sayfa·· MB·20, İndirme·Türkçe·Yeni! Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk'un üzerinde altı yıl. Tarık Akan - Anne Kafamda Bit infoartropodos.es Emre Olkun. Bukitabın ilk basımının geliri, yazarı tarafından Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'na bırakılmıştır. Orada olan 'burada' diyor, adı oku nup da yanıt çıkmadığında nerede olduğunu bi len birileri onun adına, 'sorguda' diyordu. Adı okunanın sorguda olup olmadığını. Tarık Akan'ın Anne Kafamda Bit var isimli kitabını okuyanların geneli beğendiklerini söylediler. Sizlerinde kitap istek bölümümüze yazdıklarını sürekli. Tarık Akan - Anne Kafamda Bit Var e-kitabını ücretsiz indirebilirsiniz. 'den fazla ücretsiz e-kitap Hattusa'da.

anne kafamda bit var pdf. S uları yatağın orta y eri­ ne, çiş kutularını da ayakucuna koydum; zaten hep böyle yapılıyordu.

"Anne Kafamda Bit Var: 12 Eylül Anıları PDF ile böyle değildi - hiç de öyle değildi. civarında, düzenli olarak Adobe'yi ziyaret ettim, onlarla PDF formatında. Anne Kafamda Bit Var Pdf İndir. Çocuk sanırsın oysa çoktan masumiyetini kaybetmiş bir dünya da bekçiyiz. Geçer sanırsın, kalmaktan çok daha beteriz bilmez. 1 2 TARIK AKAN ANNE KAFAMDA BİT VAR 12 Eylül Anıları , Can Sanat Yayınları Ltd. Şti. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa. Anne Kafamda Bit Var (12 Eylül Anıları) – Tarık Akan. yanıt yok. Başa dön. mobil masaüstü. infoartropodos.es sitemizde bulunan tüm dosyalar farklı. “Bavulla şubeye gitmek istemiyorum. Yan ceplerinden birinde telefon defterim var​, onu yok et.” Yolcular birer ikişer uçağı terk etti. Çevremdekilere baktım. Halit.

Anne Kafamda Bit Var Pdf Kitap İndir – Tarık Akan, pdf indir, bedava indir

View Tarık Akan - Anne Kafamda Bit infoartropodos.es from MMC at Izmir University of Economics. Bu kitabın ilk basımının geliri, yazarı tarafından Nâzım. Anne Kafamda Bit Var & 12 Eylül Anıları yayını türkçedir. Anne Kafamda Bit Var & 12 Eylül Anıları kitabını infoartropodos.es dan PDF, Epub veya.anne kafamda bit var pdf Anne Kafamda Bit Var - Tarık Akan tarafından Can Yayınları e-Kitap • Çevrimiçi Kitaplar ™. Anne Kafamda Bit Var PDF. Tarık Akan. Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın. Uçak havaalanına yaklaşırken. PDF Torrent bir web sitesi bir kuruş ödemeden indirmek için ücretsiz e-kitap bir sürü var Anne Kafamda Bit Var - Tarık Akan Can Yayınları indir. EBooks'u ücretsiz olarak PDF, epub, Mobi ve diğer dosya türlerinden indirebilirsiniz. e-Kitaplar İndir Anne Kafamda Bit Var - Tarık Akan e-kitap indir bedava. Kitap ismi Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları olan ve birden çok kitap sever aracılığıyla aranan Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları.

anne kafamda bit var pdf.

Bir format seçin: Anne Kafamda Bit Var. Tarık Akan. Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın. Uçak havaalanına yaklaşırken Müjdat. Tarık Akan tarafından kaleme alınan Anne Kafamda Bit Var & 12 Eylül Anıları pdf oku isimli sayfadan oluşan kitap; CAN YAYINLARI yayınevinin 22/3/

Eki - Kitap indir, PDF indir, PDF kitap İndir gibi aramalarınızın en doğru Hayatla Ilgili Alıntılar, Hayat Dersleri, Anne Tavsiyesi, Okunacak Kitaplar, Edebiyat Üstelik buna örnek olarak gösterebileceğimiz çok da güzel iki örneğimiz var. Sesli Kitaplar Yeri Tüm okuyucular için sesli kitap dinleme klübüdür. Anne Kafamda Bit Var - Tarık Akan Can Yayınları sesli kitap - Sesli Kitaplar Yeri.   anne kafamda bit var pdf Sitemizde çok çeşitli kitaplar bulabilirsiniz. Anne Kafamda Bit Var - Tarık Akan aşık olmuş ve birçok okuyucu nesiller arasında popülerlik kazanmıştır. Yıl içinde. Tarık Akan tarafından kaleme alınan Anne Kafamda Bit Var & 12 Eylül Anıları pdf oku isimli sayfadan oluşan kitap; CAN YAYINLARI. Amotor porno indir Anne Kafamda Bit Var, o zorlu günlerin bir tutanağı. Bu kitapta anlatılanlar, özellikle 'lerin ikinci yarısından başlayarak Türk sinemasının nitelikli filmlerinde. Tarık Akan Anne Kafamda Bit Var – Pdf – E-kitap – indir. Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın.

anne kafamda bit var pdf

Dosya Adı: Tarik Akan - Anne Kafamda Bit infoartropodos.es Dosya Boyutu: MB (​ bytes) Dosyayı Şikayet Et! Yükleme Tarihi: Tarık Akan Anne Kafamda Bit Var kitabı ile 12 Eylül sonrası yaşadıklarını okurları ile paylaşıyor. KitapYurdu,10 TL e-kitap,pdf,epub: *.  anne kafamda bit var pdf Sizin İçin Seçtiğimiz E-Kitaplar. TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE · Anne Kafamda Bit. Kitabım Yazarı: Tarık Akan. Kitabın özeti: Her şey, Tarık AKAN' ın yurt dışından dönüşünde, hava alanında tutuklanması ile başladı. 80 darbesinin hemen.

PDF Online Anne Kafamda Bit Var

Hi, Book lovers, welcome to the Paradise of Books. You are looking for the link that works to access Anne Kafamda Bit Var for free, one of the.  anne kafamda bit var pdf  

anne kafamda bit var pdf. Anne Kafamda Bit Var & 12 Eylül Anıları pdf oku kitabı pdf indir – Epdfkitapoku indir

  anne kafamda bit var pdf  Gamze özçelik kiminle evli 2020

anne kafamda bit var pdf

Yan ceplerinden birinde telefon defterim var, onu yok et. Sinema sanatçısı Tarık Akan, 80 askeri darbesinin hemen ardından, başlarında Almanya da yaptığı bir konuşma yüzünden yurda dönüşünde tutuklanır.

Bu tutuklanmanın nedeni, sağcı bir gazetenin manşete çıkardığı yanlı ve yalan haberdir. Böylece, uzun bir yargılanma süreci başlar. Siyasi Şube, sorgulanmalar, itilip kakılmalar, aşağılanmalar, soğuk hüçreler, bitli-fareli koğuşlar, sağcılar, solcular, devrimciler, TKP liler, idamlıklar.

Ününün doruğundaki Tarık Akan ın aylar boyu içinde bulunacağı ortam budur. Uzun zaman sonra aklanıp özgür kalan Tarık Akan, aradan yılar geçse de o günlerin baskılarını, acılarını unutamaz, tek çıkış yolu, yaşadıklarını yazıya dökmektedir. Ane Kafamda Bit Var, o karanlık dönemin bir tutanağı gibi. Son yirmi yıldır toplumsal içerikli filmlere yönelen ünlü sinema adamının az bilinen bir yönünü ortaya çıkaran anılarda ayrıca Şerif Gören den Atıf Yılmaz da, Orhan Apaydın dan Barış Derneği Davası na kadar pek çok tanınmış ada ve önemli olaya yer verilirken, Yılmaz Güney cezaevindeyken gizli saklı çekilen Yol filminin bütün serüveni de dile getiriliyor.

Yağmur Kesiği-Uğur Yücel Lefteri üç gün toprak altında kalmıştı. Anne Kafamda Bit Var, o karanlık dönemin bir tutanağı gibi. Son yirmi yıldır toplumsal içerikli filmlere yönelen ünlü sinema adamının az bilinen bir yönünü ortaya Kitabında Tarık Akan Darbe dönemi ve sonrasında başından geçen olayları, fazla betimlemelere girmeden öz bir şekilde, yalın bir dille anlatmış.

Anne Kafam Bit Var kitabı ile işte bu anıları okuyoruz. Gizli saklı çekilen ve yasaklar ile mücadele eden filmin hikayesi de oldukça etkileyici. Anne Kafamda Bit Var - Tarık Akan web sitemizde ücretsiz olarak okunabilen bu harika kitap hakkında başka neler eklenebilir? Büyüleyici edebiyat ve ilginç kitapların portalı 8 hikayesi ve literatürün gelişmesine katkısı, web sitemizden çevrimiçi olarak okuyun veya ücretsiz indirin. Uzaklar-Can Dündar Nasıl da davetkâr bir isim Uzaklar.

Bu teknenin adı sizin de ruhunuzun yelkenlerini şişirmiyor mu? Sizin de aklınızı çelmiyor Roterdamlı Erasmus - Stefan Zweig Her koşul altında iç özgürlüğünü koruma uğrunda çaba harcamak, kimsenin efendisi olmaya kalkışmamak, fakat kims Kum taneleri secde ediyor, çöl ağlıyordu.

Yazar: Can Yayınları indir. O Muydu?

  Anne Kafamda Bit Var Özet

Çok yorgundum. Gecenin üçü ya da dördü ol­ mal ıydı. Ortalık sakin görünüyordu. Adının T. Zaten evdeki arama boyunca v e Müj dat'ın evin­ den bavulu almamız sırasında telsizle olup biten­ den sürekli haberli kılınmıştı.

B irkaç saat önce b eni yüreklendi­ ren, sabaha çıkarsın, diyen adam o değildi sanki. E l i m deki bavulu işaret ederek, " Onu şuraya bırak," dedi, sonra poüse döndü: " Tarık'ı aşağıya alın.

Tek kal sın. Yanından ayrılmadan önce, polise, " Sert yapma, gözünü bağlamana gerek yok," dedi. Kolumdan tutan polisin yol göstermesiyle, önce eşyalarımı bıraktığım, sonra da bavul kova­ lamacasmdan önce birkaç saat beklediğim odalar­ dan geçtik. Koridor bitti, geniş b i r kapı açıldı. Döner merdivenlerden aşağı in dik. Bu kez büyük, demir bir kapının önünde durduk. Polis kapıya vurdu. D emir kütl e n i n orta y erindeki gözetlerne kapakçığı açıldı, b i r i s i bize baktı, sonra kapı açıl­ d ı , elinde kahn b ir sopa tutan b i r adam b elirdi.

İ çeri girer girmez dayanılmaz b i r koku duydum. Poli sin k aldığı odacık solda, kızl arın kal dığını sonradan öğreneceğim h ücrel erin uzandığı taraf­ taydı. On-on i k i hücre de sağ yanda vardı. Polisin odasının karşısında bir hücre daha ol duğunu gör­ müştüm; içeri de tahta b i r ranza vardı ve hücrenin kapısı y oktu. İ k i pol i sle b i r l i kte bir süre polisin odasında oturduk.

S ürekli i mal ı sözler ediyorlardı , s anki hafiften sorgulanıyordum. Sopalı polis arada dal­ ga geçiyordu. Y orgundum. Onlara da söylemiş­ tim : " Yorgunum, " demiştim. B eni getiren polis y arın çıkacağımı söyledi. Sopalı olan da oldukça ıl ımlı davranıyordu.

Saatin kaç ol duğunu artık kestiremiyordum. B i r süre sonra b eni karşı daki kapısız hücreye koydular. B irtakım sesler duyuy ordum , ama gözlerimi açamıyordum. Yeni­ den uykuya daldım. Uykumun en derin yerinde bacaklarıma bir tekme y edim. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Tam küfrü basacakken birden nerede olduğu­ mu anımsadım.

Duvara çarpmış g i b i durdum. Yel­ kenl erim suya i n d i. Basımdaki pol i s avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Toparlanamadan bir y umruk da mideme yedim; ranzaya çöküp kaldım. Polis kolumdan tuttuğu g i b i beni açıklığa savurdu. Sü­ rek l i de küfrediyordu: " B unun ne ayrıcalığı var? K i m koydu bunu buraya? Polis beni duvara çevirdi; bir yandan küfür ediyor, bir yandan da fotoğrafçıya fotoğraflarımın çekilmesini, parmak i z l er i m i n alınmasını emrediyordu.

Komiser olduğunu dü­ şündüm. Fotoğrafçı beni evirip çevirdi. O ana kadar du­ vara dönük olan gözlerim, y erde oturmuş, yaşları y i rm i dolayındaki üç çocuğu g ördü sonunda. Bakışlarım, ekmek g i b i kabarmış ta­ banlarına takı l d ı. B akakalmışım. B ir ayak tabanı­ n ı n bu denli şişebileceğini aklım almamıştı. Deh­ şete kap ı lmıştım. Gözlerimi çocuklardan alamı­ yordum. Fotoğrafçı elime rakam lı b i r tabela tutuş­ turup sağlı sollu fotoğraflarımı çekti.

Bakışlarım hala çocuklardaydı. Ürkütücü ayrıntılar görmeye başlamıştım; şiş tabanıarda içlerinden sızan ka­ nın kuruyup siyaha dönüşmüş olduğu yarım ya da birer santimlik yarıklar vardı. Çocukların sa­ kalları uzamıştı. B i r i n i n elinde de bir şişlik oldu­ ğunu gördüm. Fotoğrafçı i ş i n i b it i r d i , yeni gördüğüm bir po­ lise seslenerek; " Tarık Ab i l y l e bir resmimizi çek, hatıra olur, " dedi.

B i r güzel fotoğraf çektirdik. Sonra bir fotoğraf da polisle. Fotoğrafçı, " Abi parmak i z i i çin gelecekler, " deyip g itti.

Polis b eni odasına soktu. Ortada pis bir masa vardı, üstü ekmek kırıntılarıy la doluydu. Odanın i k i tarafı tel örgülerle çevrilmişti.

Yumuşak başlı bir adamdı polis, adını söyledi : ". Bana sigara verdi. Gözüm, oturan çocuklara takılmıştı. Çenemi tutamadım, ço­ cuklara ne olacak, falan g i b i sözler söyledim. B uradan bakınca çocukları görebiliyordum. Küçücük, kot pantolonlu bir kız geldi. Sonra­ dan kızın tıp fakültesinde okuduğunu öğrendim. Hücreden iyice dışarı çıkmıştım. Kız, A. Kız, küçücük boyuy la çocuklardan b i r i n i aya­ ğa kaldırıp yere bastırmaya çalıştı. Dayanama­ dım, hücreye g i r d i m.

Ç ıktı m. Tanımadığım bir polis, beni iterek, " Ş u pezevengi dokuz numaraya at! Aradan ne kadar zaman geçtiğini kestiremi- y ordum ; uzun zamandır kendimde olmadığımı düşündüm. Doktor kız, çocukların ayaklarıyla i l g i lenir­ ken yanlarından geçip hücrelerin o lduğu koridora girdik. B irkaç çift göz gördüm. Polis b i r kapıyı aç­ t ı. Karanlıktı v e beter b i r s idik koku­ su vardı. Hücre leş gibi tuvalet kokuyordu.

Tek basmaydım. Bir süre sonra gözlerim ka­ ranlığa alıştı. Z emini seçebiliyordum. Her taraf ıs­ laktı. Kapının karşısına denk gelen elli -altmış santimetrekarelik kuru bir yer fark ettim ; oraya gidip çömeldim. Koku dayanılacak g i b i değildi. B u l unduğum yer i k i metreye b i r metre küçük bir odaydı. Çişim gelmiş, karnım acıkmıştı. Sigara is­ tiyordum. Kafam karmakarış ıktı. Hücreler­ den beş-altı tanesini görebi l iyordum. Sağ tarafta tuval et vardı.

Karş ı hücreden b i r çocukla göz göze geldim: " Abi hoş geldin," dedi alçak sesle. Yan hücredekilerle de selamlaştık, birbirimize el salladık. Herkes sakallıydı. B i rine, " Kaç gündür buradasın? H er an b i r i s i gelip beni alacak diye tetikte b ek l i y ordum. Ama gene de zaman geçmek b i l m i ­ y ordu. Ara sıra karşı hücredeki çocuklarla göz gö­ ze geliy orduk. Oturuyordum, kalkıyordum, çöme­ l iyordum, çömelmiş olarak uyumaya çalışıyor­ dum; olmuy ordu.

Zamanla başa çıkamıyordum. Dayanamadım, kapıya vurmaya başladım. Polise seslendim: " Arkadaş! B ir dakika bakar mısın? Polis bey! Memur bey! Çocuk­ lardan biri si, " Tarık Abi.

Abi sakin ol, d i kkatli ol , " diye uyardı. Kimse g elmem i şti. Çıldıracak g i b i oldum. Sa­ kinleşem iy ordum. İ çimde ayaklanan şey bir t ü r l ü y atışmıyordu. Gene karşı hücreden b i r i , "Polis bey deme abi, dayak yersin, amirim de, " dedi. Bu kez hem A m i r i mi demeye, hem de kapıya vurmaya başladım. Uzun bir zaman sonra A. Tam kapıyı kapatacakken araya g i r d i m : " Tuvalet şurada; hücrelerden kimse bakmıyor. Kapıyı kapatıp g itti.

K uru zemine çömeldim. B acaklarımı iyice s ıkıyordum; olmuyordu gene de. Çömelmek de kar etmiyordu. Yolu y oktu, hücreye işemeye karar verdim. Kapı­ n ı n üstünden y eniden koridora baktım, karş ı hüc­ redekilere alçak sesle seslendim: " Arkadaş, baksana yahu.

T uvaletinizi nereye yapıyorsunuz? B i r süre daha sabrettim, sonra hücreye işe­ d i m. B el l i olmasın diye kuru bölümü ıslatmama­ ya dikkat ettim. Ç i ş imin kokus undan rahatsız o lurum sanıyordum ama fark etmedim bile. İ çeri­ deki s idik kokusu zaten her şeyi bastırıyordu. Meğer çiş yapabilmek ne güzel­ miş, ne bulunmaz nimetmiş. O rahatlıkla çöme­ l i p biraz kestirmeye çalıştım. Zaman zaman ba­ şardım da.

Saati merak ediyordum. Sıkıntıdan patlayacak gibiydim ; sıkıntıdan, tedir­ ginlikten, meraktan. Her dakika koridora bakı­ yordum.

Arada bir hücre kapıları açılıp kapanı­ yordu, ama neler olup bittiğini göremiyordum. Her seferinde y erimden kalkıp baktım ama boşu­ na. Bir aralık çömeldiğim yerde gene uyudum. B ir hayli zaman geçti. Arada bir karşı hücredeki çocuklarla konuştuk. Polisin ayak seslerini du­ yunca hemen g eri çekiliyorlardı. Polis koridorda bas bas bağırıyordu: " Aranızda konuşanı görürsem ananızdan doğ­ duğunuza pişman ederim!

S u bile yoktu. Derken kapılar teker teker açılmaya başladı. Çocuklar önümden geçip tuvalete gittiler. S ıra be­ nim hücreme geldi, polis, "Üç dakikan var, çabuk o l , " dedi. Tuvalete gittim. Böyle tuvaleti askerde bile g örmemiştim. Ala­ turkay dı, içi ağzına kadar bok doluydu. Kokusu da görüntüsü de leş gibiy d i.

Bir kenarda, daracık bir oyuntunun ucunda bir lavabo vardı. İ ç i simsi­ yah olmuştu. S uyu açtım, ayaklarıma döküldü; la­ vabonun ortasında geniş bir çatlak vardı. E l i m i yüzümü yıkadım, kana kana s u i çtim. Tuvalet i ş i ­ mi de halledip dışarı çıktım. Kapıda bekleyen po­ lisl e birlikte i k i adım atıp hücreme girdim.

Gene y erime oturdum. Hafif hafif kaş ınıyordum ama doğrusu umurumda de­ ğ i l d i. Uyuklamaya başladım. K i m b i l i r ne kadar zaman geçtikten sonra uyandım, ayaklarım açılsın diye hücrede biraz dolaştım. Hücrenin duvarları boyunca, ayakları­ m ı n ıslanmasına aldırmadan yürüyordum. Za­ man geçiyordu herhalde. Dışarıda hiç ses y oktu, çıt çıkmıyordu. Herkes uyuyor, diye düşündüm; ben de uyudum. F ı rl adım ayağa kalktım. B i r i n i üstüme doğru ittiler. Genç bir çocuktu ; y i rm i -y i rm i b i r yaşlarında.

Kapıya baktım ; olağanüstü i r i bir polis hücre kapısın ı kaplamış d i k i l iyordu. E l l eri d e kocamandı. Ağa­ bey im de çok i riyan biridir, polisin i ri l i ğ i akl ıma y er ettiğine göre ağabeyimden b i l e yap ı l ıydı de­ mek, diye düşünecektim sonradan.

Polis, hücreye getirdiği çocuğa s ordu: " Sen neden geldin lan? Merak ve heyecanla izl iyordum. Ders çalışıyordum. Tıp fa­ kültesinde okuyorum. B en i aramıyorlar aslında, ab i m i arıyorlar; ama beni aldılar. B en de Hasan Hüsey in Şe­ ner. K i m m i ş lan Mehmet Şener? O ana kadar çocuğu çiğ çiğ y iyecekmi ş g i b i bakan p o l i s in tüm hırsı tükenm işti. B en araya g i r d i m ; öfkeyle: " B u çocukla b eni aynı yere koyamazsınız," dedim. Neden ka- lamıyormuşs un bununla? Bu insan değil m i?

Ayaklarım yer- den kesildi. Neye uğradığımı anlayamamıştım. Kafamı kol l uy ordum. Küfrün b i n i bir para tab i i. Mideme yediğim y umruğun ağrısını bede­ n i m i n her y erinde hissedebiliyordum. Derken kapı büyük b ir gürü1tüy l e kapandı.

Kafamı yavaş yavaş kaldırdım. Çocuk karşımda duruy ordu. Ba­ na bakıyordu. K u r u olan y ere çömeldim. Öylece duruy orduk.

Uzun bir süre hiç ses çıkarmadan bekledik. Sonra anlamsız, saçma sapan şeyler konuşmaya başladık. Zaman zaman gözlerimiz kapanıyordu, ama sürekli b i r b i r i m i z i kontrol ediyorduk. Yani ben sabah o l duğunu tah­ m i n ediyordum.

Hücre kapılarının teker teker açıldığını duy dum. B i r ses, bakkaldan b i r şey i sti­ yor musunuz, diye s oruyordu. Hücrelerden ek­ mek, beyaz peynir, süt, salam sesleri geldi.

B i zim hücrenin de kapısı açıldı. Bakka l , " Ne istiyorsunuz? Yan hücrelerden duyduğum şey lerin heps ini söyledim: " gram beyaz peynir, ekmek, gram sa­ lam, üç k u t u süt. B akkal yanımdaki çocuğa s ordu. Bakkaldan saatin sabah altı olduğunu öğren­ m i ş t i m. B i r süre sonra polis teker teker hücrele­ r i n kapısını açıp tuvalet z iyaretlerini başlattı. Hücrelerin tuvalet işi bitince bakkal erzakı dağıt­ maya başladı.

Açlı ktan perişan durumdaydım. Ye­ mekten başka bir şey düşünmüyordum. S ipariş­ lerim g elmişti. Aç kurtlar g i b i yemeye başladım. Çocuk bana bakıyordu. Gözü y ed i k l erimin üze­ rindeydi. Dayanamadım, onu da çağırdım. Kah­ valtıyı paylaştık.

Saatin sekiz buçuk olduğunu sandığım sıra­ larda, b i r polis sesi duyuldu. Yüksek sesle adlar okunuyordu. H er okunan ada kar ş ı l ı k hücreler­ den bir ses geliyordu. Kapı lar açılıp kapandı. Kapının üstünden izl iyordum. Ç ocukların üstü başı k i r l i y d i , aslında k i r l i değildi de leş g ibiydi; sakalları uzamış, yüzleri kararmıştı. Geneecikti hepsi. Can kulağıyla adımın okunmasını bekle­ d i m ; okunma d ı. Sonra sesler azaldı. S essizlik ge­ ne her yere y ay ı l dı. B irden kapı açıldı.

H emen ayağa kalktım. Polis, " S en g el, " dedi, b eni dışarı çıkardı. Koridor boyunca yürürken g irişteki alanı gö­ reb i l iy ordum. Yürüyüş süresince, daralıp genişle­ yen görüş alanıma giren yedi-sekiz çocuk, yüz l eri duvara dönük bekliyorlard ı. Birkaç adım atıp baş­ ka b i r hücreni n önünde durduk.

Polis kapıy ı açtı. Kapıyı kapattı. B i r şeyler olacak diye umutlanm ı şken, çıkacağımı düşünüp heye­ canlanmışken kendimi başka b i r hücrede, genç­ lerle b i r l i kt e bulmuştum. B urası da çıktığım hücreyle aynı büyük­ l üktey di; i k i metreye bir metre.

İ çeri girdiğimde bazıları ayağa kalktı. Teker teker, 'hoş geldin', 'geçmiş olsun' g i b i şeyler söylediler. H emen, y edi k i ş i ni n burada nasıl kalacağını sordum.

Gülmeye başladılar. Kapının altından b i ­ raz olsun hava alırım diye yana oturmuştum, ama olacak g i b i değildi. İ çerisi çok havasız ve sıcaktı. B i rkaç k i ş i donuyla oturuyordu. Hücre tavanının aydınlık olduğunu fark ettim. Sokaklarda kaldı­ rımların üstüne döşenen kal ı n camdan yapılmış­ t ı. Böyle birkaç hücrenin üzerinde herhangi b i r yapı y oktu anlaşılan. B i r köşede süt kutuları du­ ruyordu.

B i rkaçının içinde süt, birkaçının içinde su ve çiş vardı ; hepsinin yeri ayrıydı tab i i. Za­ manından önce çişi gelen duvara doğru dönüyor, kutunun içine işeyip y erine koyuyordu. Karton kutunun içine yiy ecekler konmuştu.

K utunun her y eri yağlıydı. Açılmış karton kutular y erlere s erilmişti ; bunların üzerinde oturuyorduk. Çocuklarla sohbet ettik. İ çl erinde hiç sağcı ol­ madığını övünerek söylüyorlardı ama gene de hepsi çok tem k i n l i görünüyordu; k i m i n ne oldu­ ğu b e l l i değildi aslında.

Herkes ajan, polis olabi­ l i r d i. B enim neden i çeri g i r d i ğ i m i merak ettiler. Uzun uzun anlattım. Avutmaya çalıştılar. Hepsi öğrenciydi ; başka başka üniversiteler­ de okuyorlard ı.

Aralarından bazıları çok uzun sü­ re içeride kalmıştı. B i r i doksanıncı gününe yak­ laşıyordu, y an i her an sevk edilebilirdi. Gözaltı süresi kırk beş gündü ; bu süreden fazla S iyasi Şu­ be'de tutmaya hakları y oktu. Ama kırk beş güne yaklaşırken S ıkıyönetim' e sevk çıkarılıyordu, Se­ limiye'de savcı serbest bırakıyordu, çocuk da se­ v i n i y ordu serbest kaldım diye.

İ çerdeki çocuklar ' b i rinci k ı r k beş' ya da ' i k i n ­ ci k ı rk beş' diye konuşuyorlardı. Öğlen tuvaletinden sonra kutudaki yiyecekle­ ri paylaştırdılar. Akşam y emeği ayrıldı. B i r- i k i k i ş i yan yatabiliyordu. Bazıları, otur­ maktan yorulanlar, ayağa kalkıyordu, o zaman b i ­ raz yer açılıyordu. Akşama doğru, saat beş gibi, yavaş yavaş sorgudan dönüşler başladı. Ben 2 nu­ maralı hücrede kalıyordum. Kapı açıldı. B ir çocu­ ğu içeri attılar.

Arkadaşları hemen çocuğu tutarak yere yatırdılar. Çocuk pelte gibiydi. Yalnızca i n l i ­ yordu. Hücrenin tam ortasında uzunca yatıyordu.

Hepimiz ayaktaydık. Görünürde herhangi bir şey y oktu ; kan, morluk g i b i. Sonra çocuklardan b i r i , " E l ektrikten geliyor," dedi. Çocuğa güçlükl e su i çirdiler. Çevresine çö­ m elmiştik. Uzun b i r süre uyudu. Akşam uyandı­ ğında kol larının tutmadığını gördüm.

F i l i stin as­ kısına almışlar. Kaygılanacak bir şeyi olmadığını, ertesi g ün hareket edebileceğini söylediler. Yeme­ ğ i n i arkadaşları y edird i.

Çocuk yerde yattığı i ç i n dört-beş k i ş i ayakta duruyor, sırayla yere çömeli­ yorduk. Zaman geçsin diye her şeyden konuşu­ yorduk.

Bazen espriler yapılıyor, fıkralar an­ latılıyordu. Geçici de olsa b i r an rahatlıyorduk. Akşam tuvaletine çıktık, sonra yemeğimizi y edik. K utudan çıkarılan ekmekler bölündü, i ç i ­ ne beyaz peynir, ikişer d i l i m salam ve zeytin kon­ du. Geç bir saatte bir kızın uzaktan gelen çığlık­ larını duyduk.

Uzun uzun bağırıyordu. K i m i za­ man çığlıkları çok derinden geliyordu, duymak i ç i n kulak kabartmak gerekiyordu; bazen de ses­ ler iyice yükseliyordu. B u sesi sabaha kadar din­ ledik. İşkenceden gelen çocuğun anlattığına göre b i r eve yapılan operasyonda polislerin elinden ka­ çan genç bir kız i k i nc i kattan aşağıya at1amış, bir yerleri kırılmış.

Kızın kırıklarıyla oynayarak iş­ kence yapmışlardı. İnanılacak g i b i değildi ama insan çığlıkları duyunca başka bir şey olamaya­ cağını düşünüyordu.

Sabaha doğru ses kesildi. Sabah tuvaleti, bakkal faslı. S ekiz kiş iden yalnızca i k i ya da üç k i ş i n i n parası vardı. En çok para veren bendim. Paralar kutuya atılıyor, sipari­ şi bir k i ş i yapıyordu. Aramızda komün hayatı baş­ lamıştı; olan olmayana verecekti.

Sabah yemeğinden sonra gene listeler okun­ du. Her hücreden iki-üç genç çıktı. S evk i ç i n giden neşeli, sorguya gidense asık suratlıydı. B enim adım gene okunmadı. Çocuklar meydanda toplandı. Ayak sesleri ya­ vaş yavaş azaldı. Hücrede yatan çocuğun kolları hareketlenmeye başlamıştı. B ir arkadaşı kolları­ na masaj yapmaya çalıştı. Öğlen tuvaleti, öğlen yemeği, sohbet derken, akşama doğru işkenceden dönenler geldiler. Hüc­ relerin kapıları açıldı, kapandı. B izim hücreye kimse gelmemişti.

Akşam tuvaletinden sonra altı k i ş i oturduk. İçeri s i tenhalaşmca sanki biraz ra­ hat etmiştik. Polisin b i r i bana, " Çık ulan dışarı! Hiçbir polis 'ulan'sız konuşmuyordu.

Ben he­ men ceketimi aldım. İ çeri girerken siyah, mev­ simlik, güzel b i r ceketti, bazen yastık, bazen yor­ gan diye kullanınca ceketl ikten çıkmıştı.

Ayak­ kabı lar demir kapının dışında duruyordu, hepsi b i rbirine karışmıştı. Hepsi de topuğuna basılarak, terlik gibi kullanılıyordu.

Mokasen de olsa böyle kullanmak zorundaydık, çünkü ayakkabıya har­ canacak zaman yoktu. O kargaşada ayakkabımı buldum, giydim. O saatle sorgu olmadığı i ç i n dı­ şarı çıkacağı m diye umutlanmıştım. Polis önden b i r- i k i adım i l erl edi, hemen yan taraftaki hücre­ n i n kapısını açtı : ı numaralı hücre. Kapının önünde bir sürü ayakkabı vardı.

İ çeri gir­ dim. Kapı kapandı. B i r- i k i adım attım, sağdaki duvar ın ortaların­ da zar zor b i r k i ş i l i k yer açtılar, oraya oturdum. Çocukların hepsiyle s elamlaştık. B i r i oturduğu yerden kalkıp, " Abi buraya otur, rahat edersin, " deyip kapı önünü gösterdi. Onları rahatsız etmemek için, "Burası iy i , " dedim. B i r i dışında hepsi çok genç.

O b i r i s i , sarışIn, posbıyıklı, açık renk gözlü, otuz-kırk yaşlarında cin g i b i b i r adam. Mühendi s odalarından bi rin i n başkanıymış. Neşesini herkese bul aştırı­ yor, i çerideki lere moral depoluyordu. Geçmiş günlerdeki olayları çarpıtarak, komikleştirerek anlatıyordu. Hepimiz güıüyorduk. Çocuklar, neden i çeri g i r d i ğ i m i s orduklarında o yanıtladı : " S eni de mi camiden aldılar yoksa?

Gülmeye başladım. Ben de yavaş yavaş rahatlıyordum. İçersi üç metreye üç metre görünüyordu. Öyle sıcak, öyle bunaltı­ cıydı ki herkes donla oturuyordu. Çoğunluk duva­ ra yaslanmıştı. Tavanda 40 m u m l u k bir ampul yanıyordu. İçerisi sarımtırak bir renk almıştı, du­ varlar terlemişti; sarımtırak bir su akıyordu. Yer­ l ere gene k arton kutular açılmış, y er döşeği yap ı l ­ mı ştı. Mühendi s , herkesi teker teker tanıtmaya baş­ ladı: " B u TKP'den, idamı ık. B u falanca örgütten, balık tutarken yakalanmış, denizdeki balıkları ze­ h i r liyormuş.

K i m i an­ latırsa o gülmeye başlıyordu. Şaş ırmıştım. Tutuk­ lanma, işkence çocukların umurlarında deği lmiş gibi görünüyordu. Mühendis, b i ri için, " B unun şu kadar bombalama işi var," gibile­ rinden bir şeyler söylüyordu ama sanki çocuğun umurunda değil gibiy di.

B urada ne duyarsa gider yu­ karıda anlatır. B i r daire oluşturduk. Karton kutu­ lar ortaya geldi. Mühendi s l e çocuklardan b i r i , ne­ valeyi paylaştırdılar. Akşam yemeğinde nevale­ n i n hepsinin bitmesi gerekiyordu, sabah yenil eri alınacaktı.

Yemekler y endi. K enarlara çekildik. Çöpler toplandı, çöp kutusuna atıldı; salarnın zarı, peynir kağıtları, ekmek kırıntıları. B en de donla oturmaya başladım. B i r ara mühendis, " Tarık çay içer misin?

Herkes kıkırdamaya başladı. Yanıt vermedim. Sonra b i r daha sordu: "Çay i çer misin? Ş imdi demleyeceğiz. B en de güldüm. Olur," dedi herkes. B en de bunun altından ne çıkacak diye me­ rakla bakıyordum. Yemek y erken oturduğumuz g i b i d i z i l d i k , geniş bir daire olduk. Mühendis fa­ şiste döndü: " Ver bakalım bugünkü ö dülünü. D emek çay, sigaraydı. K i b r i t kutus unun eczasının küçük bir parçası ve b i r ki bri tle sigarayı y aktl.

Ki b ri ti ve eczasını da o faşist vermişti. Sıra bana gelene kadar dokuz ya da on k i ş i vardı. S igaraya yiyecekmiş g i b i bakı­ yordum. Herkes birer fırt çekip yanmdakine ver­ d i. D umanı üflerken elleriyle dağıtıyorlardı. So­ nunda sıra bana geldi. S igaraya bir asıldım. Daha dumanı bırakmadan b i r daha asıldım.

S igarayı yan tarafa verdi m. B enden sonra b i r - i k i kişiye da­ ha g itmişti k i , mühendis ciddi b i r tavırla: " Ayıp ettin Tarık, " dedi. Şaka mı yapıyor, ci ddi m i , anlamamıştım. Ne d i ­ yeceğimi b i l ernedim.

Çocuklardan b i r i , " Tarık Ab i , boşver, ben çekmiyorum, h a k k ı m senin olsun , " deyip sigarayı yanmdakine geçirdi. Daha kötü oldum. S igara faslından sonra ayaklarımızı i l eri uza­ tıp kenarlara oturduk.

Felaket kaşınıyordum. Ka­ pının altındaki açıklıktan başka hava alacak hiç­ bir yer yoktu. Bazıları kapının yanında duranların biraz daha kenara çekilmes ini istiyor, ağızlarını kapının altına sokup dışarıdan hava almaya ça­ lışıyorlardı. O zaman da içeri hiç hava gelmiyordu. B i r süre sonra mühendis sabah kahvaltısı i ç i n para toplamaya başladı. Olanlar verdi. D erken mühendis, eğlenceli bir tavırla faşisti konuşturmaya başladı: " Hadi b i r kere daha anlat Ş iş l i ' deki şu çocuğu nasıl vurduğunu.

Halk apart­ manın önüne toplanmış vurulan çocuğa bakıyor­ muş, bu da eliyle göstererek kalabalığın arasına karışıp kendi vurduğu çocuğun cesedini seyret­ miş. Insan müsveddesi. B urada tek olduğu i ç i n sesi pek çıkmaz. Akşam oldu, uyku saati geldi, ama ne müm­ kün. Yüzüstü ya da sırtüstü y atıyorduk. D uvar ı n b i r i işkenceden gelenlere ayr ı ı m ı şt ı. Uyumak çok önemliydi, çünkü ertesi g ü n k i m i n sorguya gideceği b e l l i değildi. Dinç ve dayanıklı olmak g erekliydi.

B ütün b i r gece deliksiz uy u­ mak olanaksızdı oysa. B itler ve pireler, kalabalık ve havasızlık, tek ti p besin. Aynı hücreyi paylaş­ tığım kimya mühendi s i HüseyinIden s onradan öğreniy orum ; besinl erin h i çb irinde tuz yok, be­ den terliyor, tuz kaybediyor, tuz alamıyor.

Bu da bedendeki direnci kırıyor, zihni yoruyor. B esinler b i l in ç l i seçilmiş. B esinle­ r i n hepsi uyumay ı da dinlenmey i de güçleştiri­ yormuş. Sabaha kadar debelendik durduk. Tam uyku­ ya dalacakken yan hücrenin kap ı s ı açıl ıyor ya da kapanıyor, bir demir gürültüsü duyuluyor y a da uykudayken hücredeki b i r i s i fenalaşıyor, kapıya vuruluyor, polis çağrılıyor, yardım isteniyor; tab i i pol is hemen gelmediği i çi n uzun b i r süre kapı y umruklanıyor, hücredeki herkes uyanıyor.

Bu hücrede i k i ya da üç gece kald ı m. İ şkence­ ye en çok bu hücreden adam götürdüler. Yedi-se­ kiz k i ş i gidiyor, dört-beş k i ş i geliyordu. Gelenler perişan durumda oluyorlardı. Kan işeyenıer, eli­ kolu tutmayanlar, sabaha kadar inleyenler, zaman zaman ağlayanlar. Annesine ya da kız kardeşine yapılan işkenceyi k i m i l erine zorla s eyrettirdikle­ rine tanık oldum. Biz yavaş yavaş to­ parl andık, yatanlar doğruldu, bazıları ayakl arını toparladı.

Poli s, "Burada b i r arti st varmış , " dedi. Adamın küstah tavrı b irden s inirime dokundu, zaten s i n i rlerim ayak­ taydı, y erimden kıpırdamadı m. Bakışları üze­ rimden dört-beş kez geçmesine karşın tanımadı b en i. Sonunda, " Buradayım, " demek zorunda kal dım.

Pantolon um zaten üzerimdeydi, gömleğimi giydim. Ceketimi alıp dışarı çıktım, demir kapı gürültüyle kapandı. Ay akkab ı l arımı biraz zor b ul dum. Hücreden biraz uzaklaştık. Polis durdu. Ben de durdum. Polis A. Sonunda polislerden b i ­ r i A. Bağırarak devam etti : " B eni dinleyin! Herkes çöpünü kapının altın­ dan atacak; arti st de buraları süpürecek!

Sonra elimdeki saplı süpürgeyi ayak­ l arımın çevresinde ufak ufak, isteksizce hareket ettirmeye başladım. Ben de gönülsüz, süpürmey i bı raktım, çöpleri beklerneye başladım. Kimsenin kımıl damadığını görünce poli s sinirl enmi şti : "Ulan çöplerinizi dışarı çıkartı n!

Vatan haini Tarık Akan toplayacak! Sözler kul ağımda y ankılandı. Zaman geçiyordu, ama hala hiçbir hareket y o ktu. Sinirine hakim olamayan polis, bir numa­ ralı hücrenin kapısına sıkı bir tekme attı ve ana­ avrat küfre başladı. Bir bana dönüyor, "Vatan ha­ i n i! Sonra en uçtaki hücrelerden onu çılgına çeviren ses duy uldu: "Memur bey, ben süpürürürn.

Tuval etl eri de yıkarım. Ama ona yakışmaz. Boğazım düğüml enmi şti. Polis öfkeyle o sesin geldiği yere yöneldi. B i r y andan da, " Hangi hücreden g e l d i lan o ses? Araya gi rdi m : "Arkadaşlar, olay büyümesin, çıkarın çöpleri- nizi, ben temizlerim. Ne yapacağına karar vermek i ç i n düşünüyordu. Hakaret ederek hücrelere doğru www.

Polis halii hücrelere dönmüş bağırıyordu: " Komünist eşşoğlueşşekler! B urası değişik bir yer. Yeni yapılmış sanki. Yedi-sekiz hücre, kapıları açık, i çl eri kızlar­ la dolu. B eni de bu hücrelerin en baştan ikincisi­ ne koydu Polis A. Hücrenin i ç i çok karanl ıktı ; lamba y oktu. D ı ­ şarıdaki ışık, kapının üstünde ve altındaki iki-üç parmak açıklıktan içeri vuruyordu. Daha önce de rastladığım, üstü karton kutularla kaplanmış tah­ ta ranzalardan b i r i n i gördüm.

Oda bir metreye i k i metreydi. B u hücredeki i l k g ünümün neredeyse tamamı uykuyla geçti. Zaman zaman uyanıp dışarı baktım; kızların geti­ r i l i p götürülüşlerini gördüm, tekrar y attım, kalk­ tım, birkaç adım yürüdüm, yattım. Akşam oldu. Gecenin geç bir saatinde Polis A.

E l ektr i k l i ocakta çay kaynıyordu, gözümü çaya d i k m i ş t i m. Anla­ mış olacak k i , " Ş imdi bir çay içeriz, " dedi. Hücreme g itti m.

Biraz sonra A. Aynı sahanl ıktaki tel örgülü alana geldik. Sohbete baş­ ladık. F ilmlerde hangi kadınlarla oynadm? Kaç fi l m yaptın? Türkan Şoray nasıl? D erken sigaralar yakıldı , i l k sigarada sarhoş oldum, arkasından çay. B i r bardak, b i r bardak daha. Oh, dünya varmış. S orularına kısa yanıtlar veriyordum. Aslında beklediğim ş eyleri sormaya ne zaman başlaya­ caklar diye tetikte d i n l iyordum. Tam tersine, du­ rum belden aşağı sorulara dönmüştü: " S evişme sahnelerini nasıl yapıyorsun?

Ka­ dınlar ne yapıyorlar? B enden yanıt alamadıklarını görünce açık ve ısrarcı s orulara geçtiler. Bu arada ben s orulan başka yöne çekmeye çalışıyordum: "Ne kadar maaş alıyor sunuz?

B u parayla nasıl geçiniyorsunuz? Konuyu daha duyarlı ve yumuşak noktalara g etirmek i stiyordum. B a ktım sohbet b ek l ediğim g i b i işlemiyor, buradak i hücre yaşantımızdan ko­ nuşmaya başladım. Bu süre boyunca hep sigara içmiştim. Geç saate kadar oturduk. Ağzım zehir gibi hücreme dönerken A.

Bana beş tane sigara ve ki bri t verdi. Ranzaya yatıp bir sigara yaktım. Sabah güne her zamanki g i b i başladık; tuva­ let, bakkal, sorguya gidenler. Kapının üstünden baktım, zayıf, kısacık boy­ lu kızlar, polis önde onlar arkada sorguya gidiyor­ lard ı. H ücremin sağ yanında tümüy le kızlara ait olduğunu düş ündüğüm beş ya da altı hücre vardı. Solumdaysa b i r tek hücre.

Kızlar akşama döndüler D urumları içler açı­ şıydı. B irbirlerine yardım ediyorlardı. B i r i ayak­ kabılarını eline almıştı. Heps inin gözlerinin feri sönmüş, ağır ağır yürüy orlardı. Sonradan öğrendim: adı O. Ona K e m i k K ı ­ ran diyorlardı; iriyarı, posbıyıklı, bal rengi saçlı, ç i l l i suratlı, kötü bakışlı b iriy d i. S eyrek saçlarını geriye doğru taramıştı. A l t ı çocuğu olduğunu öğ­ renmi şti m. Müjdat a döndüm: "Beni götürürlerse bavulumu sen al," dedim.

Yan ceplerinden birinde telefon defterim var, onu yok et. Sinema sanatçısı Tarık Akan, 80 askeri darbesinin hemen ardından, başlarında Almanya da yaptığı bir konuşma yüzünden yurda dönüşünde tutuklanır. Bu tutuklanmanın nedeni, sağcı bir gazetenin manşete çıkardığı yanlı ve yalan haberdir. Böylece, uzun bir yargılanma süreci başlar. Siyasi Şube, sorgulanmalar, itilip kakılmalar, aşağılanmalar, soğuk hüçreler, bitli-fareli koğuşlar, sağcılar, solcular, devrimciler, TKP liler, idamlıklar. Ününün doruğundaki Tarık Akan ın aylar boyu içinde bulunacağı ortam budur.

Uzun zaman sonra aklanıp özgür kalan Tarık Akan, aradan yılar geçse de o günlerin baskılarını, acılarını unutamaz, tek çıkış yolu, yaşadıklarını yazıya dökmektedir. Ane Kafamda Bit Var, o karanlık dönemin bir tutanağı gibi.

Son yirmi yıldır toplumsal içerikli filmlere yönelen ünlü sinema adamının az bilinen bir yönünü ortaya çıkaran anılarda ayrıca Şerif Gören den Atıf Yılmaz da, Orhan Apaydın dan Barış Derneği Davası na kadar pek çok tanınmış ada ve önemli olaya yer verilirken, Yılmaz Güney cezaevindeyken gizli saklı çekilen Yol filminin bütün serüveni de dile getiriliyor.

Bazıları burada ilginç bir hikaye bulacak, diğerleri burada gizli bir anlam ve eylem için bir rehber görecek. Bu yazarın çalışmalarına zaten aşina iseniz, bir kez daha işine gitmelisiniz, o zaman karakterleriyle yeni bir buluşma gerçek bir zevk getirecektir.

Roman, sürükleyiciliğini olayların şaşırtıcı akışından almıy Watson, Baskervile Malikâne­si Bu kitabın yazarı, Pertev Naili Boratav'ın torunu. Boratav, Türkiye'nin öteden beri süregelen düşünce özgürlüğüne aykırı siyaseti yüzünden gitiği gönülü sürgünde, Paris'te, hak etiği saygıyı gören bir prof Mobil kenti tersane Tutuklandık - Can Dündar Tutuklandık - Can DündarBu kitap, uzun volta seanslarında, sarı duvar manzarasında, üst katın demir karyolasında, alt kata kaloriferin yanı başında tasarlandı.