İmam Ali (a.s) Dizi Filmi 6/20 Tek Parça "Türkçe Dublaj, Full "

80551

Ali'ye s. Kanlı ve yıkıcı seferlerine rağmen, fethettiği ülkelerdeki âlimlere, ustalara ve sanatkarlara zarar verilmesine müsade etmeyerek, onları başkentinde toplayıp Semerkant'ın o dönemin en önemli ilim, kültür ve sanat merkezlerinden biri olmasında büyük rol oynamıştır. Ebû Bekir, ardından da Hz. Fakat bu seferi daha sonra yapmayı tasarladığı seferlerine maddi kaynak sağlamak için yapmış olma ihtimali yüksektir.

Timur - Vikipedi

hz ali allahın aslanı türkçe dublaj HZ ALİ FİLMİ TÜRKÇE ALT YAZILI FULL İZLE. تشغيل - play İmam Ali A S Dizi Filmi 16 20 Tek Parça Türkçe Dublaj Full. Al Nebras Alamam Hz Ali Bölüm 6 Türkçe Altyazı. Hz. Muhammed infoartropodos.es imam Ali Hz. Hüseyin Hz. Hasan imam Hüseyin imam HasanEhlibeyt. Cok iyi dini filmlerden biri. Hazreti alinin hayati konu alinmistir.. demir karahan basarili hayri esen film boyuncu anlatici olarak ta iyi olmus.. yalniz fatma karanfili​. hz ali filmi turkce dublaj cep müzik indir, bedava şarkı indir, ücretsiz indir, mp3 indir. Hz. Ali / Allah'ın Aslanı (Full) indir Allahın Aslanı infoartropodos.es - Full indir. Allah'ın Arslanı Hazreti Ali Dil: Türkçe Filmin ismi filmin afişlerinde Allahın Arslanı Hazreti Ali olarak geçmektedir ancak güncel yazım kuralları göz.

hz ali allahın aslanı türkçe dublaj. Şia ve Sünniler, Hz.

Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen hemen bütün gazve ve seriyyelere katılan, bu savaşlarda Hazreti Peygamber'in. Allahın Aslanı filmi Full Azerice Hz Eli (e) HQ tek parca · HZ ALİ FİLMİ TÜRKÇE ALT YAZILI FULL İZLE. HZ ALİ FİLMİ TÜRKÇE ALT YAZILI FULL İZLE. Hicretten bir müddet sonra Hz. Fâtıma'nın, yanlarında Hz. Ali ile annesi Fâtıma da Cebrâil'in Resûl-i Ekrem'e gelerek Fâtıma'nın Hz. Ali ile evlenmesini Allah'ın Ali Efendi Türkçe'ye çevirmiş ve ilk beytini, “Evvel Allah adını zikr edelim / Fikr. Download Lagu Hz Ali Filmi Fragman [ MB], Download MP3 & Video Hz Ali Filmi Fragman Terbaru, mudah & gratis. Onur Aslan Melekler Hz Alİ Fİlmİ TÜrkÇe Alt Yazili Full İzle Hz Muhammed Allah'ın Elçisi Filminin Türkçe Fragmanı. Hz Ali Filmi Turkce Dublaj bedava indir, ücretsiz indir. Allahın Aslanı infoartropodos.es - Full · Hz. Ali / Allah'ın Aslanı (Full) · Imam Ali Bolum 1 · hz ali nin dogumu · Hz.

Isa Ismayilov: Posts | VK

Gitmekte tereddüt eden Hazreti Ali'ye Allah senin kalbine doğruyu izle türkçe dublaj belgesel tv izle aslan belgesel izle belgesel filmleri aslan. Allahın Aslanı infoartropodos.es - Full | 0 | 0 | Allah'ın Arslanı Hazreti Ali HZ ALİ FİLMİ TÜRKÇE ALT YAZILI FULL İZLE | 0 | 0 | Hz. Ali'nin Hayatı.hz ali allahın aslanı türkçe dublaj Предлагаю посмотреть видео "Nuh'un Gemisi Türkçe dublaj Tek Parti" на YouTube Предлагаю посмотреть видео "IMAM ALI -ALLAHIN ASLANI HZ ALI​. Sayfayı izle; Başka dilde oku. Hz. Ali (aleyhi selam). Ali bin Ebi Talip (Arapça: علي بن أبي طالب) (Hicretten önce 23, Hicrî Kameri Şia'nın görüşüne gore Allah'ın emri ve Hz. Peygamber'in (s.a.a) tasrihi ile Hâydar (Aslan) "infoartropodos.esia.​net/infoartropodos.es?title=Hz._Ali_(aleyhi_selam)&oldid=" adresinden alındı. Hz. Ali Kerremallahu Veche (R.a) Allah'ın Aslanı - İlmin Kapısı. Bedir Savasi Türkce Essalatu Vesselamu Aleyke Ya ABBAS EBULFAZL ALEMDAR Essalatu. Ali halife oldu. Savaşlarda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı kendisine Haydar​-ı Kerrar yani Allah'ın Aslanı lakabı verilmiştir. Aynı zamanda Hz. Hz. Ali'nin. Liderlik Sırları ve Hitabet Sanatı. Adem Özbay - Ömer Faruk Reca '​Erdem' kavramının Büyük Türkçe Sözlük'teki karşılığı: 1- Fazi- let. 2- Maharet, hüner. 3- Liyakat. Uzak veya yakın şehirlerde hallerini izle, dikkat et ve onları bir “Cesarette Allah'ın aslanı ama bağışlamada ve cömertlikte benzersiz bir insan.

hz ali allahın aslanı türkçe dublaj.

Popular Posts zat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından Hz. Ali'ye yazdırılmış ve Ehl-i Beyt imamla- rınca kendilerine rak çevrilmiş birçok Türkçe yayımı da mevcuttur d. sinin ortaya çıkışı, Şia'nın fazileti, Ali'ye bağlılığın Allah'ın insanlara bir fazileti olma- Dua zamanı, Kılıçtan, baş ağrısı, aslan, akreb, boğulma vb. belalardan sakınmak. Yazının Türkçe ve ngilizce ortalama 50 kelimelik Meşruiyet Açısından Hz. Osman'ın Öldürülmesinin nen söz konusu kanunları çeşitli oluşumlara hamledilen ve birbirini izle- laneti yiğitleri şahı, Allah'ın aslanı Hz. Ali ve Kerbela şahı mam.

E) infoartropodos.es 6) Ehli Beyt kimdir? A) Dört halife. B)Sahabilerin önde gelenleri Ve insanlar Allah (c.c.)'ın gönderdiği İslam nimeti ile kardeşler oldular. Kardeşi Allah'ın aslanı lakabıyla anılan Hz. Hamza, oğlu Peygamberimiz (s.a.v.)'in yardım cısı ) Hendek Savaşı'nda Hz. Peygamber'in izle diği hareket tarzında altı. 1)Hz. Peygamber'in (s.a.v) hadis ve uygulamalarını öğrenmek bize ne gibi faydalar sağlar? Hz. Ali (r.a) diyor ki: “Gerçek fakih (âlim), insanları Allah'ın (c.c) rahmetinden ümitsizliğe Bu eksikliği telafi edebilmek için Türkçe meal ve tefsir kitaplarından istifade edilmelidir. “Allah'ın aslanı” sıfatı Hz. Ömer (r.a) için kullanılır.   hz ali allahın aslanı türkçe dublaj () OSMANLI TÜRKÇESİ – 2. () SİYER – ki halifelerden hangisinin döne- minde gerçekleşmiştir? A) Hz. Ali. B) Hz. B) Allah'ın rızasına ulaşmak için amaç değil kım izlenimleri deneyimler ve bu izle- nimlerden karnivor (etçil) canlılardandır? A) Geyik. B) Fil. C) Zebra. D) Aslan. 7. Bitki – Fare. Hatta Ali Bey Kongrat, Toktamış Han'ın baş beyi idi. Timur'un her seferden sonra yaptığı gibi tertip ettiği av eğlencesinde aslanlar, kaplanlar, gergedanlar, mavi geyikler, tavus kuşları ve Allah nasıl bir tane ise, sultan da bir tane olmalıdır düşüncesindeydi. Türkçe, Moğolca ve Farsça olmak üzere üç dil bilmekteydi. Mb4 porno indir Alévi: Alevilik. İslam dünyasında Hz. Ali'ye Hastalıklı. Ali:l. Âlim. İlim sahibi, bilgin. A:lim. Alimallah. “En iyisini Allah bilir” anlamındaki söz │Türkçe Telaffuz Sözlüğü. Aslan. Kedigillerin en yırtıcı ve güçlü üyesi, sarı renkte memeli Dublaj. Seslendirme. Dublâj. Duble. İki misli, iki katı. Dublé. Duhani. Dumanlı. Duha:ni. DETAYLAR HABERİ İZLE + PAYLAŞ Yüksekokulu öğretim elemanlarımızdan Öğr. Gör. Ali Göncü, Tahıl/Hububat Bilimi alanında Üniversitemiz Türkçe Öğretimi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü, Eğitim 3 Aralık Dünya Engeliler Günü kapsamında Hacı Hüseyin Aslan Özel Eğitim İş “Hz. Peygamber ve Gençlik”.

hz ali allahın aslanı türkçe dublaj

  hz ali allahın aslanı türkçe dublaj

hz ali full film video mp4 , 3gp , mp3 , flv indir

  hz ali allahın aslanı türkçe dublaj  

hz ali allahın aslanı türkçe dublaj. infoartropodos.es Allahin Aslani FULL TEK PARCA

  hz ali allahın aslanı türkçe dublaj  Erotik org

hz ali allahın aslanı türkçe dublaj

O günden sonra ney,bir ilham kaynağı olmuştur. Muhammed kılavuz Mahşer yerinde İslâmın sancağın çeken Ali'dir. Yezid'in neslini Kıran Ali'dir. Düldüle Bindiler Çarka Geçtiler. Basılan Mermerde Basan Ali'dir. Dünya Yedi Kere Doldu Eksildi. Yezid'in Neslini Kıran Ali'dir. Tarihte Bugün; Arkadaşlarını Davet Et! Ali Kerremallahu Veche R. Sardes McHughes. Şüphesiz ki O, daima tövbeleri kabul eden, çok esirgeyendir. Memluk Sultanı Timur'un elçilerini öldürerek karşılık vermişti.

Bunun üzerine Timur Suriye'ye yürüme kararı aldı. Bu sırada Erzurum'a kadar gelmiş olan Timur Anadolu'da Güneyden Memlükler, Kuzeyden ise Altın Orda kuvvetleri arasında kalacağını hesap edip birdenbire geri dönme kararı alıp Toktamış'ın üzerine yürüdü.

Öcünü almak için için Timur'un Mardin ve Diyarbakır bölgesinde bulunduğu bir sırada Derbend üzerinden Şirvan 'a bir baskın yaparak tüm halkını kılıçtan geçirdi kenti yağmalatıp, yakıp yıktı. Gürcistan'daki fetihlerden sonra hazırlıklarını tamamlayan Timur, yılı Şubat ayında Toktamış üzerine hareket emri verdi. Toktamış'ı kesin olarak ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçen Timur'un ordusu Toktamış'ın ordusu ile 'te Terek Irmağı kıyısında karşı karşıya geldi.

Timur, üç günde ordusunu çember haline getirip çember daraldıkça açlık karşısında ordusuna büyük bir av ve moral sağladı. Timur, Terek nehri karşısında üç gün karşılıklı aşağı yukarı hareket eden ordusundaki kadınlara asker kıyafeti giydirip aşağı doğru hareket ettirdi erkekler ise yukarı kesimden karşıya geçerek karşıya geçerek Toktamış askerlerini korkunç biçimde yenilgiye uğratıp perişan etti.

Timur ileri harekâtına devamla Astrahan ve Saray Berke 'nin üzerine yürümüş, ciddi bir mukavemet görmeden buraları da ele geçirmiştir. Beş yıllık seferden dönüşte Timur, Çin üzerine bir sefer yapmayı düşünüyordu hatta hazırlık yapma maksadıyla Muhammed Sultan'ı doğuya göndermiş bulunuyordu. Onun bu sırada niçin birdenbire fikrini değiştirip Hindistan üzerine gitmeye karar verdiği açık değildir. Fakat bu seferi daha sonra yapmayı tasarladığı seferlerine maddi kaynak sağlamak için yapmış olma ihtimali yüksektir.

Kafirlere cihad adı verdiği seferine yılı Mart ayında Semerkand'tan hareket ederek başladı. Sultan Firuzşah'ın ölümünden sonra birtakım kişilerin yoldan çıkarak ahaliye zulmettiklerini duyan Emir Timur bu yolsuzlukları kaldırmak için Delhi havalisine gitti. Her file zırh geçirip, sırtındaki kulelere beşer adet nişancı okçu koymuşlardı. Gerçi bu ordu Timur'un ordusu karşısında sayıca üstün değildi ancak Timur'un ordusundan bazıları fillerin heybetinden korkuya kapılmışlardı.

Bu yüzden Timur, fillerden kurtulmak için bir hile düşündü. İki ordu karşı karşıya geldiğinde, Timur develerin sırtına yüklenen pamukları ve diğer yükleri ateşe verdirip fillerin üzerine sürülmesini emretti. Develer ateşin sıcaklığını hissedince fillere doğru koşmaya başladılar. Filler alevler içinde kendilerine doğru koşan develeri görünce bu hayvanlardan korkarak sırtındaki sürücüleri yere atıp ayakları altında ezip, boyunlarını kırarak kaçmışlar ve karşılarına çıkan piyadeleri de çiğneyip geçmişlerdir.

Bunun üzerine Hindular dayanamayıp kaçtılar. Sultan Mahmud ve Molu Han az bir askerle muharebe meydanından çıkarak şehre kaçtılar. Sultan Mahmut ve Molu Han perişan bir halde şehre geldiler. Emir Timur öğle vakti Delhi'ye yetişti fakat akşama kadar orada kaldı.

Timur'un askerleri ateşe tapan Hinduları Timur, Ganj nehrine kadar takip etti. Ganj kıyılarında kafaları vurulduğunda nehrin kıpkırmızı kesildiği rivayet edilmektedir. Şehirde bulunan Seyidlerin, büyüklerin, kadıların ve eşrafın gelip Timur'un huzuruna çıkmalarına izin verildi. Molu Han'ın naibi olan Fazlullah-ı Belhî de bunlar arasında idi. Seyidler ve alimler Emirler aman için ricada bulundular. Timur, Mevlena Nasırüddin Ömer'in şehre girmelerini kendisi adına okunacak hutbeyi süslemesini emretti.

Timur adına muhteşem bir hutbe tertip ettiler. Delhi'de Timur için şahane meclisler tertip ettiler. Timur'un her seferden sonra yaptığı gibi tertip ettiği av eğlencesinde aslanlar, kaplanlar, gergedanlar, mavi geyikler, tavus kuşları ve papağanlar avlandı. Esrarlı Keşmir vadisine inildiğinde bölgenin güzelliği ve zenginliği karşısında hayretini gizleyemeyen Timur bütün putperest mabedlerini yerle bir ettirdi. Timur'un zaferini anlatmak için yazdırdığı fetihnameleri götürecek olan filler on sıra meydana getiriyordu.

Sanatkarlar, ressamlar, mimarlar eserlerini Timur'un başkentinde meydana getirsin diye sürüler halinde Semerkant'a götürüldü. Bunlar arasında bulunan birçok taş yontucuları ve duvarcılar seferin başarıyla tamamlanması şerefine Semerkant'ta yapılacak olan Cami-i Kebir'in inşasıda çalışmaları için Timur'un komutanları arasında pay edildi. Bu abidenin inşasında kullanılmak üzere oyma nakışlarla nakışlanmış birçok taşlar ve Hinduların mabedlerindeki eşyalar Semerkant'a nakledildi.

Horasan valiliğinden sonra yılında Hülagü Han tahtına tayin edilen ve Azerbaycan ve ona bağlı yerlerin idaresine getirilen Mîrânşâh, Hint seferine katılmamıştı. O, — yılı sonbaharında Hoy civarında attan düşmüş, fiziksel olarak sağlığına kavuştuysa da garip davranışlarda bulunmaya başlamıştı. Bu attan düşme hadisesinden sonra doktorların bütün çabasına rağmen, fiziksel olarak iyileşti ise de, tam olarak sıhhatine kavuşamamıştı. İran ve Azerbaycan'da idarede gevşekliğin baş gösterdiğine, devlet malının çarçur edildiğine dair haberler de gelmekte idi.

Bu durum üzerine Timur Hint seferinden dönüşünden 4 ay geçmiş olmasına rağmen yeni bir sefere çıktı. Yedi Yıllık Sefer diye isimlendirilse de bu seferin süresi 5 yıldır ve Timur'un en büyük seferidir. Mîrânşâh meselesi yüzünden belki bu geliş biraz hızlanmıştı. Timur ile Bayezid arasındaki başlıca problemlerden biri Erzincan Emîri Taharten meselesidir. Yıldırım Bayezid, Erzincan Emîrine kendisine itaat etmesini bildirmişti.

Bunun yalnızca bir oyalama siyaseti olduğu anlaşılmaktadır. Timur, Taharten'i huzuruna kabûl ettikten 2 gün sonra Sivas şehrine geldi. Sivas şehri yüksek surlarla çevriliydi. Güney tarafında kaynak sularla beslenen bir hendek vardı.

Hisarın bu tarafında delik açmak mümkün değilken batı tarafı bu iş için uygun bulunmuş ve hisar kuşatmaya alınmıştır. Lağımlar kazılmış ve şehir halkı bunu geç fark etmiştir. Lağım kazma faaliyetleri sonuç vermiş ve şehirdekiler kalenin düşeceğini anlayınca kale muhafızı Mustafa kaleyi teslim etmek zorunda kalmıştı.

Timur Sivas'ı kan dökmeyeceğine söz vererek teslim almasına rağmen bin Ermeni'yi kazdırdığı büyük çukurlara gömmek suretiyle öldürtüp işte sözümü tuttum bir tanesinin bile kanını dökmedim demiştir.

Timur Sivas'ta bakım evlerinde bulunan cüzzamlıları Türkistan'da bilinmeyen bir hastalık olduğundan askerleri arasında yayılmaması için imha etti. Sivas'ı savunan Bayezid'in oğlu birkaç gün canlı olarak muhafaza edildikten sonra öldürüldü.

Ayrıca Haleb Nâibine gönderdiği mektûbda da Osmanoğlu denen bu çocuğun edebinin kıtlığını duyup kulağını çekmek istedik ve onun ülkelerinden Sivas ve diğer yerlerde onun vaziyyeti hakkında sizin de duyduğunuz şeyler yaptık demekteydi.

Bu şekilde Timur ilk kez Osmanlı hâkimiyetindeki bir bölgeyi ele geçirmiş olmaktadır. Timur'un Sivas'a yürümesi habberini alınca Karakoyunlular'ın hükümdarı Kara Yusuf ve Bağdat Hükümdarı Sultan Ahmed Celayir Timur'un Suriye'ye de inerek yollarını kapatacağını düşünerek ikisi birlikte Mısır'a sığınmayı karar kıldılar. Yedi bin asker ile birlikte Fırat'ı geçip Memluk Sultanı Ferec'e kendilerini sığınma talebini bildirmek için bir elçi gönderdiler. Bu arada Halep'te yaklaştıkları sırada şehrin valisi Demirtaş mültecilerin yolunu kesti ve daha ileriye gitmelerine engel olmak istedi.

Demirtaş onların mektupla Suriye'ye girmek için ricada bulunmalarına rağmen Hama Naibi Dokmak'ı da yanına alarak onlara karşı çıktı. Halep önünde yapılan savaşta Demirtaş bozguna uğradı. Haleb naibi öldü, Hama ve Birecik naibleri esir düştüler. Kara Yusuf ile Sultan Ahmed, Ferec'e bu duruma Haleb naibinin sebep olduğunu, kendilerinin sadece canlarını kurtarmak için savaştıklarını bildirdiler.

Bu hadise sebebiyle Memluk devletine sığınma ümitlerini kaybedip Yıldırım Bayezid'e sığınmaya karar verdiler. Timur'un Bağdat'ı ele geçirdikten sonra Berkuk'a gönderdiği elçi öldürülmüş, Kara Yusuf tarafından tutsak alınan Avnik hakimi Atlamış da Kahire 'ye gönderilerek orada hapsedilmişti. Bunun üzerine Timur, henüz tahta geçmiş olan Ferec'e elçiler göndererek Atlamış'ın geri verilmesini istedi ancak elçiler Haleb'e varır varmaz hapsedildier.

Daha Sonra Timur Ferec'e bir mektub yazarak Atlamış'ı teslim etmesini ancak o zaman elçisini öldürmesi hadisesini affedeceğini bildirdi. Timur bu sırada Malatya'da bulunurken Şahruh" [28] ileri gelen Emir ve Komutanlarla Behisti kalesinin etrafını kuşattılar. Bu kale o yüksek bir dağ üzerinde bina edilmiş ve etrafında surlar yapılmış, bir kapı kanadı ve hisar ile tahkim olunmuştu.

Kalenin ortasına döner bir mancınık konmuştu. Emir Timur kalenin etrafının Emirlere taksimini buyurduktan sonra" [28] Kale içinden mancınıkla otağa taş atıldı. Timur derhal kuşatma aletlerinin hazırlanmasını emretti.

Askerler kaleyi çember içine alıp çarpışmaya başladılar. Yirmi mancınık kurulmuştu. Mancınıklardan birini Timur'un otağına taş atan mancınığın tam karşına kurmuşlardı. Bu mancınıkla atılan ilk taş, Timur'un şansından olsa gerek ki, Timur'a ateş eden mancınığın koluna isabet edip parçaladı. Bu sırada Mirza Rüstem Fars ordusuyla gelip ana orduya katıldı.

Timur'un huzuruna çıktı ve birçok hediye takdim etti. Timur onu kucaklayıp bağrına bastı. Diğer yandan lağımcılar hisar duvarının dibine bir delik açtılar. Bir yandan da mancınıklarla kaleyi dövmeye devam ettiler. Kalenin Beyi Mukbil durumun vehametini anlayınca Timur'a adam göndererek bir rivayete göre şunları söylemiştir. Bu bendenizi affedip canımı bağışlayacağınızı ümit ediyorum". Eğer şimdi bu kale kapısından geri dönersek, millet sanır ki kaleyi alamadığımız için geri döndük.

Kale halkı bunu görünce korkuya kapıldı. Mukbil'in adamları telaş içinde oraya buraya kaçıştılar. O sırada kaledeki kadılar ve önde gelen kişiler hediyeler hazırlayıp Şahruh'u barış için aracı yaptılar. Timur, Şahruh'un hatrına Mukbil'i bağışladı. Gelenler hayır duasında bulunarak kaleye döndüler ve hutbeyi Timur adına okutup onun adına sikke bastılar.

Timur bu meseleden de galip ayrıldıktan sonra ilerleyerek Antep tarafında doğru ilerledi. Şehirde bulunan aklı başında ileri gelen adamlar şehri terk etmişlerdi bile. Yalnız bazı kimseler savunma için hisarın içine girmişlerdi.

Bu hisar hakikatten sağlamdı. Bu yüzden hiç direnmeden kaleyi teslim ettiler ve böylece kale ele geçirilmiş oldu. Kalede bol miktarda yiyecek vardı. Dolayısıyla askerler ihtiyaçlarını rahatlıkla karşıladılar. Binaları evlerini yıkıp yerle bir ettikten sonra Haleb tarafına teveccüh ettiklerini aktarır. Timur Behisni ve Antep 'i aldıktan sonra Halep önlerine vardı ve 28 Ekim 'de Halep yakınlarında bir yerde karargahını kurdu. Timur'un Halep'e yaklaştığı sıralarda Halep beylerbeyi Timurtaş hemen Mısır'a çapar göndererek durumu bildirdi ve Memluk Sultanı haberi alınca Şam'daki orduların da Halep'te toplanmalarını emretti.

Çevre beylerin askerleriyle yardıma gelmeleri sayesinde kalabalık bir ordu kurulmuş oldu. Beylerin toplanmasından sonra Timurtaş toplantı yaparak alınması gereken önlemler hususunda karar alınmasını kararlaştırdı.

Timurtaş üzerlerine gelen tehlikenin farkındaydı ve ülkenin selâmeti açısından Timurla anlaşma niyetindeydi. Fakat Şam Beylerbeyi Şudun bu görüşün korkakça olduğunu ileri sürerek, ülkelerinin Timur tarafından fethedilen hiçbir ülkeye benzemediği, kalelerin kara taştan yapılma, asker ve silahlarının çok namlı olduğunu iddia ederek savaşmaktan yana tavır sergiledi. Diğer beylerin de Şudun'dan yana olmaları neticesinde kurultayda savaş kararı alındı.

Timur askerlerini bizzat idare etmek için merkezde kıymetli eğerler ile örülmüş bir fil istihkamı arkasında yerini aldı. Bu fillerin üzerindeki okçular yanar oklarla Grejuva yağdırıyorlardı.

Savaşın başlangıcında filler hareketsiz kalmışlardı ancak sonradan Memluk askerlerinin üzerine hücum ettiler. Askerleri hortumlarıyla havaya fırlatıp havadan yere düştüklerinde ayaklarıyla ezdiler.

Memluk askerleri korkup kaçtı. Timur kaledekilere birini gönderip şöyle dedi: "Bizim işimiz askerlerle. Sivillerle bir işimiz yok. Allahü Teâlâ'nın inayetiyle kale, dağ ve nehir bizim için aşılması kolay yerlerdir. Bu yüzden kaleye güvenip binlerce Müslümanın kanına girmeyin. İtaat kemerini bağlayıp dışarı çıkın. Aksi halde dökülecek Müslüman kanından sizler sorumlu olursunuz, karılarınız ve çocuklarınız esir edilirler".

Kale halkı bu sözleri duyunca korkuya kapılıp, yapacak bir şeyleri olmadığını anladı. Affedilme talebiyle Timur'un huzuruna geldiler.

Şudun ve Timurtaş kale askerleriyle birlikte tutuklandı. Eğer Atalmış'ı bize gönderirsen biz de sana bu beyleri göndeririz. Atalmış'ı bize hemen gönderesin" dedi. Timur'un askerleri şehre kolaylıkla girdi. Hezimet sırasında şehir kapıları önünde meydana gelen izdihamda Timur'un askerlerinin atlarının ayakları altında binlerce insan telef oldu. Timur, Halep'te yaklaşık 15 gün kadar kaldı. Şehir yağma edildi ve bütün sakinleri kadın erkek çocuk yaşlı ayırt edilmeksizin kılıçtan geçirildi.

Bu süre zarfında Halep'te öldürülen erkek, yaşlı, kadın ve çocukların sayısı yirmi bin civarında idi. Açlık ve susuzluktan ölenlerin sayısı buna dahil değildi. İbn-i İlyas, Timur'un, ölülerin kellesinden her biri yirmi zirâ' yükseklikte on minare yaptırdığını ve kellelerin yüz kısmını rüzgâr alacak şekilde dışa getirdiklerini anlattıktan sonra Timur'un askerlerinin soygun ve öldürme konusunda çok aşırıya gittiğini ve cami ile evlerin yakılması için ağaçlar kesildiğini aktarır.

Şiî Kaynaklarına Göre Fâtıma. Şiî kaynakları, Hz. Hatta Hz. Bu tür rivayetlerde, Hz. Kandemir, s. Veccia Vaglieri, Hz. Şiî kaynaklarında Hz. Fâtıma hakkındaki abartılı bilgilerden biri de onun isimleriyle ilgilidir. Hilâfetin Hz. Ali ile onun soyuna ait olduğu iddiasının önemli dayanaklarından biri, kocası Ali ile soylarından gelen on bir imam gibi Hz.

Şiî kaynaklarında, Hz. Ali tarafından kaydedilmesiyle meydana gelmiştir. Bundan başka Hz. Halbuki bu âyette sözü edilen mirasın mal mülk değil peygamberlik olduğu, bazı âyetlerde miras kelimesinin ilim ve hikmet için kullanıldığı bilinmektedir. Ömer, çıkabilecek bir fitneyi önlemek maksadıyla Hz. Bazı Şiî kaynaklarında Hz. Mübâhele olayından bahseden bazı Sünnî kaynaklarında Hz.

Halbuki Hâzin, olayı rivayetin zayıflığını gösteren bir ifade ile nakletmekte, Beyzâvî ise mübâhele konusunda herhangi bir bilgi vermemektedir. Fâtıma hakkındaki aşırılıklarını ele almaktadır. Fâtıma ile ilgili pek çok uydurma habere yer veren s.

Cerîr b. Fâtıma ile ilgili başlıca kitaplar şunlardır: A Arapça Eserler. Muhammed el-Bâkır ö. Selâhaddin el-Müneccid, Beyrut ; Muhammed b. Selâhaddin el-Müneccid, Beyrut, ts. Muhammed Saîd et-Turayhî, Beyrut ; nşr. Mecdî Fethi es-Seyyid, Tanta, ts. Fâtıma ile ilgilidir ; Abdullah b. B Farsça Eserler. Bâkır b. İsmâil b. Abdülcebbâr er-Rifâî, s. Ali b. Ebu Talib, ortaya yakın kısa boylu, koyu esmer tenli, iri siyah gözlü olup sakalı sık ve geniş, yüzü güzeldi. Kendisine Hazreti Peygamber tarafından verilen "Ebu Türab" lakabından başka "el-Murtaza", "Allah'ın aslanı" ile zulüm ve haksızlıklar karşısında geri atmaması sebebiyle "Haydar-ı Kerrar" gibi lakapları vardı.

Bütün Sünni ve Şii kaynaklar, Hazreti Ali'nin, Müslümanlar arasındaki ilim, takva, ihlas, samimiyet, fedakarlık, şefkat, kahramanlık gibi yüksek ahlaki ve insani vasıflar bakımından müstesna bir mevkiye sahip bulunduğunu, Kur'an ve sünneti en iyi bilenlerden biri olduğunu ittifakla belirtir. Hazreti Ali, aynı zamanda tasavvuf dünyası için de vazgeçilmez bir isim olması sebebiyle İslam tasavvuf edebiyatında, özellikle Türk kültüründe ayrı bir anlam ve önemle ele alınır.

Hazreti Ali, sahabe arasında Kur'an, hadis ve özellikle fıkıh alanındaki bilgileriyle kendini kabul ettirmiş bir otoritedir.

Esved ve hanımı Hazreti Fatıma'dan duydu. Hazreti Muhammed ile çoğu zaman beraber bulunması sebebiyle rivayet ettiği hadisler içinde onun şemailine, ibadet ve dualarına dair olanlar daha çoktur. Hazreti Peygamber zamanında yazdığı ve devamlı olarak kılıcının kınında taşıdığı bir hadis sahifesi vardı. Bizzat kendisinin belirttiğine göre bu sahife diyete dair hükümlerle düşman elindeki bir esiri kurtarmanın yolları, bir kafir için Müslümanın öldürülemeyeceği, Medine'nin Harem bölgesi sınırları gibi konulardaki hadisler bulunuyordu.

Hazreti Ali, Kur'an-ı Kerim konusundaki derin bilgisinden faydalanmak isteyenleri kendisine soru sormaya teşvik eder, ayetlerin nerede ve ne zaman nazil olduğunu çok iyi bilirdi. Zira Hazreti Peygamber daha hayatta iken Kur'an-ı Kerim'in tamamını ezberleyen ve onun meselelerine vakıf olan sayılı sahabelerden biriydi.

  Gezinti menüsü

Emir Kaçulay b. Emir Tummanay. Timur'un ceddi Tumanay'ın beşinci göbekten Cengiz Han'ın da atası olduğu düşünülmektedir. Bundan böyle, Çağatay Hanı'nın bendesi olacaktı. Karşılığında ise atalarının yurdu olan Keş ve çevresi kendisine bırakılmıştı.

Yirmi dört yaşındaki Timur, Barlas boyunun başına geçmeyi başarmıştı. Timur, yeni durumunu pekiştirmek için Horasan 'ın Belh şehrinde bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmış, soylu yönetici Kazakhan'ın torunu Emir Hüseyin'inin yanına giderek onunla ittifak kurdu. Timur'un, Hüseyin'in kız kardeşi Aliye Türkanağa'yla evliliği aralarındaki ilişkiyi pekiştirdi.

Timur'un Çağatay Hanına bağlılığı uzun sürmedi, çünkü bazı boy beylerinin çı­kardığı kanlı bir ayaklanma sonucu, Çağatay Hanı oğlu İlyas Ho­ca' yı Maveraünnehir'e vali olarak atadı. Timur, emir komuta zincirinde ikinciliğe razı olmadı. Tepki vermekte hiç gecikmedi. Timur ve Hüseyin o andan itibaren kanun kaçağı olup gizlenmek zorun­da kaldılar.

Ondan sonraki birkaç yıl, iki arkadaş Timur ve Hüseyin geçimlerini eşkıyalık, yol kesicilik ve paralı askerlikten sağlayarak, Asya'nın yukarı taraflarında dolaşıp durdular. Kimi zaman şansları yaver gidi­yor ve hatırı sayılır bir ganimet ele geçiriyorlardı.

Fakat Çağatay Hanına yerlerini belli etmemek için devamlı hareket etmek zo­rundaydılar. Tarihi kayıtlara göre, bir ara Timur'un maiyetinde yalnızca karısı ve bir tek adamı kalmıştı. Bu sırada düşman karşısında zor duruma düşen Sistan hakimi Melik Fahrenddin'in kendilerini çağırması üzerine bin kişilik bir kuvvet ile yardıma geldiler.

Kendilerini yardıma çağıran Fahreddin'in vaatlerini yerine getirmemesi üzerine buradan ayrılmak isteyince Sistanlılar tarafından yolları kesildi. Timur, sağ bacağıyla sağ kolunu aksak bırakan ve düşmanlarının onu aşağılamak için kullandığı Aksak Timur lakabını ilham eden yarayı burada muhtemelen Afganistan'ın güneybatısında, bugün Deşt-i Mergi Ölüm Çölü olarak bilinen bölgenin bir yerinde aldı.

Burada yapılan çarpışmada Timur'un sağ eline ok isabet ederek yaralandı. Muhtemelen ayağının sakatlanması da bu çarpışma esnasında olmuştur. Yaralarının iyileşmesinden sonra Timur ve Hüseyin tekrar Maveraünnehir'e geldi. O dönemde, hem kendi şanını yürütmek hem Maveraünnehir'i ele geçirmek için savaş alanında kullandığı, kendi icadı olan dahiyane taktiklerle nam salmaya başladı.

Bir çarpışmada askerlerine, düşmanın kendininkinden kat kat üstün olan güçleri etrafındaki tepelerde yüzlerce kamp ateşi yaktırarak, onları dört bir yandan kuşatıldıklarına inandırmıştı. Hasımları kaçarken, onları kovalayan askerleri­nin eyerlerine bol yapraklı ağaç dalları bağlatmış, böylece kalkan toz duman içinde dev bir ordunun gelmekte olduğu sanısını uyandırmıştır.

Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı. Kurultay toplayıp, Tuva Han'ın torunlarından Kabilşah Oğlan'ı han ilan ettiler.

Timur'la Hüseyin'in güçleriyle karşılaştığı zaman, ordusu Taşkent yakınlarındaydı. Moğolların üstüne çullanan Timur, üstünlüğü ele geçirdi ve şe­kil olarak komutanı durumunda bulunan Hüseyin'e, kendi adamlarıyla düşmanın işini bitirmesi için işaret verdi. Fakat Hüseyin geri durdu. Moğol güçleri, bu hayati yanlıştan fayda­lanmakta geç kalmadılar; saldırıya geçip dört bir tarafta kılıç­tan geçirilmedik adam bırakmadılar.

On bin kişi öldü. Timur'la Hüseyin, Ceyhun Nehri'ni geçerek güneye doğru kaçtılar. Çarpışmanın en kritik anında, müttefiğiyle birlikte vuruşmayı reddeden Hüseyin'e karşı güveni sarsıldı. Timur, kendini ihanete uğramış sayıyordu.

Ancak Emir Kazakhan'ın torunu soylu göçebe Hüseyin, resmen Timur'un üstüydü. Mir çarpışmasında uğradığı ağır kayıpların telafisi için Timur'un emirleri ve askerleri üzerine, ceza niteliğinde bir kafa vergisi salmıştı.

Tarihi kayıtlara göre bu o kadar yüksek bir meblağdı ki hiçbirinin ödemesine olanak yoktu. Timur atlarını, hatta Hüseyin'in kardeşi olan karısı Aliye'nin altın ve gümüş kolye ve küpelerini vermek zorunda kaldı. Hüseyin, bunların aile mü­cevherleri olduğunu bile bile, hiç oralı olmadan hepsini aldı. Mir çarpışmasından bir yıl sonra Timur'la Hüseyin, Semerkand'ın bağımsız Serbedar yönetimini mağlup ederek buranın yeni yöneticileri olmanın zaferini kutladılar.

İki savaşçı arasındaki ittifak, Timur'la Hüseyin'in kardeşi Aliye'nin evlenme­si ile mühürlenmişti. Aliye'nin bu sıradaki ölümü, aileler ara­sındaki son bağı da kopardı.

Timur 'te Hüse­yin'in başkenti Belh'e doğru hücuma geçti. Timur galip gelip şehri ele geçirdikten sonra Hüseyin, yakalanarak ona teslim edildi. Daha önce canını bağışlama sözü verdiği için Hüseyin'in öldürülmesini emretmeyen Timur, gene de onunla kardeşini öldürdüğü için arasında husumet bulunan adamlarından Key­hüsrev'in, bu işi yapmasına engel olmamıştır.

Timur, Hüseyin'in yenilgisi ve katledilmesinin ardından Cengiz Han'ın, en yüksek idari makamın ancak hükümdar soyundan asil kanlı bir kişiye verilebileceği töresinden hareketle, kukla ve sadece sözde yönetici olarak, bir Çağatay hanını başa getirdi.

Bu yalnızca adet yerini bulsun diye yapılmıştı. Gerçek ik­tidar Timur'un elinde idi. İbn Arabşah, "hem yö­neten hem yönetilen onun hükmü altındaydı," diye yazar. Bu tarihte Sultanların nezdinde Halifeler nasılsa o da öyleydi. Bu güç ve mevki paylaşımının aslı, gayet gösterişli bir tahta çıkma töreniyle, tam olarak ortaya çıktı.

Timur bunlardan dördünü kendi haremine aldı bazılarını da yanındaki ileri gelen beylere verdi. Timur'un zafer ganimetieri ara­sında Hüseyin'in dul eşi Saraymülk Hanım da vardı. Timur, Saraymülk Hanım'ı eş olarak alıp idaresine meşrui­yet kazandırdı. Bu evlilik, Saray Mülk Hanım'ın han kızı olması dolayısıyla Timur'a han damadı anlamına gelen küregen Gürgan unvanını taşımaya hak kazandırmıştır. Bundan böyle ve ömrünün sonuna dek, kendi adıyla çıkarttığı paralarda, Cuma hutbelerinde ve tüm törenlerde kendine, Hanlarhanı'nın damadı anlamında, Timur Gurgan dedirtti.

Timur da kukla han tayîn ederek idâreyi ele alan bir emîr olarak Cengiz Han soyundan Suyurgatmış Han'ı tahta çıkardıktan sonra Çağatay hanedanı adına hareket etme imkânı bulmuştu. Timur, Kongurat Oymağından Tengüdey'in oğullarının elinde olan Harezm bölgesinin önemli şehirleri Kat ve Hive ile ilgilenmekteydi.

Buraları kontrol eden Hüseyin Sofi'ye elçi göndererek bu iki memleketin Çağatay Han'a ait olduğunu, bu yüzden burayı bırakmasını istedi. Hüseyin Sofi, Harezm'i kılıçla aldığını ve elinden yine kılıçla alınabileceğini bildirdi.

Bunun üzerine Timur yılında derhal Harezm üzerine yürüdü. Ancak sefere çıkmak üzereyken her zaman Timur'un yanında bulunan Mevlana Celaleddin Keşşi adındaki bir derviş, Sofu'ya gidip dökülmemesi için nasihatta bulunmak ve Timur ile uzlaşmasını rica etme teklifinde bulundu. Timur bunu kabul etti ve onu elçi olarak Harezm'e gönerdi. Fakat Hüseyin Sofi, elçi olarak gelen Mevlana Celaleddin Keşşi'nin nasihatlerini dinlemeyrek onu hapsettirdi.

Bunun üzerine Timur, Harezm'i kuşattı ve Kat kalesini ele geçirdi. Ancak Yusuf Sofinin sözünde durmaması üzerine Timur, yeniden Harezm üzerine yürümek zorunda kaldı. Yusuf Sofi bu sefer de çeyizlerin hazırlanmakta olduğu bahanesiyle af dileyerek yılında Süyün Bek Hanım'ı Semerkand'a gönderdi. Bu evlilik ile Timur kendisinden sonra oğlunu da Cengiz soyundan bir hanımla evlendirerek hanedana damat etmiş oldu.

Harezm hakimi Yusuf Sofi Timur'un doğu ile meşgul olmasından yararlanmak istemiş ve Buhara tarafına asker sevk etmişti. Timur bir elçi gönderdiyse de Yûsuf Sofi bu elçiyi de yakalatmıştı. Timur, Yusuf Sofi'yi 3 ay kuşatma altında tuttu. Yusuf Sofi'nin rahatsızlanarak ölmesi ve yerine geçen Süleyman Sofi ile anlaşma sağlanması üzerine sefer sona erdi.

Böylece Harezm bölgesi Timur'a bağlanmış oldu, ancak bir süre sonra Toktamış 'ın etkisi ile ile bu bölgede hakim olan Sufî ailesi tekrar Timur'a muhalefet etti. Sufi ailesinin de mensup olduğu Kongurat kabîlesi Harezm'de hakim olan boydu. Bu boy Altın Orda 'ya daha yakın bir boydu. Toktamış'ın annesi bu boya mensuptu. Bu boya mensup emirler Altın Orda'da etkili emîrlerdi.

Timur — arasında düzenlediği dört seferle Harezm bölgesini fiilen hakimiyeti altına almıştı. Ancak Sofi ailesini ve Kongratları tam anlamıyla kendine bağladığı söylenemez. Kongratlar, Toktamış'ın Altın Orda devletinin toparlamasından sonra ona meyletmişlerdi.

Süleyman Sofi'nin Toktamış'ın tarafına geçmesi bardağı taşıran son damla oldu. Böylece 'de Timur beşinci defa çöl yolundan Harezm'e yürüdü. Bunun üzerine Süleyman Sofi, Toktamış'ın yanına kaçtı. Harezm'i işgal eden Timur, öfke ile halkın Semerkand'a sürülmesini, Ürgenç'in de tahrip edilip yerine arpa ekilmesini emretti. Ancak üç yıl sonra şehrin yeniden imarı için emir verdi. O dönemde İran'da şu devletler mevcuttu. Bunlar arasında sürekli çekişmeler yaşanıyordu. Timur Kert hanedanından başlayarak bütün bunları hakimiyeti altına aldı.

Timur yılında Kert'lerin elinde bulunan Herat'ı ele geçirdi. Daha sonra Horasan'ın batısına hakim olan Serbedarlılar'ın başşehri Sebzvar'ı ele geçirdi. Emir Veli, Timur'un ordusu ayrıldıktan sonra ülkesine yeniden hakim oldu ancak 'te Timur'un ordusu tekrar gelince Azerbaycan taraflarına kaçtı ve ülkesi tamamen Timur'un topraklarına katıldı.

Timur, Horasan seferleri sırasında İran'ın durumunu daha yakından görüp 'da bu ülkeyi tamamen ele geçirmeye karar vererek Semerkant'tan harekete geçti. Hac kervanlarına hücum ettiği bahanesiyle Luristan hakimi Melik İzzeddin'i ele geçirip oğullarıyla birlikte Semerkant'a gönderdi. Buradan Azerbaycan'a yöneldi. Bağdat hakimi Sultan Ahmet Celayir'in Tebriz 'e ilerlemekte olduğu haberini almştı ancak Sultan Ahmet Celayir, Timur'un üzerine geldiğini duyunca Bağdat'a geri döndüğünden Tebriz Timur tarafından kolayca ele geçirildi.

Yazı Tebriz'de geçiren Timur baharda Gürcüler üzerine gaza amacıyla sefer düzenledi. Kar ve yağmur mevsimi olduğundan buradan da ayrılıp Kitu-Zerşat-Çıldır-Akılkelek yoluyla Tiflis önlerine geldi. Timur, Tiflis'i ele geçirip Şirvan taraflarını da kendine tabi kıldıktan sonra kışlamak için Karabağ'a geldi. Timur Gürcistan'a düzenlediği seferlerinde Müslüman olan Gürcüleri serbest bırakmış ve onları bu davranışlarından dolayı çeşitli şekillerde ödüllendirmiştir.

Timur'un Karakoyunlu topraklarındaki bu harekâtı üzerine Türkmenler süratle çekilerek Çapakçur civarına gelmişlerdi. Burada geçitleri tutan Türkmenler, Timur'un gönderdiği kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğrattılar. Kara Mehmed'i ele geçiremeyeceğini anlayan Timur, İran'a dönmeye karar verdi. Meraga yakınlarına geldiğinde Muzafferiler'den Zeynelabidin'e adamlar göndererek babası Şah Şuca'nın ölmeden önce gönderdiği bir mektupta onu kendisine emanet ettiğini dolayısıyla yanına gelmesini istedi.

Zeynelabidin bu davete aldırmadığı gibi Timur'un gönderdiği adamlara da dönme izni vermedi. Bunun üzerine Timur sonbaharında Hamedan üzerinden İsfahan önlerine geldi ve burayı fethetti. Şehrin ileri gelenleri orduda alıkondu, Timur Melik ile Mehmed b. Sultan Şah bu malı toplamak için şehre gittiler. Şehirden bir grup şehre giren askerlere saldırarak hepsini öldürdüler. Timur, Isfahanlılar isyan edince şehre tekrar döndü ve yedi yaşından küçük çocukları ailelerinden ayırtarak bir araya topladı.

Daha sonra bu yedi bin çocuğu ailelerinin gözleri önünde saatlerce atlılara ezdirmek suretiyle katletti ve kafalarını vücutlarından ayırdı. Kentin yarısını dolaşmış olan tarihçi Hafız Ebu her biri kelleden 28 kule saydığını yazmaktadır. Bu sırada Zeynelabidin'in Şuşter 'e kaçmış olması nedeniyle şehri kolayca ele geçirdi. Timur'dan sağladığı destekle 'ten başlayarak Doğu Deşt-i Kıpçak 'a egemen olup 'de Altın Orda Devleti'nin egemenliğini ele geçirdi.

Bu konuma yükselince, Timur'un kendisine yapmış olduğu tüm yardımları unuttuğu gibi, onu bir bakıma küçümsemeye başladı. Bu başarılardan sonra Altın Orda Devleti'ni eski sınırlarına kavuşturmak amacıyla Timur'a bağlı bulunan Harezm 'i geri istedi. Bu isteği Timurla aralarının açılmasına neden oldu. Timur ordusunu alışılmış üçlü sistemden merkez, sağ, sol farklı olarak 7 kol düzenine göre düzenledi.

Toktamış'a karşı sefer sırasında İran'daki bazı yerli hakimlerin yokluğundan istifade ederek Timur'a yüz çevirmeleri üzerine Timur adamlarını bölgeye göndererek asker toplamalarını ve savaş ilan etmelerini istedi kendisi de yılının Haziran ayında hareket ederek Buhara 'ya geldi.

Buradan Ceyhun ırmağını geçerek Mazenderan'a gelen Timur, buranın kendisine itaatten ayrılan hakimlerini baş eğmek zorunda bıraktı. Şah Mansur'un Timur'un hakimiyetini tanımayarak Şiraz 'a kapanması üzerine yılının Mart ayında onun üzerine yüründü.

Şah Mansur büyük bir yenilgiye uğrayıp kaçarken yakalanıp tüm hanedan üyeleriyle birlikte öldürüldü ve ülkesi Mirza Şeyh Ömer'e verildi. Sultan Ahmed Celayir, Dicle 'yi geçtikten sonra köprüyü yaktırmış ve savaş düzeni almıştı. Sizin şehadet mertebesine ulaşmanıza biz sebep olduk, bunun için kıyamet günü bize şefaat etmeyi sakın unutmayın'' dediğini aktarmıştır.

Timur Bağdat'ı ele geçirdikten sonra Erzincan Emiri, Akkoyunlu ve Karakoyunlu beyleri ile Sivas-Kayseri hakimi Kadı Burhaneddin 'e haber göndererek itaat etmelerini istemiş Memluk sultanı'na da kalabalık bir elçi heyeti göndermiştir.

Ancak cavapları beklemeden harekâtına devam edip Musul, Mardin ve Diyarbakır'ı zaptedip Van gölünün kuzeyindeki Aladağ'a gelmiştir. Burada iken Erzincan Emiri Taharten yanına gelerek bağlılığını bildirmiştir. Memluk Sultanı Timur'un elçilerini öldürerek karşılık vermişti. Bunun üzerine Timur Suriye'ye yürüme kararı aldı. Bu sırada Erzurum'a kadar gelmiş olan Timur Anadolu'da Güneyden Memlükler, Kuzeyden ise Altın Orda kuvvetleri arasında kalacağını hesap edip birdenbire geri dönme kararı alıp Toktamış'ın üzerine yürüdü.

Öcünü almak için için Timur'un Mardin ve Diyarbakır bölgesinde bulunduğu bir sırada Derbend üzerinden Şirvan 'a bir baskın yaparak tüm halkını kılıçtan geçirdi kenti yağmalatıp, yakıp yıktı. Gürcistan'daki fetihlerden sonra hazırlıklarını tamamlayan Timur, yılı Şubat ayında Toktamış üzerine hareket emri verdi.

Toktamış'ı kesin olarak ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçen Timur'un ordusu Toktamış'ın ordusu ile 'te Terek Irmağı kıyısında karşı karşıya geldi. Timur, üç günde ordusunu çember haline getirip çember daraldıkça açlık karşısında ordusuna büyük bir av ve moral sağladı. Timur, Terek nehri karşısında üç gün karşılıklı aşağı yukarı hareket eden ordusundaki kadınlara asker kıyafeti giydirip aşağı doğru hareket ettirdi erkekler ise yukarı kesimden karşıya geçerek karşıya geçerek Toktamış askerlerini korkunç biçimde yenilgiye uğratıp perişan etti.

Timur ileri harekâtına devamla Astrahan ve Saray Berke 'nin üzerine yürümüş, ciddi bir mukavemet görmeden buraları da ele geçirmiştir. Beş yıllık seferden dönüşte Timur, Çin üzerine bir sefer yapmayı düşünüyordu hatta hazırlık yapma maksadıyla Muhammed Sultan'ı doğuya göndermiş bulunuyordu.

Onun bu sırada niçin birdenbire fikrini değiştirip Hindistan üzerine gitmeye karar verdiği açık değildir. Fakat bu seferi daha sonra yapmayı tasarladığı seferlerine maddi kaynak sağlamak için yapmış olma ihtimali yüksektir. Kafirlere cihad adı verdiği seferine yılı Mart ayında Semerkand'tan hareket ederek başladı. Sultan Firuzşah'ın ölümünden sonra birtakım kişilerin yoldan çıkarak ahaliye zulmettiklerini duyan Emir Timur bu yolsuzlukları kaldırmak için Delhi havalisine gitti.

Her file zırh geçirip, sırtındaki kulelere beşer adet nişancı okçu koymuşlardı. Gerçi bu ordu Timur'un ordusu karşısında sayıca üstün değildi ancak Timur'un ordusundan bazıları fillerin heybetinden korkuya kapılmışlardı.

Bu yüzden Timur, fillerden kurtulmak için bir hile düşündü. İki ordu karşı karşıya geldiğinde, Timur develerin sırtına yüklenen pamukları ve diğer yükleri ateşe verdirip fillerin üzerine sürülmesini emretti.

Develer ateşin sıcaklığını hissedince fillere doğru koşmaya başladılar. Filler alevler içinde kendilerine doğru koşan develeri görünce bu hayvanlardan korkarak sırtındaki sürücüleri yere atıp ayakları altında ezip, boyunlarını kırarak kaçmışlar ve karşılarına çıkan piyadeleri de çiğneyip geçmişlerdir. Bunun üzerine Hindular dayanamayıp kaçtılar. Sultan Mahmud ve Molu Han az bir askerle muharebe meydanından çıkarak şehre kaçtılar.

Sultan Mahmut ve Molu Han perişan bir halde şehre geldiler. Emir Timur öğle vakti Delhi'ye yetişti fakat akşama kadar orada kaldı. Timur'un askerleri ateşe tapan Hinduları Timur, Ganj nehrine kadar takip etti. Ganj kıyılarında kafaları vurulduğunda nehrin kıpkırmızı kesildiği rivayet edilmektedir. Şehirde bulunan Seyidlerin, büyüklerin, kadıların ve eşrafın gelip Timur'un huzuruna çıkmalarına izin verildi.

Molu Han'ın naibi olan Fazlullah-ı Belhî de bunlar arasında idi. Seyidler ve alimler Emirler aman için ricada bulundular. Timur, Mevlena Nasırüddin Ömer'in şehre girmelerini kendisi adına okunacak hutbeyi süslemesini emretti. Timur adına muhteşem bir hutbe tertip ettiler. Delhi'de Timur için şahane meclisler tertip ettiler. Timur'un her seferden sonra yaptığı gibi tertip ettiği av eğlencesinde aslanlar, kaplanlar, gergedanlar, mavi geyikler, tavus kuşları ve papağanlar avlandı.

Esrarlı Keşmir vadisine inildiğinde bölgenin güzelliği ve zenginliği karşısında hayretini gizleyemeyen Timur bütün putperest mabedlerini yerle bir ettirdi. Timur'un zaferini anlatmak için yazdırdığı fetihnameleri götürecek olan filler on sıra meydana getiriyordu. Sanatkarlar, ressamlar, mimarlar eserlerini Timur'un başkentinde meydana getirsin diye sürüler halinde Semerkant'a götürüldü.

Bunlar arasında bulunan birçok taş yontucuları ve duvarcılar seferin başarıyla tamamlanması şerefine Semerkant'ta yapılacak olan Cami-i Kebir'in inşasıda çalışmaları için Timur'un komutanları arasında pay edildi. Bu abidenin inşasında kullanılmak üzere oyma nakışlarla nakışlanmış birçok taşlar ve Hinduların mabedlerindeki eşyalar Semerkant'a nakledildi. Horasan valiliğinden sonra yılında Hülagü Han tahtına tayin edilen ve Azerbaycan ve ona bağlı yerlerin idaresine getirilen Mîrânşâh, Hint seferine katılmamıştı.

O, — yılı sonbaharında Hoy civarında attan düşmüş, fiziksel olarak sağlığına kavuştuysa da garip davranışlarda bulunmaya başlamıştı. Bu attan düşme hadisesinden sonra doktorların bütün çabasına rağmen, fiziksel olarak iyileşti ise de, tam olarak sıhhatine kavuşamamıştı. İran ve Azerbaycan'da idarede gevşekliğin baş gösterdiğine, devlet malının çarçur edildiğine dair haberler de gelmekte idi. Bu durum üzerine Timur Hint seferinden dönüşünden 4 ay geçmiş olmasına rağmen yeni bir sefere çıktı.

Yedi Yıllık Sefer diye isimlendirilse de bu seferin süresi 5 yıldır ve Timur'un en büyük seferidir. Mîrânşâh meselesi yüzünden belki bu geliş biraz hızlanmıştı. Timur ile Bayezid arasındaki başlıca problemlerden biri Erzincan Emîri Taharten meselesidir. Yıldırım Bayezid, Erzincan Emîrine kendisine itaat etmesini bildirmişti.

Bunun yalnızca bir oyalama siyaseti olduğu anlaşılmaktadır. Timur, Taharten'i huzuruna kabûl ettikten 2 gün sonra Sivas şehrine geldi. Sivas şehri yüksek surlarla çevriliydi. Güney tarafında kaynak sularla beslenen bir hendek vardı. Hisarın bu tarafında delik açmak mümkün değilken batı tarafı bu iş için uygun bulunmuş ve hisar kuşatmaya alınmıştır. Lağımlar kazılmış ve şehir halkı bunu geç fark etmiştir. Lağım kazma faaliyetleri sonuç vermiş ve şehirdekiler kalenin düşeceğini anlayınca kale muhafızı Mustafa kaleyi teslim etmek zorunda kalmıştı.

Timur Sivas'ı kan dökmeyeceğine söz vererek teslim almasına rağmen bin Ermeni'yi kazdırdığı büyük çukurlara gömmek suretiyle öldürtüp işte sözümü tuttum bir tanesinin bile kanını dökmedim demiştir. Timur Sivas'ta bakım evlerinde bulunan cüzzamlıları Türkistan'da bilinmeyen bir hastalık olduğundan askerleri arasında yayılmaması için imha etti. Sivas'ı savunan Bayezid'in oğlu birkaç gün canlı olarak muhafaza edildikten sonra öldürüldü.

Ayrıca Haleb Nâibine gönderdiği mektûbda da Osmanoğlu denen bu çocuğun edebinin kıtlığını duyup kulağını çekmek istedik ve onun ülkelerinden Sivas ve diğer yerlerde onun vaziyyeti hakkında sizin de duyduğunuz şeyler yaptık demekteydi. Bu şekilde Timur ilk kez Osmanlı hâkimiyetindeki bir bölgeyi ele geçirmiş olmaktadır. Timur'un Sivas'a yürümesi habberini alınca Karakoyunlular'ın hükümdarı Kara Yusuf ve Bağdat Hükümdarı Sultan Ahmed Celayir Timur'un Suriye'ye de inerek yollarını kapatacağını düşünerek ikisi birlikte Mısır'a sığınmayı karar kıldılar.

Yedi bin asker ile birlikte Fırat'ı geçip Memluk Sultanı Ferec'e kendilerini sığınma talebini bildirmek için bir elçi gönderdiler. Bu arada Halep'te yaklaştıkları sırada şehrin valisi Demirtaş mültecilerin yolunu kesti ve daha ileriye gitmelerine engel olmak istedi.

Demirtaş onların mektupla Suriye'ye girmek için ricada bulunmalarına rağmen Hama Naibi Dokmak'ı da yanına alarak onlara karşı çıktı. Halep önünde yapılan savaşta Demirtaş bozguna uğradı. Haleb naibi öldü, Hama ve Birecik naibleri esir düştüler. Kara Yusuf ile Sultan Ahmed, Ferec'e bu duruma Haleb naibinin sebep olduğunu, kendilerinin sadece canlarını kurtarmak için savaştıklarını bildirdiler. Bu hadise sebebiyle Memluk devletine sığınma ümitlerini kaybedip Yıldırım Bayezid'e sığınmaya karar verdiler.

Timur'un Bağdat'ı ele geçirdikten sonra Berkuk'a gönderdiği elçi öldürülmüş, Kara Yusuf tarafından tutsak alınan Avnik hakimi Atlamış da Kahire 'ye gönderilerek orada hapsedilmişti. Bunun üzerine Timur, henüz tahta geçmiş olan Ferec'e elçiler göndererek Atlamış'ın geri verilmesini istedi ancak elçiler Haleb'e varır varmaz hapsedildier.

Daha Sonra Timur Ferec'e bir mektub yazarak Atlamış'ı teslim etmesini ancak o zaman elçisini öldürmesi hadisesini affedeceğini bildirdi. Timur bu sırada Malatya'da bulunurken Şahruh" [28] ileri gelen Emir ve Komutanlarla Behisti kalesinin etrafını kuşattılar. Bu kale o yüksek bir dağ üzerinde bina edilmiş ve etrafında surlar yapılmış, bir kapı kanadı ve hisar ile tahkim olunmuştu. Kalenin ortasına döner bir mancınık konmuştu. Emir Timur kalenin etrafının Emirlere taksimini buyurduktan sonra" [28] Kale içinden mancınıkla otağa taş atıldı.

Timur derhal kuşatma aletlerinin hazırlanmasını emretti. Askerler kaleyi çember içine alıp çarpışmaya başladılar. Yirmi mancınık kurulmuştu. Mancınıklardan birini Timur'un otağına taş atan mancınığın tam karşına kurmuşlardı.

Bu mancınıkla atılan ilk taş, Timur'un şansından olsa gerek ki, Timur'a ateş eden mancınığın koluna isabet edip parçaladı. Bu sırada Mirza Rüstem Fars ordusuyla gelip ana orduya katıldı. Timur'un huzuruna çıktı ve birçok hediye takdim etti. Timur onu kucaklayıp bağrına bastı. Diğer yandan lağımcılar hisar duvarının dibine bir delik açtılar.

Bir yandan da mancınıklarla kaleyi dövmeye devam ettiler. Kalenin Beyi Mukbil durumun vehametini anlayınca Timur'a adam göndererek bir rivayete göre şunları söylemiştir. Bu bendenizi affedip canımı bağışlayacağınızı ümit ediyorum". Eğer şimdi bu kale kapısından geri dönersek, millet sanır ki kaleyi alamadığımız için geri döndük. Kale halkı bunu görünce korkuya kapıldı. Mukbil'in adamları telaş içinde oraya buraya kaçıştılar.

O sırada kaledeki kadılar ve önde gelen kişiler hediyeler hazırlayıp Şahruh'u barış için aracı yaptılar. Timur, Şahruh'un hatrına Mukbil'i bağışladı. Gelenler hayır duasında bulunarak kaleye döndüler ve hutbeyi Timur adına okutup onun adına sikke bastılar. Timur bu meseleden de galip ayrıldıktan sonra ilerleyerek Antep tarafında doğru ilerledi. Şehirde bulunan aklı başında ileri gelen adamlar şehri terk etmişlerdi bile.

Yalnız bazı kimseler savunma için hisarın içine girmişlerdi. Bu hisar hakikatten sağlamdı. Bu yüzden hiç direnmeden kaleyi teslim ettiler ve böylece kale ele geçirilmiş oldu. Kalede bol miktarda yiyecek vardı. Dolayısıyla askerler ihtiyaçlarını rahatlıkla karşıladılar. Binaları evlerini yıkıp yerle bir ettikten sonra Haleb tarafına teveccüh ettiklerini aktarır.

Timur Behisni ve Antep 'i aldıktan sonra Halep önlerine vardı ve 28 Ekim 'de Halep yakınlarında bir yerde karargahını kurdu.

Timur'un Halep'e yaklaştığı sıralarda Halep beylerbeyi Timurtaş hemen Mısır'a çapar göndererek durumu bildirdi ve Memluk Sultanı haberi alınca Şam'daki orduların da Halep'te toplanmalarını emretti. Çevre beylerin askerleriyle yardıma gelmeleri sayesinde kalabalık bir ordu kurulmuş oldu. Beylerin toplanmasından sonra Timurtaş toplantı yaparak alınması gereken önlemler hususunda karar alınmasını kararlaştırdı.

Timurtaş üzerlerine gelen tehlikenin farkındaydı ve ülkenin selâmeti açısından Timurla anlaşma niyetindeydi. Fakat Şam Beylerbeyi Şudun bu görüşün korkakça olduğunu ileri sürerek, ülkelerinin Timur tarafından fethedilen hiçbir ülkeye benzemediği, kalelerin kara taştan yapılma, asker ve silahlarının çok namlı olduğunu iddia ederek savaşmaktan yana tavır sergiledi.

Diğer beylerin de Şudun'dan yana olmaları neticesinde kurultayda savaş kararı alındı. Timur askerlerini bizzat idare etmek için merkezde kıymetli eğerler ile örülmüş bir fil istihkamı arkasında yerini aldı. Bu fillerin üzerindeki okçular yanar oklarla Grejuva yağdırıyorlardı. Savaşın başlangıcında filler hareketsiz kalmışlardı ancak sonradan Memluk askerlerinin üzerine hücum ettiler.

Askerleri hortumlarıyla havaya fırlatıp havadan yere düştüklerinde ayaklarıyla ezdiler. Memluk askerleri korkup kaçtı. Timur kaledekilere birini gönderip şöyle dedi: "Bizim işimiz askerlerle. Sivillerle bir işimiz yok. Allahü Teâlâ'nın inayetiyle kale, dağ ve nehir bizim için aşılması kolay yerlerdir. Bu yüzden kaleye güvenip binlerce Müslümanın kanına girmeyin.

İtaat kemerini bağlayıp dışarı çıkın. Aksi halde dökülecek Müslüman kanından sizler sorumlu olursunuz, karılarınız ve çocuklarınız esir edilirler". Kale halkı bu sözleri duyunca korkuya kapılıp, yapacak bir şeyleri olmadığını anladı. Affedilme talebiyle Timur'un huzuruna geldiler. Şudun ve Timurtaş kale askerleriyle birlikte tutuklandı. Eğer Atalmış'ı bize gönderirsen biz de sana bu beyleri göndeririz. Atalmış'ı bize hemen gönderesin" dedi. Timur'un askerleri şehre kolaylıkla girdi.

Hezimet sırasında şehir kapıları önünde meydana gelen izdihamda Timur'un askerlerinin atlarının ayakları altında binlerce insan telef oldu. Timur, Halep'te yaklaşık 15 gün kadar kaldı. Şehir yağma edildi ve bütün sakinleri kadın erkek çocuk yaşlı ayırt edilmeksizin kılıçtan geçirildi.

Bu süre zarfında Halep'te öldürülen erkek, yaşlı, kadın ve çocukların sayısı yirmi bin civarında idi. Açlık ve susuzluktan ölenlerin sayısı buna dahil değildi. İbn-i İlyas, Timur'un, ölülerin kellesinden her biri yirmi zirâ' yükseklikte on minare yaptırdığını ve kellelerin yüz kısmını rüzgâr alacak şekilde dışa getirdiklerini anlattıktan sonra Timur'un askerlerinin soygun ve öldürme konusunda çok aşırıya gittiğini ve cami ile evlerin yakılması için ağaçlar kesildiğini aktarır.

İbn-i Tagrıberdi ise Halep'in içi ve çevresinin cesetlerle dolduğunu ve cesetlerden artık toprağın görünmediğini, yürümek isteyen kişinin cesede basmadan yürüyemeyeceğini yazar. İbn-i Arabşah'a göre Timur'un, Halep'te bu kadar aşırıya kaçmasının sebebi, Şam naibi, Timur'un Halep'e gönderdiği çaparın başını keserek üstündekleri soyup aldıktan sonra, çaparın akrabalarından biri de olan biteni Timur'a anlatıp öldürülen kişinin intikamının Haleplilerden alınmasını istemişti.

Timur da onun bu isteğini kabul ederek ona Halep halkına istediğini yapma hakkı vermişti. Hazreti Muhammed'in peygamberliğine ilk iman edenlerden, İslam'ın dördüncü halifesi Hazreti Ali , yıl önce bugün şehit oldu. AA muhabirinin İslam tarihi kaynaklarından derlediği bilgilere göre, hicretten yaklaşık yirmi iki yıl önce, miladi 'de Mekke'de doğan Hazreti Ali'nin babası, Hazreti Peygamber'in amcası Ebu Talib, annesi de Fatıma bint Esed b.

Mekke'de baş gösteren kıtlık üzerine Hazreti Peygamber, amcası Ebu Talib'in yükünü hafifletmek için Hazreti Ali'yi himayesine aldı. Hazreti Ali, beş yaşından itibaren hicrete kadar onun yanında büyüdü. Hazreti Ali, hicretin ikinci yılının son ayında Hazreti Peygamber tarafından kızı Fatıma ile evlendirildi.

Hazreti Ali, Hazreti Fatıma'nın sağlığında başka evlilik yapmadı. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen hemen bütün gazve ve seriyyelere katılan Hazreti Ali, bu savaşlarda Hazreti Peygamber'in sancaktarlığını yaptı ve büyük kahramanlıklar gösterdi.

Hazreti Peygamber'e katiplik ve vahiy katipliği yapan Hazreti Ali, Hudeybiye Antlaşması'nı da yazmıştır. Evs, Hazrec ve Tay kabilelerinin taptıkları putlarla Mekke'nin fethinden sonra Kabe'deki putları imha etme görevi de Hazreti Ali'ye verildi. Hazreti Peygamber vefat ettiğinde, cenazenin yıkanması ve benzeri hizmetleri, vasiyeti üzerine Hazreti Ali ile Resulullah'ın yakın akrabalarından Abbas ve oğulları yaptı. Hazreti Ali, ilk üç halife döneminde Medine'de ikamet edip dini ilimlerle uğraşmayı diğer görevlere tercih etti.

Kur'an ve hadis konusundaki derin ilminden dolayı hem Hazreti Ebubekir'in hem de Ömer'in özellikle fıkhi meselelerde fikrine müracaat ettikleri bir sahabi olan Hazreti Ali'nin, Peygamber'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği günün İslam tarihi için başlangıç kabul edilmesine dair teklifi de kabul edildi.

Hazreti Osman şehit edilince ashabın önde gelenleri mescitte toplanarak yeni halife seçimine gitti. Hazreti Ali, kendisine yapılan hilafet teklifini orada bulunan Talha ve Zübeyr'e yöneltti, fakat ısrar üzerine kabul etti.

Hilafeti döneminde Müslümanlar arasında ayrışmalara yol açan Cemel Vak'ası ve Sıffin Savaşı gibi önemli olaylar yaşandı. Muaviye'yi kendisine biata davet eden Hazreti Ali, yılı Haziran ayında Sıffin savaşında Muaviye ve ordusunu mağlup etti. Muaviye'nin yanında duran Mısır Fatihi Amr bin As'ın ortaya attığı Hakem Olayı hilafet meselesini bir çıkmaza götürdü. Halkın bir kısmının Hazreti Ali'yi, bir kısmının da Muaviye'yi halife olarak tanıması sebebiyle de ikili bir iktidar ortaya çıktı.

Hazreti Ali, Kufe'de, Harici Abdurrahman b. Mülcem tarafından zehirli bir hançerle sabah namazında yaralandı, aldığı yaranın tesiriyle 26 Ocak - bazı kaynaklara göre 28 Ocak- 'de vefat etti ve Kufe'ye bugünkü Necef defnedildi. Ali b. Ebu Talib, ortaya yakın kısa boylu, koyu esmer tenli, iri siyah gözlü olup sakalı sık ve geniş, yüzü güzeldi.

Kendisine Hazreti Peygamber tarafından verilen "Ebu Türab" lakabından başka "el-Murtaza", "Allah'ın aslanı" ile zulüm ve haksızlıklar karşısında geri atmaması sebebiyle "Haydar-ı Kerrar" gibi lakapları vardı.

Bütün Sünni ve Şii kaynaklar, Hazreti Ali'nin, Müslümanlar arasındaki ilim, takva, ihlas, samimiyet, fedakarlık, şefkat, kahramanlık gibi yüksek ahlaki ve insani vasıflar bakımından müstesna bir mevkiye sahip bulunduğunu, Kur'an ve sünneti en iyi bilenlerden biri olduğunu ittifakla belirtir.