Charlie Chaplin: Dünya sinemasında çığır açan bir isim

96678

Yarattığı Şarlo Charlot karakteri ile özdeşleşen Chaplin, sadece sessiz sinema devrinin değil, tüm sinema tarihinin en önemli figürlerinden bir tanesidir. Lenin, işçilerin, çalışma düzenleri nedeniyle ve tabiaten sosyalist olacakları hipotezini erken yıktı; "Ne Yapmalı", Marx'ı revizyona tabi tutuyordu ve başarılıdır. Jürideki hiç kimse Orhan'a Pamuk ödül vermedi. Rekabetçi kapitalizmde, temel ilke liyakattir, verimli iş yapabilme yeteneği temel seçim ölçütü olarak ortaya çıkıyor.

şarlo idama mahkum - ekşi sözlük

Sinema dünyasının Şarlo'su ve en tanınmış ismi olan Charlie Chaplin'in 65 filmi Open Culture'ın yayınladığı bir arşivle ücretsiz olarak. Atatürk Chaplin'in ''Şarlo İdama Mahkum'' filmini çok beğeniyor ve Cemil Filmer'e şöyle diyor; "Cemil, hayatımda bu kadar güldüğümü. tarihimizde ilk defa kadın-erkek bir arada şarlo idama mahkum filmi izledi, bir devrimdi. mustafa kemal atatürk eşi latife'yle sinemaya gitti, hiç kadın göremeyince. Yarattığı "Şarlo" (İngilizce: Charlot, Tramp) karakteri ile özdeşleşmiştir. Londra'nın fakir bölgelerinden birinde doğup büyüyen Chaplin, 'te gittiği ABD'de. Atatürk, İzmir'deki Ankara Sineması'nda 'Şarlo İdama Mahkum'un izlemiş. Işıklar yandığında Filmer'e şöyle demiş: "Cemil, hayatımda bu kadar.

şarlo idama mahkum izle. Yaşamaktan korkmak, yozlaşmak oluyor.

Birçok maceracının yaptığı gibi Klondike Altına Hücumu hareketinde Alaska'ya altın aramak için giden "Küçük Serseri" Şarlo'nun buradayken. Bir İdam Mahkumu Kaçtı izle, A Man Escaped izle, Bir İdam Mahkumu Kaçtı full izle, Bir İdam Mahkumu Kaçtı türkçe dublaj izle, Bir İdam Mahkumu Kaçtı altyazılı​. Şarlo. The Dictator izle, Diktatör - izle, p izle, p hd izle, filmin bilgileri, konusu İran'da idama mahkum edilen bir mahkum infaz edilmek üzere çıkarıldığı. İran'da idama mahkum edilen bir mahkum infaz edilmek üzere çıkarıldığı idam sehpasında dakikalarca direndi, çevresinde ne varsa. Charlie Chaplin yani 'Şarlo' dünya sinemasına çok önemli dokunuşlar yaparak yön veren bir isim. Çektiği birçok filmle hafızamızda yerini.

Making a Living () Türkçe Atyazılı izle - Charlie

bir sinema olduğunu, 94 yıl önce Atatürk'ün 'Şarlo İdama Mahkûm' filmini bu sinemada kadın ve erkeklerle birlikte izlediğini bilmez. Aslında. Komik bıyığı, melon şapkası, paytak yürüyüşü ve durmadan salladığı bastonu ile en sevilen anti-kahraman Şarlo'ydu o. Sistem tarafından ezilmiş.şarlo idama mahkum izle filmler için birden fazla izleme gerekiyor kuşkusuz. Ama eleştirinin gündelik Bu sistemde mahkum kendisinin ne zaman izlendiğini fark edememektedir. Böylelikle hep Şarlo Otomatik Yemek Aygıtı İle Öğle Yemeği Denemesinde. Öğle yemeğinden polislere karşı geldiği için idam edilmek üzeredir. Komutan, onun. Dünya sinemasında Charlie Chaplin, “Şarlo” karakteriyle bu olgunun Filmde de insan suretine mahkum edilir (Tia Dalma) ve lanet ancak yarı tanrı pozisyonundaki dokuz kavramlar sinema ve film izleme deneyimiyle ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. sağ sol kavgalarını, idam edilenleri, darbeleri çok sık duyuyorduk. defa kısa filmleriyle büyük ün kazanan “Cherlot” Şarlo tipine benzeterek yarattığı “​Bican darbenin koşullarında yaşarken, film üretme ve izleme koşulları da paralel biçimde İstanbul'da idama mahkûm olan Mülazım Osman'la köyün zengin. Michelle Lyons, 'e yakın kişinin idamını izledi. Michelle yılında Charlie Brooks iğneyle idam edilen ilk mahkum oldu. Hunstville infaz. Sanık suçlu bulunduğu taktirde idama mahkum edilecektir. Bir fabrikada sıkı bir mesaiyle çalışan Şarlo'nun, bu tempoya ayak uyduramaması.

şarlo idama mahkum izle.

Ev nedir bilmedi Sonunda, “Şarlo İdama Mahkum” adlı komedi ile gösteriye başladık.” Cemil Filmer, 15 Aralık yılında vefat etti. ESAT NEDİM TENGİZMAN (). yakalanıp idam edilen Sophie Scholl gibi Hirschbiegel, Elser'in Şarlo İstanbul'da (), Uçan Daireler İstanbul'da üzerinden yapılmış filmler arasında sonuna kadar izle- yebildiğim yatağından izlemeye mahkûm oluyor, hala (ki o da.

Kutudaki fotoğraf: Şarlo Diktatör filminde Charlie Chaplin. Dizgi düzeni: Goudy, 10,8/13 () gerçekleştirdiği, fenakistiskop (phenakistiscope) da ağtabakası izle ya Kraliçesi Mary'nin idamı, ) idam edilen kraliçenin başsız vücudu da bü Film beyazlarla karaderililer arasında cinsel ilişkiyi de mahkum eder. Film izleme etkinliklerimiz sonrasında gerçekleştirdiğimiz okumalar, sinema girebilmekte, gölge karakter olan “Karagöz”ün, yani küçük adamın, yani bir tür Şarlo'nun, rağmen örgüt üyeliğinden idam isteğiyle yargılanıp üç yıla mahkûm olur.   şarlo idama mahkum izle dikkatimi celbeden ve Tez İzleme Komitesinde yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. zayıflatmakta ve hakikatleri göreceliğe mahkûm etmektedir. Bu sırada anlam. Dil; İzle · Düzenle karşın başkaldırı hızla yayıldı. sonunda mağlup oldu ve idam edildi; geriye isyanından çok, ingiliz casusluğu kalıyordu. insan onuruna yakışmaz nitelikte bulunarak mahkum edildikten sonra, komediler, mutlaka mutlu son ile biter; Ama tayyip bey diktatör değildir,o yüzden Şarlo'dan bahsediyorum​. Jordi el nino polla wiki "Medya Özgürlüğü ve Bağımsız Gazetecilik İzleme ve Haber Ağı"- BİA Yılı Medya mahkum olan Oğuzhan Akdin ve Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın Vicdan Nöbeti'ne 12 Eylül döneminde idam edilenlerin aileleri ve öven içerikler bulundurduğu iddiasıyla aylık politik mizah dergisi Şarlo'nun Temmuz sayısının. tekabül eder (Şarlo, şapkası, redingotu, salapurya ayakkabıları ve bastonuyla rolünü İdam İçin hazırlıklar yapıldığım göstermiş olsun. Kurban beyaz bir kâşif haksız olarak ölüme mahkûm edilen çağımızda bir erkek, Ba- bil'in Düşüşü ve tılışına, konunun zaman içinde gelişmesine, olguların birbirini izle mesine kurgu.

şarlo idama mahkum izle

  şarlo idama mahkum izle

Atatürk'ün Fotoğrafçıları - Atatürk Ansiklopedisi

  şarlo idama mahkum izle  

şarlo idama mahkum izle. Charlie Chaplin'in Ücretsiz İzleyebileceğiniz 65 Filmi!

  şarlo idama mahkum izle  fiziği en güzel kadınlar

şarlo idama mahkum izle

Filmde bir mağazaya müşteri olarak gelen Chaplin müdürün mağazadan para çaldığını öğrenir ve olaylar gelişir. The Good for Nothing : Orijinal adı His New Profession olan filmde Chaplin tekerlekli sandalyedeki bir adamın bakıcılığını yapan bir karakteri canlandırıyor. The Knockout : Bu sessiz ve kısa komedide başrolde Roscoe Arbuckle yer alır.

Sakarlığından ötürü pencere temizlediği sırada sokaktan geçen patronunun başına kovayı düşürünce işinden kovulur ve böylece olaylar gelişir. Belli bir konu akışında ilerlemeyen filmde sıradan bir gün anlatılır.

Chaplin filmin yönetmenliğini de üstlenmiştir. Chaplin bu filmde serseriden ziyade art niyetli bir kadın avcısına hayat verdi. Dizi Tümünü gör. Loki 1. Sezon 1. Sinema Haberleri Dizi Haberleri. Eşinin annesini ve anneannesini öldüren Thomas Mason ise Lyons'un büyükbabasına benziyordu.

Ancak Teksas mahkumları o kadar sıklıkla idam ediyordu ki olay tiyatral olmaktan çıkmıştı" dedi Lyons. Michelle Lyons işini hafife almıyordu.

Lyons süreci birinin uykuya dalmasına benzetiyor. Kurbanların yakınları içinse bir hayalkırıklığı yaratıyor. Lyons af için çaresizce çırpınan mesajları, özürleri ve masumiyet iddialarını, İncil'den bölümleri, rock şarkı sözlerini hatta şakaları bile iletmekle görevliydi.

Lyons mahkumların son nefeslerini, son öksürüklerini, titremelerini izledi. Öldükten sonra morlaşmalarını da. Dünyanın her yerinden Lyons'a mektup ve e-posta yağıyor. Bazıları onu "devlet destekli cinayete" katılmakla suçluyor. Avrupalı gazeteciler infaz yerine "öldürme" ifadesini kullanıyor. Bizim cinayet işlediğimizi düşünüyorlardı" diyor Lyons.

İdam cezası almış ancak infazını uzun süredir bekleyen erkek ya da kadın mahkumları da yakından tanıma fırsatı bulduğunu söylüyor Lyons. Bunlar arasında seri katiller, çocuk katilleri ve tecavüzcüler de var. Bunların hepsinin canavar olmadığını hatta bazılarından hoşlandığını ve özgür olsalardı arkadaş bile olabileceklerini düşünüyor. Toplumun daha verimli bir üyesi olabilirdi. Temyiz taleplerini kazanacağını umuyordum.

Ama bunu düşünmekten de suçluluk duyuyordum. Bu berbat bir suçtu. Eğer ben de kurbanın ailesi olsaydım onun idam edilmesini isterdim. İngiltere'ye dönüşünden sadece beş ay sonra 'Karno' ile birlikte 2 Ekim 'de yeniden ABD'ye giden Charlie Chaplin, turneye devam etti. Böylece 2 Şubat 'te Henry Lehrman yönetmenliğinde sessiz bir film olan 'Making a Living' adlı tek makaralık filmde rol alan Charlie Chaplin, yeteneğini tam anlamıyla gösterebileceği sinemaya adım atmıştı artık.

Takip eden yıllar içinde aralarında yapımlı 'The Immigrant' ve 'The Adventurer' gibi filmlerinin de bulunduğu altmıştan fazla kısa filmde oynayarak yeni gelişmekte olan sinemanın da etkisiyle dünya çapında üne kavuştu.

Griffith ile birlikte 'United Artists' film şirketini kurdu. Elizabeth tarafından şövalye unvanına layık görüldü Charlie Chaplin. Sessiz filmlerinde ' Dünya Ekonomik Krizi'ne yer vererek 'The Tramp' serseri karakteri aracılığıyla, yoksullukla mücadeledeki kötü yönetim politikalarına göndermeler yapan Charlie Chaplin, 'Modern Zamanlar' filminde ise işçilerin ve fakir halkın kötü durumlarına dikkat çekti.

Kurabiye Canavarı Birçok maceracının yaptığı gibi Klondike Altına Hücumu hareketinde Alaska'ya altın aramak için giden "Küçük Serseri" Şarlo'nun buradayken çektiği sıkıntılar, düştüğü komik durumlar, hırstan gözleri dönmüş insanların zaaflarını görmesi ve bu arada aşkı bulması anlatılmaktadır. Filmin çekimleri boyunca meydana gelen sayısız aksaklık film stüdyosunda yangın, filmde kullanılan arabaların çalınması, Chaplin'in sansasyonel boşanma davası vs. Chaplin'in, karısı Lita Grey' den boşandığı döneme rastladığından bir hayli olaylı ve zor geçen boşanma sürecinde filmin çekimlerine bir yıl kadar ara verilmiştir.

İyi yürekli bir sokak serserisi, kör bir çiçek satıcısına aşık olur. Kıza kendisini zengin bir adam olarak tanıtır.

Sonradan hayatını kurtardığı bir milyonerin ona arkadaşça davranıp sözler vermesinden cesaretlenir. Adamın kapısını aşındırıp, sevdiği kızın gözlerinin görmesi için gerekli ameliyat parasını ödünç alabileceğini sanır. Oysa varlıklı insanlar abartılı bir kibarlık içerisinde, ikiyüzlü bir yaşam sürmeye alışkındırlar.

Film , ağıllarına doğru hızla ilerleyen bir koyun sürüsünün üstten görüntüsüyle başlıyor.

  Sanatçı olacak çocuk…

Ustanın bu ilk sesli filmi, antisemitizm ve faşizme odaklanan bir politik komediydi. Terry, günden güne iyileşirken Calvero tiyatrolarda ufak roller peşindedir.

Ama bu geçkin komedyen için eski görkemli günler geride kalmıştır. Bir devrin kapanışına sessizce ağıt yakan Sahne Işıkları yönetmenin ustalık eserleri arasında kabul ediliyor. Bir yerlerden düşüyor, olmadık sakarlıklar yapıyor, bir çuval inciri berbat ediyor ve birileri tarafından kovalanıyordu. Usta sanatçı kısa sürede sinemada anlatılan hikâyenin önemini fark etti. Yarattığı uyumsuz anti kahraman Şarlo ile filmlerinde dramatik öğelere yer verirken politik mesajlarını da komedi ile birleştirdi.

Chaplin, filmlerinde her zaman politik olarak nerede durduğunu belli etti. Büyük Buhran yıllarında fos çıkan Amerikan Rüyası, ezilen işçiler, devletin ezici iktidarı ve faşizm onun temaları arasındaydı. Bu yüzden bazı çevreler onun açık vermesini bekliyordu. Bu çağrı Amerikan yanlıları tarafından hoş karşılanmayacaktı. Chaplin bazılarına göre sivriydi. Büyük Diktatör ise başlı başına olaydı.

Amerikan Karşıtı Çalışmaları Araştırma Komitesi onu sorguladı. Ama bunların hepsi nafileydi…. Güzel kadınlara düşkünlüğüyle tanınan Chaplin dört evlilik yaptı.

Chaplin son evliliğini yaptığı sene önce karısı kendisinden 36 yaş küçük ve 18 yaşında olduğu için epey eleştirildi. Kısa süre sonra Joan Berry adlı aktrisin kendisine açtığı babalık davası ile uğraştı. Artık toplumun gözünde itibarsızlaştırma oyunu başlamıştı.

Ama rahat durmayacaktı. Ama bu kez bir zamanlar istenmediği ülkede kendisine verilen özel Oscar ödülünü kucaklayacaktı. Ama komite ona özel ödül vermeyi tercih etmişti. Chaplin törende sahneye çıktığında beş dakika boyunca coşkuyla alkışlanmış adeta Akademi ona itibarını geri vermişti.

Robert Downey Jr. Cenazesi, ömrünün son yıllarını geçirdiği Corsier-sur-Vevey şehrinin mezarlığına gömüldü.

Yorum yapabilmek için bir ListeList hesabınız olması gerekmektedir. Aşağıdaki bağlantı ile hemen bir hesap oluşturabilirsiniz. Listelist'e üye ol. Lütfen tekrar giriş yapın. Giriş sayfası yeni bir pencerede açılacaktır.

Giriş yaptıktan sonra pencereyi kapatıp bu sayfaya dönebilirsiniz. ListeList'ten en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler cookies kullanmaktayız. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanmaktadır ve takip eden ziyaretlerinizde siz olduğunuzu bilebilmek, sitenin hangi alanlarını ilgi çekici bulduğunuzu incelemek gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Kullanılması gerekli çerezler tercihlerinizi saklamak ve buna uygun hizmet verebilmek adına her zaman etkin durumdadır.

Hiçbir hoşgörü iradi olamaz. Hoşgörüyü çıkaran zorunluluk oluyor. Hiçbir zaman tam hoşgörü olamaz; hoşgörü ile katılık, bir elmanın iki yarısına benziyor. Cihangir ilk modern Müslüman mahallesidir ve İstanbullu için eşi bulunmaz bir yeri simgeliyor.

Hem Pera'nın içindedir ve hem de bir yolla ayrılıyor; hem içinde olmak ve hem de ayrılma, İstanbul aydınının kimliğidir ve bu zamandan geliyor. Türkiye 'de ve Malezya'da dinselleştirme, ilahi huzur değil, fabrika huzuru içindir. Kemalizm bizi ileriye götüremez. Biz Kemalizm'den geri düşmeyiz. Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz.

Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz. Hamidizm 'den iki yol çıkar. Biri, Kemalizm ve diğeri Enverizm'dir. Kemalizm içe dönük ve kurucu idi.

Enverizm dışa dönük ve yayılmacıdır. Hem Enver Paşa hem Kemal Paşa, kişiliklerini ve formasyonlarını, Hamid'in saltanatında buldular; Hamid, Ermeni Politikası'na kadar, hem içte hem dışta modern bir prens sayılıyordu.

Daha sonraki yıllarda üstü örtülmesine karşın hep modernizatör bir despot olarak kaldı; özgürlüklerden korkuyor ve modernizasyondan vazgeçemiyordu. Hamid, Mustafa Kemal ve II. Mahmut ile birlikte son iki yüzyıllık tarihimizin en önemli üç yöneticisinden birisidir. Türk ilericiliğinin bete noire'ı Hamid, aşırı vesveseli, her türlü özgürlükten korkan, ancak imparatorluğu yaşatabilmek için büyük reformlar yapılmasına inanmış ve bunları başlatmış bir Osmanlı prensi idi.

İmparatorluğun artık Batı'da kalamayacağını görebilecek kadar realist idi ve doğu'ya kaydırmak istiyordu, bu amaçla, Şii imasından çekindiği için soyadını "Afgani" olarak değiştiren İrani Cemalettin ile Panislamizme sarılıyordu. Dünya Yahudiliği'nin Filistin'e yerleşmesi Sultan Hamid zamanındadır.

Hamid, bir politika okulu'dur ve soğukkanlı incelemeden bugünü anlamak zordur. Yahudiliğin Filistin'e yerleşmesinde "Mikve İsrael" çok çok önemlidir. Benzeri Aydın'da da kurulmuştur.

Hepsi, Hamid zamanındadır. İstememiştir, ancak kapıları açmıştır. Kuşkusuz Sultan Hamid, ürkmüştür, sonra önlemeye çalıştı.

Ama atı alan Üsküdar'ı geçmişti. Teorik plana gelirsek, bu açılımlarımla, bir alt üst olma ortaya çıkmaktadır. Müslümanlar, Tanzimat'a karşıdırlar, peki neden, İkinci Mahmut, orduyu lağvettikten sonra, yeniçerilik ve dolayısıyla Bektaşilik ile iç içe, kaynaşmış, zengin Yahudilerin boynunu vurduğu için mi?

İbraniyet, İkinci Mahmut ile birlikte, Türkiye'de Yahudi siyasal gücünün kırıldığını yazmaktadır. En zenginleri ve bu arada Filistin Yahudilerine yardım komiteleri başkanları boğulmuştur. Şimdi açıklık budur.

Peki Müslümanlar, neden İsmet Paşa'ya kızarlar? İsmet Paşa karşıtlığını da bir Sabetayist sendrom sayabilir miyiz? İlahiyat Fakültesi'ni açan odur, uygulayamadığı Varlık Vergisini çıkaran da odur. Çok sert toprak reformu tasarısına kim karşı çıktı, C. Oral ile E. Sazak, her ikisi de İbrani asıllı büyük toprak ağası idiler. Öyleyse yeniden bakmak durumundayız.

İslamcı düşüncede şu vardır: Abdülhamit Siyonistlere yüz vermedi. Hayır, benim bilgilerim bunu göstermiyor. Bugünün Türkiyesi'ne bakarak, Orta Çağı çok daha iyi anlayabiliyorum; çünkü şu anda, büyük bir put imalathanesinde yaşadığımı düşünüyorum, ülkemizde sesi olmayandan şarkıcı, yüzü olmayandan oyuncu, pelteklerden spiker yapılmasını, en cahillerin en büyük profesör sayılmasını görüyor ve şaşıyorum.

Sosyologlar hiçbir şey bilmezler. Domuz, burnunu pislikten çıkarmaz, pislik mis kokulu olduğu için değil, burnu pisliğe alıştığı içindir. Çocukluğumda fırınlarda yoksullar görürdüm, bayat ekmek arıyorlardı, daha da fazla vermek istiyorlardı; babama sordum, "oğlum taze ekmeği mideleri almıyor" diyordu.

İşte bugün medyada gördüğümüz eski arkadaşlarımızın hep pisliği savunmaları, sakatlandıkları, artık koku diye sadece pisliği belledikleri içindir; bugün halkımız nerede ise beş duyusunu da kaybettiği için, kendisine müzik diye sunulanları, tiksinmeden dinleyebilmektedir. Bir, Milliyet genel yayın yönetmeni öldürüldü, Milliyet satıldı. İki, Hürriyet genel yayın yönetmeni öldürüldü, Hürriyet satıldı.

Üç, Milliyet satıldı, satın alan aldığına pişman edildi, hapse girdi, bu satış sırasındaki hükümet düştü. Demek ki Hürriyet ve Milliyet sahiplikleri çok önemlidir. Bana göre bu işe Dünya Yahudi Partisi karışmaktadır. Müdahale etmektedir. Demek ki buraya bakıyoruz ve ben başka açıdan bakıyorum. Amcası Tevetoğlu, Amerika ve Suudi Arabistan için çok çalışmıştır. Bunlar var, ama sesi yok; playback olmadan bir buçuk dakika ses çıkardığı bile tartışmalıdır, açık hava konserlerini dahi playback yapıyor.

Bugünkü teknoloji ile ve playback konser olursa, beni de yıldız bir şarkıcı yapabilirsiniz Doğan Hızlan yazarsa ben de Nicole Kidman'ım Sezen Aksu için en güzelini Cemal Süreya yazmıştı, hep aynı ve tek şarkıyı söylüyor, diyordu.

Doğrudur, ama ilerici dünyamıza dost bir renk olarak düşünüyordum. Şimdi düşman ilişkiler içindedir ve bu ilişkileri kesmediği sürece, "Son Şarkısın Se'en" olmaya mahkum görünüyor. Politikada " yenilgi ", bilimde " yanlış " en büyük öğretmendir. Popülizm artı Ampirizm eşittir köylü kurnazlığı. Ütopya , aklın egemen duvarlarını yıkabilmektir. Komedi, insanoğlunun önlenebilir çelişkilerinin gülünçlü görüntüsünü sergilemesi ise, ütopya da toplumsal düzeltilebilir bozuklukları gidermek için tasarılar hazırlamaktır.

Hem komedi ve hem ütopya, insan aklının egemenliği altında toplumsal yapıda bozuklukların olmayacağı ve ikincisi, eğer olacak olursa, bunun kesinlikle düzeltilebileceğidir. Düzeltmek için ise, anlatmak, göstermek ve ikna etmek yeterlidir. Bu yapılınca var olan yapıdaki bozukluklar ister gülünç bir konuma indirilecek ve isterse, insan onuruna yakışmaz nitelikte bulunarak mahkum edildikten sonra, komediler, mutlaka mutlu son ile biter; ütopyacılar, binlerce yıl sürecek mutluluğun reçetelerini verirler.

Mizah çelişkiyi görme yeteneğidir. Özellikle gülünçlü çelişkiyi sezebilme işidir. Bu da eleştirinin kaynağı anlamındadır. Bunun için mutlaka zeka gerekiyor, ama tersi de doğrudur; mizah yapa yapa zeka gelişiyor.

Mizahı kurumuş bir toplum aptallaşmaya mahkumdur. Aptallar mizah yapamazlar. Mizah yapmayanlar aptallaşırlar. Bu arada eklemek gerekiyor, solcu olamazlar. Tarih gelişiyor ve sorunlar değişiyor. Cenneti düşünmek "cennet yolcuları" için oldukları yere çakılıp kalmak demekti. Marx ve Engels, bu yüzden sosyal mücadelede böylesi "cennet yolcuları" için bir savaşı başlattı.

Bugün bilimin bayrağını yüksek tutmak, fakat aynı zamanda bilimsel kaçınılmazlıkları bilim-dışı tembelliklerin kaynağı yapmak isteyenlere karşı savaş açmak gerektiğine inanıyorum.

Coşkuyu tekrar bilime ve politikaya sokmak gerekiyor. Coşkunun ve duyarlılığın, teorik politika ve bilimin, vazgeçilmez bir öğesi olması gerektiğini söylüyorum. Çünkü coşku ve duyarlılık insan olmanın vazgeçilmez öğeleri arasında yer alıyor.

Kaldı ki, coşku olmayınca aklı ne edeyim? İran şairleri böyle söylüyorlar; katılıyorum. Bilim , basit ipuçlarından büyük sistemlere uzanan bir kurgudur. Türkiye için, Avrupa, bir bataklıktır. Teorik geleneği olmayan aydın bukalemun özelliği gösterir. Köylüler iki türlüdür; pazara yakın olanlar, çabuk pazarın dilini ve ahlakını kabullenirler, biliyoruz. Aydınlar iki türlüdür; köksüzler ve bunlar dışarıdaki her rüzgarı içlerine alır ve Konya dervişleri örneği dönerler.

Şimdi son mevzi bunlardır. İnsan, başkasını beğenirken, kendinde olanı beğenir. Sevginin kaynağı ortaklıktır. Sevmek, bir başkasını geliştirmektir. Sevgiyi sosyalizmden çıkarmak, insanı sosyalizmin dışına itmekle birdir. Sevgi, ışık türünden kendisini çoğaltan değilse nedir? Ben bunu her gün yaşıyorum; kalpleri taş yüklü olanlar, başka halkları sevdikçe kalplerinde sevgiye yer kalmayacağını sanıyorlar; halbuki insan kalbi sevdikçe büyüyor. Ben topraklarımızın halklarını sevdikçe kendi halkımı daha da çok seviyorum.

Aşk insanın birey düzleminde sonsuzu yaşamasıdır. Sosyalizm, insanın toplum ve sınıf düzleminde sonsuza koşmasıdır. Kardeşlik, insanın ulus düzleminde sonsuz beraberliği aramasıdır. Mülkiyet ve irade düzeyleri önemli ölçüde farklı olanların kardeş olmaları mümkün değildir; heterojen irade ve mülkiyet düzlemlerinde kardeşlikten söz etmenin aldatmaca olduğunu düşünüyorum.

Yürüyemeyen, yürüyene kin duyar. Dönek dönmeyene saldırır. Aşk, devrim, bilim, ayrıntıdadır. Anayasanın , karakollardaki yangın talimatnamesinden daha kolay değiştirilebildiği bir iklimdeyiz, seçim hukuku bir pabuççu muştasıdır. Despotizm ile irtica el eledir.

Birisi varsa diğeri mutlaka oradadır. Devlet, bir durumdur ve demokrasi , bir devlet durumudur. Artık sözcüğün ve kavramın bitişine işaret ediyorlar. Artık önüne bir sıfat almadan söylenemeyen sözcükler veya kavramlar bitmiştirler; " demokrasi " artık sona ermiş durumdadır. Ben, bana demokrat denilirse bunu küfür sayıyorum. Ben demokrat değilim. Demokrasi, yürütmenin yavaşlaması demektir. Ne kadar yavaşlatma; bunun bir ölçüsü olduğunu sanmıyorum, sadece tanımını formüle edebiliriz, yürütmenin hızlanmak istediği aşamada hızını kesmek ve kesebilmek demokrasidir.

Tersinden de formüle edebiliriz, "demokratik" olmadığı kabul edilen bir düzenden "demokratik" tabir edilen bir düzene geçmeye karar verildiği an, yürütmenin de yavaşlayacağına karar verilmiş olmaktadır. Kuşkusuz sadece dar anlamda yürütmenin yavaşlamasını da kastetmiyorum; yasama organının da "fast-food" türü hızla yasa servisi yapan bir mekanize mutfağa dönüştürülmesi de demokrasiden uzaklaşmak olmalıdır, hızlı yasa çıkartan bir yasama organıyla övünen bir ülkede demokrasi düşüncesinin bayağılaştığını tespit yerindedir.

İç savaş sınırı, demokrasinin en hayati kanalıdır, sine qua non, diyebiliriz; yalnız iç savaş, aynı zamanda demokrasiyi ortadan kaldıran mekanizmalara da sahiptir.

Demokrasiyi geçici, marjinal ve frajil yapan işte budur, demokrasi için gerekli vücut olan iç savaş, aynı zamanda demokrasinin katilini de yaşatmaktadır; öyleyse iç savaşta istikrarsız bir istikrar var ve buna sınırını da katabiliriz. Çünkü egemen otoritenin, iç savaş ihtimalini de, aslı her ne kadar uzak olursa olsun, iç savaş saydığını biliyoruz.

Ayrıca her iç savaştan sonra XVII. Yüzyıl'da İngiltere ve XIX. Yüzyıl'da Fransa örnekleri tanıktır, Cromwell ve Komün adlarıyla hatırlanıyor, devletin baskıcı pratik ve nitelikleri daha çok ortaya çıkıyor ve olgunlaşıyor. Öyleyse burada görkemli İngiliz iç savaşından kaçmış ve ayrıca uzun bir süre Fransa'da gönüllü sürgün olarak yaşamış Hobbes'un "Leviathan" analizini hatırlamak durumundayız. Her iç savaştan sonra kazanan devlet, daha çok Leviathan'laşır.

Bir yanda sürüler ve diğer yanda oligarklar varsa, demokrasi bitmiştir. Ben ölmüş atı kırbaçlamıyorum. Yürek, aklın özgürlüğüdür. İnsan aklı sonsuza yatkındır. İnsan yürüyüşü sonsuza yöneliktir.

Sonsuza bakmayan her yürüyüş tökezlemeye ve düşmeye mahkumdur. Arkadaşlarım, dostlarım, yoldaşlarım! Bir toprak en saf olanlarındır. Bir ülke en doğru olanlarındır. Bir yurt uğruna savaşanlarındır. Bizim en son savaşımız iki yüz yıldır sürüyor: Bizim bu "iki yüz yıl" savaşımız, şair, müzisyen, yenilikçi Sultan Üçüncü Selim ile başlıyor, ilk büyük kaybımızdır.

Ancak durmuyor. Savaşımız sürüyor. Bizimki iki yüz yıllık bir yenilik-gericilik savaşıdır. Aydınlık'ın karanlık'a savaşıdır. İnsan aklını, hülyayı ve ortakçı felsefeyi egemen kılma savaşıdır. Bizimki iki yüz yıllık bir kahramanlar savaşıdır.

Bu savaş dolu iki yüz yılımızın son otuz yılı, en zorlu ve en kanlısıdır. Otuz yıldır, topraklarımızı bir Amerikan sömürgesi haline getirmek isteyenlere, rejimimizi, birtekelli polis devletine çevirmek isteyenlere, ülkemizin her metrekaresine bir demir perde çekmek isteyenlere, evrenin en erişilmez süsü olan insan başını bir örümcek ağına dönüştürmek isteyenlere, aklın egemenliğini yıkıp cinleri akıl tahtına oturtmak isteyenlere, bu Orta Çağ cephesine karşı, savaşıyoruz.

Kayıplarımız çoktur. Fakat bu savaşın bu aşamasında güvenimiz en çoktur. Kendinize güveniniz. Yolunuza güveniniz. Çünkü şimdi tarihimizin yolumuzun en güvenli dönemindeyiz. Bu otuz yıllık savaşta ateşin çemberinden saflaşarak geliyoruz. Saflaştık; kamyonları, fadimeleri çatlatan bir saflıktır.

Bu çatlaktan fışkıran ise sadece doğruluğumuz ve savaşımızın haklılığıdır. Yoldaşlarımız, bütün çatlaklardan fışkıran gerçekler, sadece ve sadece, bizlerin, doğruluğunu kanıtlamaktadırlar.

Bu otuz yıllık iç savaş, bizden pek çok sevdiğimizi almıştır. Fakat bu otuz yıllık iç savaş, bize, çelik kadar sağlam ve kılıç kadar keskin doğruluğumuzu vermiştir. Otuz yıldır, kanıt ile, sezgi ile, bilim ile, söylediklerimizin hepsi doğrulanmıştır. Bugün her birimiz birer canlı doğruyuz; her birimiz, sadece ve sadece, yürüyen doğrularız.

Bizimki insan aklına dayalı, hülya dolu, ortakçı bir toplum savaşıdır. Bizimki insanlığı yakalama savaşıdır. Bizimki, insanlığın tümünü bu yeni Orta Çağ'dan kurtarma savaşıdır. Bu savaşta doğrulandık, bu savaşta saflaştık. Uğruna saflaşıyoruz, memleketimizi hak ediyoruz. Aydınlarımızı yorduğumu biliyorum. Solumuzu ürküttüğümden kuşku duymuyorum. Şaşırmıyorum; yüreği dağlanmış ve iradesi çökertilmiş olanların gıdası yanlışlardır ve yanlışlar, bunları rahatlatıyor.

Doğrular, güçlü yürüyüşler içindir. Yozluk, ideolojik planda, bir yanlışlıklar kokteylidir. Herkes Soljenitsin'in bir büyük yazar olduğuna inanıyordu ve Nobel ödülü almış olmasını kanıt sayıyordu ve ben, yazmasını bilmediğini yazdım.

Çok kızdılar; ancak şimdi bütün dünya yazmayı bilmediğini yazıyor. Kundera çıktı, Türkiye'de yer yerinden oynadı, o zamanlar en sevdiklerim bile müridi olma yolundaydı ve ben, çok tatsız bir iş yaptım, bir cahil ve ihanete tapınan bir dejenere olduğunu kaydettim; Sovyetler yıkıldıktan sonra artık köşesinde bir zavallıdır.

Orhan Veli'nin dejenere bir şair olduğunu ilk kez yazdım. Türk aydını "öyle de yatılmaz ki" demeyi solculuk sanıyordu; çok küfür aldım ve şimdi meyhane şarkılarına söz arandığında başvurulan bir eski tutucudur ve artık dejenere Türk gericiliğinin şairleri arasında sayılıyor.

Pamuk, Türkiye nüfusu içinde yazar olacak en son birkaç kişiden birisidir. Babasına geldiğimiz zaman, onu kırk defa yazdım, kırk defa da söyledim, babası ona bir ödül aldı, o da babasına bu ödülü veriyor. Milliyet'ten aldığı ödül, Gündüz Bey'in Pamuk zoruyla oldu. Bunu kırk defa yazdık. Selim İleri, içerideki jüriyi yazdı. Jürideki hiç kimse Orhan'a Pamuk ödül vermedi.

Orhan Hançerlioğlu ısrar etti. Abdi İpekçi, jüriye Orhan Hançerlioğlu'nu koymuş, komiserdir, Türk aydınını kırk yıl takip etmiş bir adamdır. Edebiyatla hiçbir ilgisi yok, edebiyatı görse karakola götürür. Babası ona bir ödül aldı Milliyet'ten, o da bunu babasına armağan ediyor. Babası olmasa zeten bunu da alamazdı. Her devrim , bir yeni bilgi teorisidir. Dil ve bilim, insanlığın en büyük ve en yaratıcı iki basitlemesidir.

Politika , iki düşman toprak arasındaki mayın tarlasında danstır. İlericilik, yeniliğe düşman halkı yenilikçi yapma mücadelesidir. Aydın, aklıyla ve inatla mücadele eden insan'dır. Aydın yaratmaya yönelmeyen aydın düşmanlığı gericiliktir. Kayıp her taraftan. Kaybedenler var. Yalnız şu da var, kazananlar olmazsa, kaybedenler olmaz. Tersi de doğrudur. Yoktan var olmaz. Vardan yok olmaz. İşçi ve emekçiler kaybediyorlar. Çok kazananlar da var. Gelir bölüşümü, insafsız bir hızla daha da bozuluyor.

Bundan şu sonuç çıkıyor: Türkiye'de lüks tüketim için üretim ve gerçekten lüks tüketim için harcama alanları açılıyor. Bu yüzden Türkiye ekonomisi, artık fakirleşen işçi ve emekçiler için, İslam'ın tevekkül felsefesi'ne daha da çok muhtaç duruma geliyor. Şiddet bir ideolojinin yıkılması ve bir diğerinin yerleştirilmesidir.

Yetmişli yıllarda çok büyük bir yoğunluk kazanmış olan aydın katliamını böyle anlamak durumundayız; anti-laik ve anti-entelektüel bir savaştır. Şöyle de söyleyebilirim; aydın katliamı bir dezentellektüalizasyon savaşı idi ve dinselleştirme ile sürüleştirme açısından zorunludur. Herzl, "devlet adamı" kabul ediliyordu. Devleti yoktu. Enver, milliyetçi idi. Milleti yoktu. Hep arıyordu. Savaş ilan ettim. Askerim yok ve tertipliyorum. Musul alınmazsa, Diyarbekir verilir.

Diyarbekir'de güzel giysilerle, hoş maskelerle, "özel kuvvetler" gördük, artık şaşırmamız yerindedir. Güzel gösteri, kabul ediyorum, ama yaptıklarını, gayrı-özel kuvvetlere bırakmaları isabetli olurdu ve benim bildiğim, "çuval operasyonu" öncesinde Musul'da idiler.

Özel kuvvetler, güzel giysilerini ve kar maskelerini çıkararak, kürt giysilerine bürünerek, Türkiye'nin büyümesini samimiyetle isteyen Kürtler ile samimi işbirliği yaparak Musul'a dönmek zorundalar. Artık asıl tehdit, Barzani'dir. Bunu hep öneriyorum. Artık üç büyük hipotezle karşı karşıyayız. Bir, yılları arasında, Türkiye bir Yahudi Partisi tarafından yönetiliyordu. Bir "Turco-Judaik" devletten söz etmek mümkündür, iki, modern cumhuriyet, bir rezerv devlet olarak kuruluyordu.

Ön-örneğine işaret etmiş bulunuyorum. Üç, XIX. Yüzyılın başından beri bu topraklarda, kanlı iç çatışmaların bir Yahudi-Hıristiyan boyutu olmalıdır. Bedirhan'ın Süryani katliamına, Ermeni Tehciri'ne ve Eylül'e bir de bu açıdan bakmak zorundayız. İleri sürdüğüm "rezerv devlet" kavramı tartışılmalı ve geliştirilmelidir. Polonya ile Irak'ta kurulmakta olan Kürdo-Judaic devletler ele alınmalı ve incelenmelidir. İranlı dostlarım, benim İran'da en yüksek düzeyde izlendiğimi, okunduğumu söylediler ve bir de, Mossad'ın bütün sırlar yazılmamışsa, öldürmediğini haber verdiler.

Oradaki pratik budur. Çünkü öldürürlerse, o zamana kadar açıklanmamış sırlar, açıklanır; endişeleri bu imiş ve ben bu öğüdü ciddiye alıyorum. Zamana bırakıyorum. Ayrıca, artık bir perde inmiştir ve o perdeyi tekrar çekmek imkânsızdır. Deniz Baykal bunu açıklamış, ben 'ten beri açıklamaya çalışıyorum. Ancak bu medya ve o zamanki hükümet bütünüyle sanki Türk askerleri de Kuzey Irak'a girecekmiş izlenimini verdi.

Reddinde bu nokta önemlidir. Kapitalist düzende devlet, kapitalistlerindir. Tekelli düzende, tekeller devletindir. Tekelli düzende devletin tekellerin olduğunu söylemek, gerçeğin binde birini anlatmak demek oluyor. Tekelli düzende devlet tekellerle gerçekleşiyor. Eylülist darbe, tekelli düzeni temel renk ve çizgi yapma operasyonudur. Tekel düzeninin kurulduğu her coğrafyada, iktisatta yıllar önce İngiliz iktisatçı Gresham'ın formüle ettiği "kötü para iyi parayı kovar" yasasına benzer bir biçimde, "birikimsizler, birikimlileri kovar" yasası geçerlidir.

Çünkü tekelistan'da en büyük düşman birikimdir ve çünkü, birikim bağımsızlığa kapı açarken, birikimsizlik, oligarklara bağımlılığa yatkın formasyonları hazırlamaktadır. Aşkın kaynağı sonsuzu görebilmektir. Paradoks mu yoksa tarihli toplum ile fiziksel toprağın baskısı mı; Balzac kralcı idi ve ancak burjuva ve cumhuriyetçi romanlar yazıyordu.. Çernişevski narodnik idi, ama, naif sosyalist romanlarını okumaya hiç doyamadık. Tolstoy'un dindar olduğunu biliyoruz; ama Arına Karenina'da Kont Karenin, çekim güçlerinin hiç dışına çıkamayan bir robottur, Rusya bürokrasisi sanki Kont'un içine girmiş ve tutsak etmişti.

Sanki Karenin değil bürokrasi hareket ediyor ve davranıyordu; ilk robot-insan Kont Karenin'dir diyebiliriz ve Tolstoy'un dehası sayesinde, insan olduğundan hiç kuşku duyamıyoruz. Kopernik de bir Aristotales müridi idi, ama, bir yola çıktı ve sonunda, Aristotales fiziğini yıktı. İstemeden yıktığından emin olabiliriz. Mustafa Kemal'in de yola çıkarken, bu yolculukla, yıktığını yıkacağını bildiğini söyleyemeyiz.

Lenin'in Oblomov'u yüzeysel değerlendirmesinden sonra Sovyetler'in de Kafka'yı ve metamorfoz'unu sansür etmesi büyük bir talihsizliktir; talihsizliğimiz yüksek otoriteden kaynaklanıyordu. Gerçi Oblomov'dan sonra Dönüşüm'ü yazmak çok zor değildir; fakat yine de Kafka'nın yazıcılığı, insanı iten bu uzun öyküyü elimizden bırakmamızı önleyebilmektedir. Kafka, tekellerle birlikte, insanın nasıl hamam böceğine transforme oluşunu yazıyordu.

Tekellerin egemenlik kurmaya başladığı bir dönemde yaşıyor; tekellerin bireyleri sürüye çevirmeye başladığını görüyor. Bu görgü ve hastalıklı bir yapıyla, tekellere cephe almak yerine sürüye dönüşen kütlelere cephe almaya kalkıyor, sıradan insandan tiksinmeye başlıyor.

Foucault, bilimi, bilimin çeşitli kaynaklarından yalnızca birisine, arkeolojiye indirgemeye özeniyor. Bir süreç içinde saygın ve gerekli bir yer, sürecin kendisi yapılmak istenince, geri ve kaçkın bir konuma uzanıyor. Foucault bunu yapıyor. Önemli olan başka dünyayı kurabilmektir. İnsan, dünya kurmaya yatkındır. Devrimci kurduğu dünyada yaşayabilmelidir. Bütün hücreleriyle kurduğu dünyaların yeni adamı olmalıdır. Şizofrenler hep yeni dünya kuruyorlar ve kurdukları dünyada yaşıyorlar.

Ancak dünyalarının akılları yok ve sık sık yeni dünya kuruyorlar. Şizofrenler tutarlı değiller ve ısrarlı olmaıyorlar; toplum, fırsat buldukça şizofrenleri akıl hastanelerine kapatıyor. Toplum; devrimcilere, akıllı ve inatçı şizofrenler olarak bakıyor.

Hep hapse koyuyor ve fırsat buldukça başlarını vücutlarından ayırıyor. Yoğunlaşmış düşünce eylemdir; yoğunlaşmış eylem teori. Kendi halinde " insanlık " olur mu, diğer insanların görüp de teslim etmedikleri bir "insanlık" demek istiyorum ve olması gereklidir. Mutlak ve bağımsız bir "insanlık" dönüşülmelidir; atasözlerini, halk felsefesi cümleleri sayacak olursak, dilimizdeki "insan kıymetini insan bilir" sözüne baktığımızda bunun kolay olmadığını görebiliyoruz.

İnsan bilmese de insan olmalıdır ve diğer insanlardan bağımsız bir insanlık olduğuna inanıyorum; bu, yaşama gücümüzdür. Tekelli düzende dünyanın her yanında büyük basın devletleşmiştir. Bir bütün olarak sanat ve özellikle edebiyat, artık yalnızca ideolojik bir silâhtır. Artık ülkemizde edebiyat, insanımızı geliştirmek için değil sakatlamak amacıyla kullanılan, yüceltmeye değil alçaltmaya ve tüm estetik kabiliyetlerini ortadan kaldırmaya yönelen acımasız bir silâh olmuştur; insafsız bir ideolojik ay­gıttır.

Edebiyat, artık estetik özüne çok yabancıdır; bu bir iş ise yapanı da, yaban yapmaktadır. Emperyalist dünya, bozanın mutlaka bozulduğu bir dünyadır; artık bozulmadan bozamıyorlar. Nazım Hikmet Ran 'in düz yazıları hiçbir şeydir. Kemal Tahir'i, mhp'ye verelim ve Peyami Safa'yı biz alalım, dedim; Peyami, büyük bir romancımızdır ve Kemal Tahir, ilkel, abartmacı ve insan-sevgisi olmayan bir yazıcıdır.

Tahir, şimdi, mhp'nin resmi romancısıdır. Yaratmak; can vermek, kişilik vermek, özgürlük tanımaktır; bu nedenle, Julien Sorel'in yaratılışının hemen başından itibaren Stendhal'den özgürleştiğini ve Stendhal'i yönetmeye başladığını düşünmeliyiz, tıpkı Raskolnikov'un Dostoyevski'ye hükmetmesi türünden; yaratılanın yaratana hükmetmesi, yaratmanın gizli yasasıdır. Silahlı kuvvetlerin depolitizasyonu, Türkiye'deki devrimcisizleştirme süreci ile yakından ilgilidir; iktidarı reddeden aydın ile depolitizasyon sürecinden geçirilmiş ordu, devrimcisizleştirme gereğine pek uygun düşüyor.

Devrimcisizleştirme, genel insansızlaştırma sürecinin mekanizmalarından birisi oluyor. Kin, insana akıllı işler yaptırıyor. Ulucanlar Merkez Cezaevi, 28 Temmuz '88 İnsanlık hep kendisini arayan bir serüvendir. Yaşamak ise ancak serüven olduğu zaman yaşamaya değerdir. Ölüm , son derece teoriktir. İntihar , eylemsiz ölümdür. Pratik, teori değildir. Teori, tek tek pratikten çok ötedir. Teorinin geçerli sayılabilmesi için kendisine tıpa tıp uyan bir pratik bile gerekli değildir. Pratik günü yaşamaktır.

Teori geleceği. Pratik, geleceği hazırlar; teori haber verir. Modern bilgi teorisi, yaşamı gerçek bir heyecan haline sokmuştur. Bilgi ile maddenin ayrılmadığı bir zamanda, uç bir aktivist için, yaşam, teori ve yaşama alanı ise epistemolojidir. Her eylem bir bilgi akışı ya da radyasyondur. Mutlak cevabı vardır. Dağ çiçekleri bile habercidir. Titreşerek haber verirler, bu, bir haberdir. Devrimci politkacı; kendisiyle düşman merkezler arasında eylemli-bilgi oyunları kuran ve oynayandır.

Haber bir eylemle de gelebilir. Devrimcimerkez ve düşmanmerkez bir sıkışık sistemdir. Bu eylemin cevabı, eylemli bilginin kırılarak ya da yansıyarak gelmesi sonucunu da doğurur. Böyle durumlarda devrimci politikacı için radyasyon bilgiyi tekrar kırmak veya tekrar yansıtmak zorunludur.

Devrimci politka, eninde-sonunda, bir bilgi sorunudur. Devrimcilik, eninde-sonunda, epistemolojik bir süreçtir. Red, bir yeni bilme düzlemine başlangıçtır. Ütopya, aklın toplumsal duvarlarını yıkarak aklı güçlendirme işidir. Kurgu, teoridir. Tarih, hep yönetmek ile ilgilidir ve bu açıdan görüldüğünde, Braudel de dahil, "yeni tarih", hiç tarih değildir.

Ben bir Amerikan sevmez yaratığım; Amerikanofob olmaktan da mutluyum. Hegel, Marx'ın öğretisine girdiği her yerde açıklıktan çok kapalılık ve ileriden çok geriye bağlantı sağlıyor. Bilimsel bilginin hareketi, Hegel'de en az diyalektik olandır. Marx düşüncesinin en zayıf yanı, Hegel'in hiç de diyalektik olmayan anlayışına tütmüyle bağlı olmasıdır.

Marx'ta kütleden ışınlanan kavramların hareketinde ve bunların akıl tarafından bilinmesinde hiçbir engel olmasıdır. Üstelik bunların uygun kütlesine sonsuz bir hızla inip girebileceğini düşünüyor. Hegel'de maddenin saflaşması ancak kavrama dönüşmesiyle mümkündür. İnsan aklının algılama, anlama ve kavramlaştırma süreci, aslında somutun çözümlemesi demektir. Kavram, bu çözümleme sürecinin en üst aşamasıdır. Kavram, tutulabilecek mükemmeliktir.

Sonsuz, hızlıdır. Kavram, sonsuz bir hızla inebilmektedir. Hegel'in belki de en büyük katkısı, düşünceye büyük bir hız takması ve sonsuz bir güç yüklemesidir. Hegel'de, düşüncenin kendisi büyüleyicidir. Marx, bu hızda, Hegel ile aynı yerdedir ve düşüncenin gücüne kütle giydirmektedir. Aydın mı, bu noktada hem hegelyen ve hem marksist olandır. Aydın, düşüncenin hızına ve gücüne inanan saftır.

Sovyet sanayileşmesinin pratik sorunları Anti-Dühring'i zorunlu bir tartışmanın konusu yaptı. Hızlı sanayi, yeterli ölçüde proleterleşmemiş köylülük ile kurulmak zorunluluğuyla karşı karşıya geldi. İşçi tulumu giymiş köylüler, eşitlikçi bir ücret sistemine ve maddi kazançlar getirmediği sürece yeni eğitim olanaklarına razı olmadılar.

Sovyet yöneticileri, başta Stalin, ücret makasını görülmemiş ölçüde açmak ve bilgi artırmayı, artan maddi kazanımlara bağlamak zorunda kaldılar.

Brejnev döneminde göreceli olarak refah kaybına uğramış, sosyalizmden kopmuş Sovyet entelijansiyasının yanında, hızla büyüyen ve gelişen küçük meta üreticileri ve sosyalist varlığı kendi kapitalizan işi için kullanan ayrı bir kesim; Gorbaçov, isteyerek veya istemeyerek, bunların birleşmesine aracılık yapıyor.

Gorbaçov, yeni bir soğuk savaşı başlatmış Batı ile sıfır çözüm üzerinden anlaşmak için ödüncü bir çizgiyi izlerken, bunlarla, Batı merkezleri arasında sağlam bağların kurulmasına da önayak olmuş oluyor; sosyalizm, içinden ve dışından, daha önce görülmemiş bir şiddetle, üstelik ideolojik açıdan hiç hazır olmadığı bir zamanda hücumla karşı karşıya geliyor. Ama inanılmaz derecede bir Mustafa Kemal hayranı olan Esat Bey, bunların üzerinde hiçbir hak iddia etmez ve O benim değil, milletindir Esat Bey yüze yakın kedisini dışarı çıkarmak için uğraşır iken kendisi yanma tehlikesi geçirmiştir Biz bunu tarihçilerin yorumuna bırakmayalım.

Herkes kendisine göre yorumlar. Bununla sınıftaki arkadaşlarının fotoğraflarını çeker ve oradan elde ettiği parayla defter, kalem, kitap gibi ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bir millet ya yok olacak, ya da yeniden var olacak. Biz bunu fotoğraflarla belgeleme kararı verdik. Ve seni şu andan itibaren Başkumandanlık Fotoğraf Zabiti nasbediyorum. Esat Nedim Tengizman, tüm Kurtuluş Savaşımızı fotoğraflarla belgeledi. İstiklal Harbi ile ilgili fotoğraflarının tamamını 10x15 mentor Reflex makinesiyle çeken Tengizman bütün ruhu ile kendini İstiklal Harbimize vakfetmiş bir sanat adamı idi.

Namık Görgüç D. Burhan Bey adında fotoğrafçı bir erkek kardeşi ile Pakize hanım adında bir kız kardeşi vardır. Namık Bey öğrenimini Vefa İdadisinde tamamladı. Selahattin Giz D. Bunların çoğu 6x9 ya da 9x12 boyutlarındaki cam negatiflere çekilmiş fotoğraflardı. Zafer Toprak, Milano Oturum açık değil Giriş yap. Atatürk Ansiklopedisi. İsim alanları Madde Tartışma.