'65 yaş türküsü kadına hakaret!' - Hayat Haberleri - Radikal

27058

Bu da Geçer. Böylece İslâmî edebiyatların, daha sonra Türk edebiyatının aynen benimseyeceği değişmez klasik nazım şekilleri meydana gelir. ListeList Özel. Gazel kendi içinden çıktığından kafiye yapısı onunla aynı olan kaside ile divan şiiri geniş şekillerinden birine yükselir. Aşk temi şair bir hükümdarın şiirinde yer aldığında onun da aşk karşısındaki tavrı ve onu kabullenişi, yaşadığı psikolojik haller, sosyal tabakaları kendisinden çok farklı olan diğer bütün şairlerle aynı, bahsettiği sevgili çevrece ve fiziğiyle, huy ve ahlâkça onlarınki ile bir ve müşterektir.

İzzet Altınmeşe - Yaş Destanı Şarkı Sözü

Bir Güzel Ki On Yaşına Girince (U.H.) türküsü, Bir Güzel Ki On Yaşına Girince (​U.H.) türküsünün sözleri, turku sozu, türküleri, Diyarbakır. Bir Güzel Ki On Yaşına Girince · Bir güzel ki on yaşına girince. Gonca güldür henüz açılır. Onbirinde gonca diye koklarlar. Onikide elma deyip saklarlar · Celal​. Bir Güzel Ki On Yaşına Girince(Yaş Destanı) Aman Bir Güzel Ki On Yaşına Girince Gonca Güldür De Henüz Açılır On Birinde Gonca Diye Koklarlar On İkide..​. Aman Bir güzel ki on yaşına girince. Gonca güldür henüz açılır. On birinde gonca diye koklarlar. On ikide elma deyip saklarlar. On üçünde cevrü cefa çekerler. Şarkı Sözleri; İzle ve Dinle. Aman bir güzel ki on yaşına girince gonca. Güldür henüz açılır Kırk yaşında beller bükülür bağlar. Kırkbeşinde günahlarına ağlar.

Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri. Divan sahibi olabilmek, şair için bir şeref ve pâye sayılan bir gaye olduğu kadar aynı zamanda bir divan, onun şiirlerini şurada burada kalıp dağılmaktan kurtarma vazifesini de görmüştür.

İbrahim Tatlıses (İbrahim Tatlı) Yaş Altmışbeş şarkı sözleri: aman bir guzel ki on yasina girince gonca / guldur henuz acilir / onbiri. 'Bir güzel ki 10 yaşında koklarlar' Türküde şikâyet konusu olan sözler şöyle: Aman bir güzel ki on yaşına girince. Gonca Güldür henüz açılır. insan hayatini 10 ya$indan 65 ya$ina kadar olan kismini guzel bir sekilde dile getiren anonim turku · oz portnoy · şikayet · bir guzel ki olarak da bilinen, celal guzelses'in sesinden dinlenmesine doyum bir güzel ki on yaşına girince bu sözler 20'lerde olsanızda insanı bir başka hüzünlendiriyor. şark bülbülü celal güzelses satır eksiltmeden şu şekilde icra eder: "bir güzel ki on yaşına girince gonca güldür de henüz açılır onbirinde gonca diye koklarlar. İzzet Altınmeşe Şarkı Sözleri - Yaş Destanı: Bir güzel ki, on yaşına girince, Gonca güldür de henüz açılır On birinde, gonca diye koklarlar; On.

Yas 65 Sözleri - İbrahim Tatlıses

Yaşlılık, bir kazaya veya belaya uğramadan ömrünü tamamlayabilen her canlının uğrayacağı bir liman olarak zihnimde yer Bir güzel ki on yaşına girince. Aman bir güzel ki on yaşına girince gonca. Güldür henüz açılır. Onbirinde gonca diye koklarlar. Onikide elma deyip saklarlar. Onüçüncü cevri cefa çekerler.Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri Muhtelif nazım şekillerinden oluşmuş, farklılığı genellikle ezgilerinde görülen bir nazım türü olan (Artun, 7) türkü, yapı ve sözleri. Ben Şehid-i Badeyim; Bende Yetim (Beşiri Hoyrat); Bilmeden Kapını Çaldım; Biner Paytona Gider Seyrana; Bir Güzel Ki On Yaşına Girince; Böyle Bağlar. Bu anlamda türkü sözlerinde bir ayıklama yapılmalı ve 13 yaşındaki BİR GÜZEL Kİ ON YAŞINA GİRİNCE (Celal Güzelses'ten alınma. Türkünün manzum kısmındaki sözler üzerine bir hikâye yazılmaktadır. Yazar, şiirde - Salih Turhan, Kubilay Dökmetaş, Levent Çelik; Notalarıyla Türkülerimiz ve Bu gruba giren türküler: Ninniler, çocuk türküleri, doğa türküleri​, aşk türküleri, Hey On Beşli On Beşli (55) türküsü, doğumluların, daha çocuk yaşta. Bir tuttuğum takım bir de sen ömrümü yediniz ama kopamıyorum. Ligler araya girince kendini işsiz, okuldan atılmış gibi hissedenler. Millet manitasıyla romantik dakikalar yaşıyor biz de sezon sonunda küme düşmeyelim diye dua edip hayaller Biz tribüncüler sadece tribünde 10'dan geriye sayarız yılbaşında değil!

Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri.

İlişkili Maddeler Hüseyin el-Fârâbî adlı yaşında bir edibin varlığını haber verir (Ahmed Ateş, öncülüğünü yapar (Mevlânâ Celâleddin ve Sultan Veled'de Türkçe sözler için bk. Timurlular çağında altın devrine giren bu lehçenin divan şiiri Sekkâkî'den Ali ; krş. Fuzûlî, Farsça Divan [nşr. Hasibe Mazıoğlu], Ankara , s. ). yayın dünyasına girdi. nasıl olursa olsun; zevk, medeniyetimizin tarihini bir şekilde, boydan boya kat etmektedir. 10 Sâlik-i râh-ı hakîkat aşka eyler iktidâ Ne ma'nâlar ne sözler mündemiçtir safha-i dilde Gözüm yaş dökme, derdimden haberdar olmasın kimse. Görmedim bir güzel ki yanında olmasın rakip.

Ağa oğlu, daha önce söylediklerini bir kere daha tekrarlamış ve “Güzel kız, ben seni istedim, ama Yerin içine girerken, kızın bir tutam saçı, dışarıda kalmış. İki kardeş oturup, İdris'ten nasıl bir intikam alacaklarını düşünüp planlamışlar. Külhancı da zengin kambura ders verircesine şu sözleri söylemiş: “Sırrını söyleme. Îcâz ya da itnâb olduğunda belirsizlik bulunan sözler genellikle. “müsâvât” kavramının kapsamına Ahmet de girdiği hâlde onun özellikle dikkatini çekmek için Bir güzel kız için kullanılan “çiçek”, Divan şiirinde sevgilinin boyunu nitele- mek için d. kinâye e. teşbîh-i mü'ekked. Bir aslan miyav dedi. Minik fare kükredi.   Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri Hayatına giren herkese bir tanem diyorsan sen çokluk ile yokluk arasında ki farkı bilmiyorsun demektir. Bel altında kalsaydı aklımız, ayaklar. Hayat o kadar güzel ki Hakikaten bu sabah saatinde yaşamak güzel şeydi. Her şey güzeldi, taze ve ahenkliydi. Bir gülüşün yumuşaklığıyla insana geliyordu. Kız ifşa twitter Bir dilin söz varlığı yabancı dillerden gelen sözcüklerle zenginleşir. Yabancı dillerden giren sözler, dilin temel sözleriyle yakın anlama sahip olurlar. Bunun.

Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri

  Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri

Kapak Sözler: Her Yerde Kullanabileceğiniz Kapak Niteliğinde Sert Sözler

  Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri  

Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri. İbrahim Tatlıses - Yaş Altmışbeş şarkı sözleri - TR

  Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri  Gamze ozcelik porno blog

Bir güzelki 10 yaşına girince sözleri

Redif divan şiirinin yerli olduğu, başka deyişle yerliyi en iyi bulduğu bir cephesidir. Ana dilin öz lugatından gelenler bir yana memleket coğrafyasından bazı adlar, nehirler, şehirler ona redifin içinden gelirler. Redif onların etrafında bir yığın çağrışım ve duyguyu toplar. Redifin asırlar içinde seyrini tetkik, klasik Türk şiirinin bir tarafı ile daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Divan şiirinin repertuvarındaki yirmi nazım şekli asırlar boyunca her şairin uyduğu hazır çerçeveleri teşkil etmiştir.

Geleneğin belirlediği bu nazım şekilleri dışında şairin daha başka tanıdıkları olmamıştır. Her şair kendi başına şekil arayışlarına gitmeden edebî kültürünün teşekkülünün başından itibaren beraber öğrenmiş bulunduğu bu hazır çerçeveler ile yetinir. Bu nazım şekillerinin bazıları her konunun rastgele işleneceği içi boş çerçeveler durumunda gözükmez.

Nazariyat bu hususta sınırlamalar getirmemişse de bunların kullanılış sahaları bakımından etraflarında teşekkül etmiş itiyatlar vardır. Klasik Fars edebiyatının en eski şairlerinden bu yana bazı nazım şekillerinin belirli konularda kullanılması bir görenek ve alışkanlık yaratmıştır.

Büyük üstatların, daha önce gelmiş şairlerin eserlerinden böyle bir edebî terbiye alındığından, belirli nazım şekillerinin belirli konu ve sahalarda kullanılacağı gibi bir kaide bulunmasa da görenekten gelen bazı tercihler kendini daima hissettirmiştir. Divan şiirinin dışına çıkılamaz, yerlerine başkaları alınamaz nazım şekilleri, çerçeveleri küçükten büyüğe doğru büyüyen bir silsile teşkil eder.

Bu edebiyatta müstakil mısra ve beyitler de bir birim-şekil değerini taşımakla beraber divan şiirinin en küçük nazım şekillerini iki beyitlik manzumeler meydana getirir. Kıta, nazım ve rubâî dört mısralık çerçeveleriyle nazım şekillerinin ilk basamaklarıdır.

Bunlardan sonraki kademede gazel gelir. Hacimce daha büyük nazım şekillerine basamak olan gazel, derli toplu yapısı ile lirik şiir için ideal bir şekil olmuştur. Gazel kendi içinden çıktığından kafiye yapısı onunla aynı olan kaside ile divan şiiri geniş şekillerinden birine yükselir. Kafiyenin beyte tâbi olduğu bu şekillerin yanında kıta esasına dayanan musammatlar ayrı bir grubu temsil eder.

Bu grupta kafiye beyte değil mısraa tâbidir. Musammatların kıtalarında hacim ölçüsü de beyit yerine mısra sayısına göredir. Bütün bu sabit şekillerden başka bir de hacim itibariyle bu iki gruba sokulamayacak mesnevi şekli vardır.

Her beyti, öbür beyitlerinden müstakil olarak kendi içinde kapalı bir daire teşkil eden kafiye yapısı ile mesnevi şekli diğer nazım şekillerinin kafiye yapısı dışında kalır. İki beyitten başlamak şartıyla binlerce beyte kadar yükselebilen mesnevide belli bir hacim sınırı da yoktur. Hepsini geleneğin getirdiği bu nazım şekillerinin teşkil ettiği yelpaze içinde gazel ve kaside divan şiirinde daima en önde yer tutmuş, öteki şekillerden hiçbiri hiçbir devirde bu ikisini gölgede bırakamamıştır.

Tercihler en başta bu ikisine olmuş, ötekiler kapasite ve imkân durumları yönünden onların derecesine ulaşamamıştır. Ancak divan şairi bu yelpazedekilerden sadece bazılarını seçip ötekileri tamamıyla bir tarafa bırakmak gibi bir tutum da göstermemiştir. Bir mecburiyet olmamakla beraber tercihte ağırlık bazılarında olmak üzere mevcudun hepsinde kalem oynatmak divan şairi için bir idealdir.

Mürettep bir divana ulaşmak gayretinde olan her divan şairi bunların hepsinin hakkını vermek, sayısı az da olsa bunların her birinden divanında bir örnek bulundurmak ister.

Her şair mevcut nazım şekillerinin hepsine hâkim olamamış, bazısında gösterdiği başarıyı diğerinde aynı ölçüde ortaya koyamamıştır. Kimisi gazelde ün salmış, kimisi kasideleriyle göz kamaştırmış, biri terkib-bend vadisinde nam yapmış, bir diğeri rubâî üstadı sayılmıştır.

Fakat has şairler bunlardan hangisini ele almış olurlarsa olsunlar, onlarda ortaya koydukları bir seviye vardır. Bütün divan şairlerinde mevcudun içindekiler karşısında seçim ve tercihler daima kendini hissettirir.

Her nazım şeklinin divan şiirinde ayrı bir yeri, teknik taraflarını aşan estetik yönleri bulunmaktadır. Divan şiirini kuran bu nazım şekilleri burada, teknik ayrıntılar ansiklopedinin ilgili maddelerine bırakılarak, divan şiirindeki rolleri, divan şiirine getirdikleri ve estetik mahiyetleri bakımından toplu ve mukayeseli olarak değerlendirilecektir.

Bir Değer Olarak Mısra ve Beyit. Divan şiirinin şekil mimarisinde mısra ve beyit en küçük bir nazım birimini teşkil ettiği gibi tek başlarına da en küçük birer nazım şekli sayılırlar. Batı edebiyatlarında bir şiirin sadece bir parçası durumunda olmaktan ileri geçemeyen mısra ve beyitler, klasik şiirimizde herhangi bir manzume içinde yer almaksızın müstakil bir şiir gibi yazılabilmekle başlı başına bir manzume imiş gibi muamele görmektedirler.

Bir manzumeye tâbi olmayan, onun bir parçası olmak üzere yazılmayan bu kabil mısra ve beyitler hacimce ne kadar küçük olursa olsun kendi başlarına bir bütün teşkil ederler. Bunlar, bir manzumeyi doldurabilecek bir duygu ve hali tek başına ifade edebilecek kesafettedirler. Rastgele söyleyişler, manzumelerden kopuk yahut tamamlanmamış şiir parçaları şeklinde kalmayıp divanlarda bunlara özel bir bölüm ayrılacak kadar yer verilir.

Bunlarda beşerî çapta kuvvetli ruh halleri ve düşünce tesbitleri, okuyanı bir anda saran ustaca söyleyişler çok defa bir vecize kuvvetinde olduğundan onlar gibi bir yaygınlığa erişirler. Divan şiirinin asırlar boyunca zihinlerde yaşayan unutulmaz söyleyişlerini çok defa bunlar taşımıştır.

Ötekilerde beyit nasıl kendi içinde bir bütünlük gösteriyorsa musammatlarda da mısra çok defa aynı vazifeyi görür. Divan şiirinin estetik zihniyeti, mısra ve beyitleri bir bütünün alelâde parçası olarak görmek yerine onlara şiirin içinde bazı değerler tanır ve buna göre isimlendirmelerde bulunur. Beyit ise aynı şekilde vasıflandırıldıktan başka şiirin içindeki estetik fonksiyonuna ve kompozisyon durumuna göre çeşitli adlar kazanır. Manzumede kendi içinde bir bütün teşkil edişi, tek başına bir eser meydana getirecek bir âlem çapında oluşu ile beyit divan şiirinin estetiğine yön verir.

Şair, ayrı bir eser sayarcasına her biri üzerinde tek tek çalıştığı, edebî sanatların ve ifadenin bütün imkânlarını kullanarak işlediği beyte şiirin bütününden daha fazla ehemmiyet vermiş, tek kafiyenin hâkimiyetindeki manzumeyi böyle bir beyit estetiğiyle kurmuştur. Beyit birimine dayanmakla beraber divan şiirinin aynı esastaki diğer nazım şekillerinden, onlardaki gibi belirli bir beyit sayısı ile sınırlanmış sabit bir çerçevesi olmamak, her biri sadece kendi içinde kafiyeli olan beyitleri arasında kafiye bağı bulunmamakla ayrılır.

Beyit sayısı istenildiği kadar arttırılabilen mesnevi en aşağı iki beyitten meydana gelir. Basit yapısına rağmen birtakım yetersiz ve yanlış anlaşılmaya müsait tarifleri yapılmış olan mesneviyi, kafiyece her biri kendi içine kapalı, müstakil bir daire teşkil eden beyitlerin kurduğu ve en aşağı ikiden başlamak şartıyla beyit sayısı sınırsız olan nazım şeklidir diye tarif etmek gerekir.

Kaside ve gazel gibi başından sonuna kadar her beyti tek kafiyede olmadığı, beyitten beyte her geçişte ona uygun bir kafiye bulmak mecburiyeti getirmediği için sağladığı serbestlik ve rahatlık dolayısıyla uzun ve büyük hacimli manzum eserler için vazgeçilmez bir nazım şekli olmuştur. Mesnevi, anlatılması sayfalar tutacak uzun hikâyelerin, öğretici konuların işlendiği, kafiyesine yüzlerce, binlerce eş kelime bulmayı kaldıramayacak geniş çaplı eserler için müracaat edilebilecek tek nazım şeklidir.

Uzun maceraların hikâye edildiği eserlerde devamlı kullanılışı neticesindedir ki mesnevi bir nazım şekli adı olmaktan çıkıp mâna genişlemesiyle edebî nevi belirten bir ad olmuştur. Kaside yerine geçmek üzere mesnevi şeklinde yazılmış methiyelere de rastlanır. Divanlarda seyrek olarak mesnevi şeklinde gazel ve kıta ayarı küçük hacimli şiirler, kısa hikâyelerden ibaret küçük mesnevi parçaları görülürse de gazel yerine geçebilecek kısa manzumeler için tercih edilmemiştir.

Mesnevi nazım şekillerinin en kolayı sayıldığından şairin asıl sanat kudretini ortaya koyduğu kabul edilen kaside, gazel ve musammatlar ayarında tutulmamıştır. Bu şeklin tatbik edildiği, geniş mevzulu büyük ve uzun eserlerde okuyanı yormamak için aruzun kısa kalıpları tercih edilmiştir. Bunlarda İran edebiyatının büyük üstatlar elinden çıkmış eski mesnevilerindeki vezinlerin kullanılması bir gelenek olmuş, değişik bahirde yedi kısa kalıp büyük mesnevilerin esas vezni haline gelmiştir.

Mesnevi, mâna ve kafiyece bütünlük teşkil eden beyitlerden meydana gelmekteyse de bunlar gazeldeki gibi kendi başlarına mütalaa edilebilecek birer âlem olma durumunda değildir.

Mesnevinin her beyti bir fikir silsilesine tâbi olarak birbirlerine bağlı surette konunun akışını paylaşır; biri diğerine, diğeri öbürüne yürümekte olan konuyu taşır; onu adım adım geliştiren bir unsur olur. Başlangıçta Arap edebiyatında mevcut olmayan ve kökü Pehlevî edebiyatına giden mesnevi şekli, İslâmî devrin Fars edebiyatında X. İki Beyitlik Nazım Şekilleri. Beyit sayıları daha da arttırılabilecek olan kıta ve nazım yanında kafiye tertibince onlara benzer, fakat kendilerine mahsus vezinlerle yazıldıklarında rubâî ve tuyuğ ad ve hüviyetini kazanan dört mısralık şekiller, divan şiirinin küçük hacimli nazım şekillerini meydana getirir.

Bilhassa kıtada gazelin esas konusu olan aşk, sevgili ve bâde dışında bir muhteva ağır basar. Bunlar çok defa şairin, hayat ârızaları ile samimi duyuşlarının sosyal mahiyetteki konulara ilgisinin ifadelerini taşırlar. Onun düşünüş ve ilgi alanlarından birtakım ifadeler, daha göze çarpıcı söyleyişler getirmeleri, divanının öbür kısımlarında açığa çıkmamış bazı taraflarını aksettirmeleri bakımından ayrı bir değerleri vardır. Şairin dış ve reel âleme açılışını en fazla bunlar gösterir.

Kıta, ebcedle tarih düşürmede çok uygun bir şekil olarak da benimsenmiştir. İki beyitlik bir çerçevede olmakla beraber çerçevesi aynı olan kıta ve nazımdan sırf hezec bahrinden kendine mahsus vezinlerle yazılabilmek, onlarda olduğu gibi bazı beyitler ilâvesiyle genişletilmesi mümkün olmamak gibi farklarla ayrılır.

Her mısraı istenirse değişik vezinde olmak gibi başka nazım şekillerinden hiçbirine tanınmamış bir imtiyazı vardır. İran edebiyatında Ömer Hayyâm gibi şairler elinde fikir şiiri olma hüviyet ve geleneğini kazanmış olan rubâîde, başlı başına hacimli bir manzume teşkil edebilecek bir düşünceyi öze indirip dört mısra içine sığdırmak esastır. Böyle bir geleneğe sahip olması dolayısıyla rubâîde her şeyden önce fikrî bir derinlik aranır. Hayat ve varlığın mânası, insan kaderi üzerinde felsefî düşünceler, onun özellikle etrafında döndüğü meselelerdendir.

Bazan aşk gibi konulara rastlanması, rubâînin düşünce şiiri olma vasfını gölgeleyememiştir. Her mısraı arasında kuvvetli bir fikir bağı bulunan rubâîde, asıl düşüncenin ona zemin hazırlayıcı ilk iki mısradan sonra üçüncü mısrada verilmesi, son mısrada hükme ve neticeye gidilmesi bir kompozisyon hususiyetidir.

Güç bir nazım tarzı olduğundan diğer nazım şekilleri kadar yaygınlık gösterememiştir. Divanlarda rubâîye az çok yer verilmiş olması, şairin başka vadilerde olduğu kadar bunda da kalem oynatabileceğini göstermek, diğerleri gibi bu şekli de eksik bırakmayarak mürettep bir divan ortaya koyabilmek içindir. Bunlarda fikrî esastan çok başka konulara kayma eğilimi göze çarpar. Rubâîler az olmadıkları takdirde divanlarda gazel gibi kafiye sonundaki harflere göre sıralanırlar.

Yazdığı rubâîler başlı başına bir mecmua teşkil edecek sayıda olan XVII. Bunlarınkilerin arasında, İran geleneğindeki parlak seviyeye yaklaşmış olanlar dikkat çekerler. Divan şiirine ötekilerden bir hayli sonra katılmış bir nazım şekli olan tuyuğ, Âzerî edebiyatı sahasında teşekküle başlayarak Çağatay edebiyatında gelişmesini tamamlamış, ilk zamanlar Osmanlı edebiyatında da kabul ve rağbet görmüştür.

Rubâînin İran halk edebiyatından gelişmiş bir şekil oluşu gibi, tuyuğ da kafiye tertibi ve yapıca arasında bir fark bulunmayan mâninin, on birli hece veznini karşılayacak surette aruza tatbik edilmiş şekli olarak görülmektedir.

Bu görüşü kuvvetlendiren bir taraf da bünyesinde cinaslı kafiyeyi bulundurmasıdır. Tuyuğ hakkında bilgi veren Ali Şîr Nevâî, tuyuğun kafiyelerinin cinaslı olmasına dikkat edildiğini belirttiği gibi tuyuğ üzerinde ondan daha fazla, ondan daha etraflıca duran Bâbür Şah da onun cinaslı kafiye yapısının çeşitlerini gösterdikten başka ayrıca cinassız bir tuyuğ şekline de işaret eder. Nesîmî ve XV. Tuyuğun en fazla 1, 2 ve 4. Tuyuğun mâniler gibi ilk iki, hatta bazan ilk üç mısraı bir düşünce veya duyguya zemin döşeyen, dördüncü mısraı da bir netice veya hükmü ifade eden bir kompozisyon yapısı vardır.

Tuyuğ daha ziyade hikemî ve lirik muhtevalıdır. Kemal Eraslan], Ankara , s. Bâbür Şah bu bilgiye ilâveten Türk hükümdarlarının meclislerinde herkesin sıra ile nağmeli bir şekilde tuyuğ okumasının âdetten olduğunu söyler Aruz Risâlesi [nşr.

Stebleva], Moskva , vr. Rubâî, kıta ve nazımda olduğu gibi tuyuğda da mahlas belirtilmemektedir. Hiç eksilmeyen lirik muhtevası ve bütün divanların merkezini teşkil etmesi bakımından gazel divan şiirinin her iki mânada da kalbidir.

İran edebiyatında olduğu gibi klasik Türk edebiyatının en sevilen bir nazım şekli olma üstünlüğünü taşıyan gazel, bütün estetik unsurları ve mazmunları ile divan edebiyatının şiir anlayışını aksettiren esas temsilcisi durumundadır.

Onun en önde gelen vasfı, bütün divan şairleri tarafından benimsenmiş, en fazla şiirin kendisiyle verilmiş olmasıdır. Kemiyetçe de keyfiyetçe de gazel her devirde divan edebiyatının öteki nazım şekillerinin önünde gelmektedir. Öbürlerinin hiçbiri sayıca ve işlenişçe gazele yaklaşamamıştır. Mevcut şekillerden birini veya birkaçını ihmal etmiş şairlere rastlanabilir, fakat gazel vadisinde hiç şiir yazmamış bir divan şairi görmek mümkün değildir.

Fuzûlî, Nâbî gibi divan üstatları tarafından diğer nazım şekilleri için yapılmadık surette onun ehemmiyet ve faziletlerine dair müstakil manzumeler yazılarak birer estetik değerlendirilme ve methiyesinin yapılması, divan şiirinin gazele tanıdığı müstesna mevkiin bir ifadesidir. Fuzûlî şiir üzerine görüşlerini açıkladığı divan mukaddimesinde gazele başlı başına bir manzume ayırarak onu insan ruhunu ifadeye en açık, şairin şiirdeki sanat derece ve kabiliyetini ortaya koyan, şöhretini yükselten bir şiir vadisi kabul eder.

Nâbî de gazelin duygulara tesir ediciliği, söylenip okunduğu meclislerde nasıl bir zevk uyandırdığı üzerinde durarak psikolojik yönden bir değerlendirmesini yapar. Gazel yazmanın kolay bir şey olmadığı görüşünde birleşen üstat şairler, onu şairliğin ve sanatta başarı üstünlüğünün bir göstergesi kabul etmektedirler.

Bunun için de üstat elinden çıkmış her yeni gazel öbür şairlere bu meydanda boy ölçüşmeye bir davet sayılmıştır. Nazariyatta, gazele dörtten başlayarak on beş beyte kadar çıkan bir çerçeve kabul edilmişse de esas tercih beş ile yedi ve dokuz beyitlik olanlarıdır. Divan şiirinin ilk asırlarında bazı defalar beyit sayısı yirmiden yukarılara çıkan gazel, XVI. Şairden divan şiirinin bütün mazmunlarını, her çeşit hüner ve sanatlarını kesiflik gerektiren bu çerçeveye yerleştirmesi, bunları onun içinde bir gergef gibi işlemesi beklenir.

Rahatça okunup anlaşılması meziyeti yanında okuyan ve dinleyenlerde zevk ve şevk yaratıcı bir tesirde bulunması bilhassa istenir. Dilinin ise zarif ve seçkin kelimelerle nakış işlercesine işlenmesi onda aranan diğer bir estetik yöndür. Osmanlı Şiiri Tarihi, s. Kompozisyon itibariyle gazelde tutulmuş iki yol vardır. En yaygını gazelin her beytinde, kendinden önceki ve sonrakilerle kafiye ve redif dışında bir bağ gözetmeksizin, birbirlerinden ayrı manzumelermiş gibi farklı şeylerden bahsetmek, aralarında ilk bakışta doğrudan doğruya bir ilgi görünmeyen değişik konu ve tasavvurlar işlemektir.

Onun vazgeçilmez sahası kabul edilen âşıkane duyguların şevki, kafiye ve rediflerinin de sevkiyle her beyti başka bir âlem olan gazeller söylemek, böylece her bir beytin getireceği sürprizlerin beklentisinde olmak gazelde çok defa kusur sayılmak yerine zevk verici bir teknik olarak karşılanmış ve mubah görülmüştür. Ancak bu tutum üstatların şiirlerinde bile zaman zaman suistimale uğramış, onlar derecesinde olmayan şairlerin elinde ise müptezelleştirilmiştir. Konu ve fikir münasebeti olmasa da beyitler arasında kafiye ve rediften gelen bir kavram etrafında bir tutarlılık ve âhenk yine de aranır.

Her beytinde başka başka fikir ve tasavvurlardan hareket edilebilen bu şiirde ilgi meselesi ne olursa olsun, bilhassa redifin manzume boyunca bir sabit fikir gibi ısrarlı tekerrürü ile yarattığı hususi bir atmosfer, kendisi etrafında bir toplanış vardır ki ona havasını verdiğinden gazel adını da bu rediften alır; bu redifiyle şöhret bulur.

Türk edebiyatı, şiirde konu ve fikir bütünlüğünü ön planda tutan Batı edebiyatı örneklerini tanıdıktan sonra bu çeşit gazeller divan şiirinin en hırpalanacak bir yönü olarak ele alınmıştır. Divan edebiyatını tenkidi en kolay noktalarından ele alan Nâmık Kemal bu tarafıyla gazeli, içine her şeyin rastgele tıkıldığı bir parça bohçasına benzetir.

Konu bütünlüğü yerine beyitleri arasında sadece kafiye bağlantısı bulunan bu tarz gazel yapısında bütün Şark sanatına hâkim olan estetik anlayış kendini gösterir. Şairin gazel içinde her beyti tek başına alıp ötekilerle bir bağlantı aramaksızın dört başı mâmur sanat işçiliğiyle işlemesinde bütüne değil parçaya ehemmiyet veren Şark estetiği ifadesini bulmuştur.

Bu anlayışta, parçanın bütüne tâbi olarak ve onu inşa eden bir unsur suretinde alınmayıp her parçanın ondan ayrı ve kendi başına düşünülmesi ve işlenmesi esastır. Lâyıkıyla karıştırılmamış divanlar ve eski şiir mecmuaları bu tip gazellerden sayısı azımsanamayacak örnekler saklamaktadır. Şairi bazan konu ve ilgi dışı beyitler yazmaya zorlayan kafiye ve redif, çok defa da konuyu etrafında toplayan bir çağrışım merkezi olmaktadır.

Konuca bütünlüğe, daha çok sevgili ve aşk dışındaki konuların işlendiği gazellerde rastlanır. Bunlarda, zihnini aşk ve sevgiliyle ilgili yığınla mazmunun baskısından uzak tutabilen şair öteki konuları daha bir bütünlük içinde ifade edebilmektedir.

Eski müelliflerce sevgilinin güzelliğiyle aşkın ve içki zevkinin terennümüne mahsus şiir diye tarif edilen, esasen taşıdığı ismin başlangıçtaki kök mânasına uygun olarak âşıkane söyleşmeyi, güzellikleriyle sevgilinin vasfedilişini ifade eden gazel, hep bu dairenin içinde kalmayarak zamanla, belirtilen çeşitten değişik konulara da açılır.

Divan şiirinde gazel kadar akisleri nazîrelerde sürmüş başka bir şiir tarzı görülmemiştir. Gazel, nazîre denilen şiir faaliyetinin merkezi ve esas konusu olmuştur.

Öyle gazeller vardır ki kendisine sadece bir devir değil asırlar boyunca nazîreler söylenegelmiştir. Nazîre demek o gazelin, şiir dünyasının aktüelinde kalması demektir.

Değişik asırlarda tertip edilmiş nazîre mecmualarının gazellerle yüklü manzarası, en fazla nazîre söylenen şiir çeşidinin gazel olduğunun bir ispatıdır. Nazîre bir bakıma, üstüne geniş takdir çekmiş güzel bir gazelin bu güzelliğiyle cevapsız kalmamış, getirdiği davetle kendisine yetişilmek, kendisini aşmak yolunda başlamış bir yarışı ifade eder.

Bu istikamette asırlar sonrasına doğru gidiş, öncelerden başlamış bir ilginin devam üzere kalışını haber verir. Nazîre söylenmesi yolu ile etrafında geniş ve sürekli bir şiir hareketi yaratan gazel, bununla da kalmayarak hemen yazıldığı zamandan başlayıp sonraki asırlara doğru giden bir seyirle, başka şairlerin ortak katılımına imkân veren ve çerçevesini genişleten belirli tekniklerle, içinden başka nazım şekillerinde yeni manzumelerin çıktığı bir merkez olmak gibi sırf kendine mahsus bir imtiyazı vardır.

Böylece şairin gıyabında gazelinden, o zamanın veya sonrasından bir şairin kendi mısraları ile iştirak ettiği ortaklaşa bir şiir çalışmasına gidilmiş olur.

Edebiyatımıza büyük bir incelikle işlenmiş söyleyişleri kazandıran gazel, Türk şiirinin gelişiminde ve yüksek bir sanat seviyesine erişmesinde inkâr edilemez bir tesirde bulunmuştur. Gerek İran gerekse Türk edebiyatında olsun, her ikisinin de kendi halk şiirlerinin nazım geleneğinden kaynaklandığı sanılan müstezad, gazelin değişik bir şekli sayılışı yanında divan şiirinin, üzerlerinde oynama ve değişiklik kabul etmez sabit şekillerinin dışına çıkma yolunda bir adım olarak da değerlendirilmiştir.

Teknik, kafiyeleniş, hatta vezin yönünden birtakım farkları olmakla beraber müstezadın esası, gazel asıl olmak üzere bir manzumenin her mısraı veya beyti sonuna, kullanılan vezninin birinci ve sonuncu cüzleriyle yazılmış birer küçük mısra daha ilâve etmektir.

Manzume bu suretle diğer nazım şekillerinde görülmeyen bir yapıya girerek nöbetleşe bir uzun, bir kısa mısra birbirini takip ede ede yürür. Seyrek olmakla beraber aruzun başka kalıplarında yazılmış müstezadlara da rastlanır. Şems-i Kays gibi edebiyat nazariyecileri tarafından tanınmamış olmasından daha sonraları ortaya çıktığı anlaşılan müstezad, İran edebiyatında ilkin daha ziyade rubâîlerle gerçekleştirilmiş, gazele tatbikine sonraları geçilmiştir.

Klasik Türk şiirinde ise başından beri hep gazelle beraber olmuştur. Gazel dışına çıkılarak başka nazım şekilleriyle birlikte kullanılışına ait örnekler pek sayılı olduğu kadar hepsi de çok sonraki zamanlara aittir. Müstezadlarda ziyade adı verilen ilâve mısraların kafiyeleniş bakımından birkaç farklı çeşidi görülür. Bunlar, ardından geldikleri mısraın kafiyesini aldığı gibi onunkinden başka bir kafiyede de olabilmektedir. Bu halde müstezad büyük mısraları başka, küçük mısraları başka kafiyede bir görünüme girer.

Hepsi bir yan şiir kuran bu ilâve mısraların kafiyelenişi, birbirinden farklı beş ayrı tertip gösteren bir zenginliktedir. Esas mısraa bir yerine çift ziyadenin ilâve edildiği müstezadlar bu nazım şekline başka bir çeşitlilik daha getirir. Müstezadlardan, örneklerine az rastlanmakla beraber beste yapıldığı da görülmektedir.

Şair Aynî ö. Ziyadeleri; başka şairler tarafından mizahî yolda ilâve olunmuş müstezatlara da rastlanılır. Uyumlu ve yerli yerinde söylendiklerinde ardından geldikleri mısraa bir aksisada gibi cevap getiren, ona nüans katan bu ziyadeler manzumede zevkli bir kompozisyon yaratırlar. Bu ilâvelerde, sırf şekil doldurmak endişesiyle şiire bir şey kazandırmayan lüzumsuz bir yama gibi kalan şeyler söylemenin yavanlığına düşmeden, eşlik ettikleri mısralara her defasında tamamlayıcı ve yeni unsurlar katan bu kısa mısralarla onun âdeta gölgesi halinde bir yan şiir örmek çok maharet ve incelik isteyen bir iş olduğundan her şair müstezada el atmadığı gibi onu kullanmış olanlarda da sayısı umumiyetle birkaç taneyi geçmez.

Selim , İzzet Molla ve Pertev başta gelir. Her şairin cesaret edemediği müstezad örnekleri divanlarda birden ikiden öteye gidememektedir. İran edebiyatında da müstezad yaygın bir şekil olamamıştır. Müstezad, vazgeçilmesi mümkün olmayan, bir divanda mutlaka bulunması şart nazım şekilleri arasına giremediğinden müstezadsız divanların sayısı az değildir.

Batı tesiri altında Türk edebiyatının vezinde ve şekilde dar kalıpların dışına çıkmak için arayışlara girdiği Servet-i Fünûn devrinde müstezada bu yolda imkânlar vaad eden bir şekil olarak bakılmış, müstezad vezince ve teknikçe yapılan çeşitli değişikliklerle asıl gelişmesini bu çağda bulmuştur.

Böylece ortaya serbest müstezad denilen, değişiklikten değişikliğe girmiş bir müstezad tipi ortaya çıkmıştır. Yeni devirde müstezaddan bahsedenler, divan şairlerinin kendilerine geleneğin çizdiği şekilci daireyi aşabilmek yolunda bir imkân açmışken müstezadı lâyıkı ile değerlendiremediklerini hayıfla belirtirler. Klasik Türk şiiri, Arap edebiyatında esas konusu sevilen kadın ve bu sevgilinin kabilesiyle terkedip gittiği tabiat köşesinde ondan kalan hâtıralar önünde içlenişler ve çöl hayatından bazı sahneler etrafında teşekkül etmiş olan bu nazım şeklini, daha sonra Fars şiirinde değişik bir yapıya girmiş ve yeni muhitin getirdiği farklı bir muhteva ile zenginleşmiş haliyle almıştır.

Divanlarda baş yeri tutan kaside, isminin de ifade ettiği üzere bir maksadı taşıyan, o maksada yönelik olarak yazılan bir şiir tarzıdır. Bu maksat ise öncelikle övgü yani birine methiyede bulunmaktır.

Tanrı ve Hz. Övgü konusu Tanrı ve Hz. Mahiyet ve gayesi dolayısıyla esas vasfı methiye olduğundan kaside, bir nazım şeklini ifade eden bir ad olmaktan çıkıp zaman zaman methiye kavramı yerine geçmekte ve methiye sözü yerine kullanılmaktadır. Belirli bir kompozisyon şemasına göre muhtelif kısımlardan meydana gelen kaside, içinde çeşitli konuların ele alınabildiği teşbîb nesîb adlı ve tek başına bir manzume olabilecek uzunluktaki hususi giriş kısmı ile divan şiirinin dış âleme en açık bir cephesini meydana getirir.

Çeşitli tabiat levhalarından bahçelere, yeni yapılmış mimari eserlere, at ve savaş tasvirlerine, sosyal hayatın ramazan ve bayram gibi tezahürlerine, nihayet ahlâkî ve felsefî düşüncelere kadar birçok konunun girebildiği bu kısmın muhteviyatına göre kaside çeşitli adlar alır.

Bir makam sahibinin övgüsü için yazılıp sunulan kasidelere, böylece teşbîbde akis bulan yazılma vesile ve zamanlarına göre bahâriyye, nevrûziyye, sayfiyye temmûziyye , hazâniyye, şitâiyye, yahut ramazâniyye, bayramiyye ıydiyye , muharremiyye, sûriyye, cülûsiyye ve övgüsü yapılan şahsiyetin atı veya kılıcı bahis konusu ise rahşiyye, tîgıyye, yahut bir mimari eser vasfediliyorsa dâriyye, savaş veya sulh vesilesiyle yazıldığında cihâdiyye, sulhiyye gibi adlar verilmiştir.

Bundan başka, redifleri de kasidelere kerem, sühan, sünbüliyye, gül, hançer, su kasidesi gibi isimler getirmiştir. Kasideyi isimsiz bırakmamak zihniyet ve arzusu, ona kafiyelerinin son harflerine göre kasîde-i lâmiyye, kasîde-i tâiyye gibi adlandırmalar da verir. Netice olarak türlü mevsimler, dış âlemden birtakım tesbitler, tabiattan görünüşler, savaş ve av sahneleri, saray, kasır, yalı gibi yeni mimari eserler, kendi coğrafyamızdan Edirne, İstanbul gibi şehirler, kasidenin bu methiye öncesi kısımları ile divan şiirinde akislerini bulurlar.

XXXI yapılabilecek en iyi değerlendirmesine kavuşur. Burada kaside, dış âleme yönelik tasvir ve konuları yanı sıra, yapılan övgünün muhatabı bakımından şairin dışına açılan bir muhtevada kalmayıp kendi iç âleminden duygu ve düşünceleri de aksettirir, yer yer lirik ifadelere de bürünebilir. Kasidenin boyut ve sınırı üzerinde eski edebiyat nazariyecileri arasında sürüp giden bir tutarsızlık görülür. Bir nazım şekli olarak gazelin bittiği sınırla kasidenin başladığı nokta birbirini tutmayan beyit sayıları ile gösterilmiş, son bulduğu tavan için de, ortadaki örnekler karşısında hükümsüz kalan birtakım görüşler ileri sürülmüştür.

Gerçekte ise kasidenin uzunluğunu tayin eden esas husus, bu birbirini tutmayan rakamlar değil, tek bir kafiye etrafında uzayıp giden manzumeye şairin kafiye bulma gücü ve söz varlığının müsaade ettiği kafiye yaratma imkânının derecesidir.

Bünyesinde taşıdığı kafiye güçlüğü ve kendisini meydana getiren kısımlar arasındaki idaresi kolay olmayan geniş orkestrasyonu ile kaside, divan şiirinde şairler için kabiliyet ve üstünlüklerini gösterecekleri bir müsabaka sahası sayılmıştır. Sanat yönü yanında kaside divan şairine bir câize kapısı olmuş, sarayların, kibar meclislerinin kapıları ona çok defa kasideleri yolu ile açılmıştır.

Klasik Türk şiirinin büyük ustaları elinde en debdebeli ve muhteşem ifadelerini veren kaside tarzı, methiye ve fahriye kısımlarının taşıdığı çok aşırı mübalağalar dolayısıyla, yeni bir edebiyat zevkinin başladığı devirden günümüze kadar divan şiirinin en şiddetli tenkitlere hedef olan yönünü teşkil etmiştir.

Musammat Şekiller. Beyit esasına dayanan nazım şekillerinden ayrı ve başlı başına başka bir grup teşkil eden musammatlar, divan şiirinde nazmı tek kafiyelilikten çıkaran bir nazım şekilleri dizisidir. Bunlarda manzume, tek kafiyeye bağlı bulunan beyit tertibi yerine her biri kendi içinde kapalı ve diğerlerinden ayrı kafiyede kıtalarla kurulur.

Musammat sisteminde esası, dört mısradan başlayıp on mısraa kadar yükselen kıtalar teşkil eder. Bu gruptaki nazım şekilleri, kendilerini meydana getiren kıtaların her birindeki mısra sayısına göre ayrı ayrı isim almaktadırlar. Bütün musammatlarda mısra sayısı dört ile on arasında olan kıtalarla, bunların son mısralarındaki kafiye etrafında bir toplanış, bir şekilleniş vardır. Son mısraların kafiyesi aynı ve müşterek kalırken kendilerinden önce gelen mısraların, kıtadan kıtaya değişmek üzere ayrı bir kafiyeleniş örgüsü gösterdiği musammatların rolü, şiire kıtalarının sayısı kadar çeşitlenen kafiyeler kazandırmaları, kıtalar içindeki kafiye beraberliğiyle manzumeyi bir kompozisyon bütünlüğüne götürmeleridir.

Musammatlarda, çeşitlerinden hangisi olursa olsun, belirli bir konuya bağlanış bakımından mısralar arası düşünce ve tasavvur münasebeti vardır. Duygu ve düşünceleri gazelden daha geniş bir çerçeveye yayabilmek, sağladığı geniş çerçeveye mukabil kasidedeki kafiye darlığına düşürmemek, özellikle manzumeye daha derli toplu bir hüviyet verebilmek gibi imkânları dolayısıyla musammatlar divan şairlerinin sevdikleri, divanlarında mutlak surette yer vermek istedikleri birer şekil olmuştur.

Bunların içinde murabba, muhammes ve müseddes, divan şiirinin en âhenkli ve zevk okşayıcı şekillerinden sayılmış, şairleri kendilerine heveslendiren başlıca şekilleri teşkil etmiştir. Divan şiirinin önde gelen şairleri musammatlara büyük ilgi göstermişler, musammat şekillerde yazmaktan zevk duymuşlardır.

Bunlar büyük bir orkestrasyon ve derli topluluk gerektirdiğinden, gazel ve kaside kadar harcıâlem olmayışları ve sayıca seçkinlikleriyle de ayrı bir değer ifade etmişlerdir. Musammat şekiller divan şiirinde ayrıca bir şairin, eski olsun çağdaşı olsun başka bir şairin şiirine kendi mısraları ile katılması, kabul edilmiş bir teknikle onun içinde kendisinin de yer alması gibi nazîre söylemeyi andırır, fakat ondan daha ileri ve çok daha güç bir şiir işçiliğine zemin teşkil etmişlerdir.

Bu çalışmada, beğenilmiş bir şiirin ve özellikle gazelin sırasıyla her beyti üzerine diğer bir şair tarafından belirli bir musammat şeklindeki meselâ murabba, muhammes, müseddes bir kıtanın mısra sayısına eşit gelecek surette aynı vezin ve kafiyede mısralar ilâve edilmesiyle, asıl manzumeden çok daha geniş hacimde ve gazeldekinden başka bir kafiye sistemi içinde esas şairin gıyabında müşterek ve yeni bir şiir doğar.

Neticede, ortaya çıkan yeni bir şekil almış manzumede her kıtanın son iki mısraı esas şairin, daha önceki mısralar da o şiiri musammat olarak işleyen şairin olur. Bu müşterek şiirler, ilâve mısraların kıtada meydana getirdiği toplam sayıya göre, musammatın yedi ayrı şeklinden birine tekabül eden isimlerle anılırlar.

Bu usulde, taştir edilmek istenen şiirden alınan beyitlere ilâve edilecek mısralar onların üstüne değil her bir beytin iki mısraı arasına yerleştirilir. Böylece esas alınan şiir, bu ilâve edilen mısralarla beyit tertibinden çıkıp kıta tertibine girer. Her beytin serbest yani kafiyesiz ilk mısraı ile kafiyelenen ilâve mısralar kıtayı kurarken beyitlerin son mısraları da aynı şekilde meydana gelmiş kıtalarla bir kafiye bağı teşkil eder.

Meydana gelen kıtalarda ilâve mısralar beytin ilk mısraı ile ara kafiyeyi, son mısraları da kıtaları birbirine bağlayan ana kafiyeyi kurarlar. Taştîr edebiyatımızda sık rastlanan bir şekil olamamıştır.

Yakın zamanlarda bazı müelliflerin taştîrin yalnız tahmîste yapıldığı, bu ismin tahmîse ait bir ıstılah olduğuna dair iddiaları doğru değildir. Başkası tarafından yazılmış bir şiirden onun beyitleri üzerine kurulu yeni bir manzume çıkarmak, nazîre yapmaktan çok daha ustalık ve şiire hâkimiyet isteyen bir iştir. Meydana getirilen manzumenin şiirin aslı derecesinde kuvvetli olması, ona fikir ve tasavvurca olduğu kadar üslûpça da uygunluk göstermesi gerektiğinden bunda başarılı olmak kolay değildir.

Bu yapılan iş, başkasının gazelini adaptasyon ve özümseme mahsulü bir katılımla geniş hacimde bir manzume çapına yükseltmeye yönelik bir sanat cehdi isteyen, divan şiirinin nazîrelerde olduğu gibi daha mükemmeli, daha güzeli elde etme yolunda bir başka atölye çalışmasıdır.

Bunu yapandan beklenen, öbür şairin şiirine kattıklarının onun elinden çıkmış gibi tabii ve asla uygun düşmesidir. Esasında bir muhammes olmakla beraber kendine mahsus bir vezni oluşu ve ilk kıtasının kafiyelenişindeki fark dolayısıyla onun daha hususi bir şekli sayılır. Her kıtasının ilk dörder mısraı her birinde değişmek üzere kendi içlerinde, beşinci mısraları ise diğer kıtaların beşinci mısraları ile ortaklaşa kafiyelidir.

Birinci kıtanın sonuncu mısraının kendinden önceki mısralarla kafiyelenmemesi, tardiyyeyi muhammesten farklı kılan diğer bir özelliktir. Tardiyye sözü esasında, mesnevilerde araya değişik bir hava getirmek maksadıyla hikâye kahramanlarının ağzından gazel ve murabba şeklinde söylenen manzumelere verilen addır. Bundan dolayı tardiyye başlığı altında gazel, murabba, hatta kıtalara rastlamak mümkündür. Redhouse], İlâveli Lugat-i Osmâniyye , İstanbul , s. Eski edebiyat bilgileri kitaplarında, alelâde bir muhammes nazarıyla bakıldığı için ayrıca bahis konusu edilmeyen bu nazım şekli, XIX.

Bu tesirle Abdülhak Hâmid de Duhter-i Hindû adındaki tiyatro eserinde aynı şekilde bir kahramanına bir tardiyye söyletir. Halil Nihad], İstanbul , s. Kısa vezninden dolayı kısa ibareli mısraları ve oynak kafiyelenişiyle tardiyye zevk okşayan, âhenkli bir nazım şekli olarak kabul edilmiştir.

Arap ve Acem edebiyatlarında görülmeyen bu şekil, divan şiirinde halk edebiyatından gelen bir tesirle doğmuştur. Kıtalarının dördüncü mısraı aynen tekrarlanan mütekerrir murabbaın koşma ve türkü zevkiyle işlenmiş şeklidir.

Bestelenmek gayesiyle yazılan şarkı, XVII. İlk kıtasının değişik tarzlarda kafiyelenişi ve nakaratlarındaki çeşitlilik imkânı bakımından türlü işlenişlere elverişli yapısı itibariyle diğer nazım şekillerinden farklıdır. İlk kıtası çapraz kafiyede olan şarkılarda ikinci mısra, aynı kıta ile diğer bütün kıtaların son mısralarındaki nakaratı meydana getirir. İlk kıtanın ikinci ve dördüncü mısralarının birbiriyle kafiyelenerek ikinci mısradan itibaren teşkil ettiği temel kafiye ile bütün manzumeye hâkim oluşu onun murabbadan ayrılan başlıca tarafıdır.

Yahut birinci dörtlüğün bütün mısraları kafiyece aynı olup son mısra diğer kıtalarda nakarat olarak aynen tekrarlanır. Şarkının bu iki klasik tarzı dışında, kıtaların son mısralarının böyle tekrarlanmayıp sadece birbiriyle müzdevic usülde kafiyeli oluşundan ibaret bir şekli de vardır.

Şarkının bu müzdevic kafiyede ve nakaratsız tipinden başka, kıtaları dörtlük yerine beş ve altı mısralı olanları da görülür. Bunlarda nakarat artık bir mısradan ibaret olmayıp bütünüyle her kıtanın son beyitleri olur. Burada türkünün şekle tesiri çok daha bellidir. Müselles denilen, üç mısralı kıtalarla yazılmış şarkılara da rastlanır. Örnekleri ötekilerden çok daha az olan bu şarkılarda nakaratlar da umumiyetle üç mısralı olmaktadır. Nakarat bazan iki mısralı da olabilir.

Bestelenmek gayesiyle meydana getirilmeleri şarkıların vezin, kompozisyon, dil, üslûp ve muhtevasına kuvvetle tesir etmiştir. Kıtaları beş mısralı şarkılarda meyan dördüncü mısraa, altı mısralık olanlarda ise beşinci mısraa alınır.

Terennüm edilmek için tertip edildiklerinden şarkılar hacimce geniş tutulmamış, üç ile beş kıta arasında olması ile yetinilmiştir. Yalnız okumuş zümreye değil umuma hitap etmeleri, şarkıların dil ve ifade bakımından divan şiirinin diğer şekillerinde olan manzumelerinden ve bestelenmek için yazılmış murabbalarından daha sade olmalarını sağlamıştır.

Bunlarda herkesin kolayca kavrayamayacağı derecede Arapça ve Farsça kelimelerle yüklü ifadelerden hayli uzaklaşılmış, çoğunluğun anlamakta fazla güçlük çekmeyeceği bir dil hâkim olmuştur. Şarkıların yaygınlığı ve sürekliliği halkı onların içindeki bu yabancı kelimelerle âşina kılmış ve onları anlayabilecek bir vokabüler kazanmasına yardım etmiştir.

Şarkılardaki nisbî sadelik yalnız ifadede kalmaz, divan şiirinin yüklü mazmunlarından, edebî süslerinden oldukça uzak kalmış bir tutum da görülür. Şarkıların esas konusu en başta aşktır. Bu aşk gazellerdekine nisbetle daha gerçek duygulara dayanır. Gazellerin tasavvufî yöne çekilebilecek sevgilisi yerine şarkıda gerçeğin içinden gelen bir sevgili vardır.

Sevgilinin kadın hüviyeti burada daha açık hissedilir. Gazellerdeki sevgilinin yalnız cevrinden ve ayrılığından şikâyet şeklindeki ümitsiz ve tek yönlü aşk psikolojisi yerine şarkıda tatlı ıstırapları, ümitleri, visalleri, naz ve ricaları, nedâmetleri, vazgeçişleri, buluşma vaad ve heyecanları, kaçamakları, zevk ve neşeleri gibi türlü halleriyle daha reel ve daha yumuşak bir aşk duygusu hâkim olur.

Aşkın elemli duygularını söylese de şarkının üslûp ve edasında onu yumuşatan bir taraf vardır. Hafif bir hüzün, şen ve şakrak edalar şarkının vasıfları olmuş gibidir. Neden herkesi insan sanıyorsun? Neden herkesi adam yerine koyuyorsun? Bu dünyada çoğu kişi mecburi insandır. Aldırma gidenlere, sevip terk edenlere. Hayat dediğin iki kelime; hoş geldin, güle güle. Senin açtığın yarayı bir başkasıyla kapatmasına kapatırım da, yüreğime adilik yapmamın alemi yok.

Büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp, ben artık kimseyi sevemem deme. Unutma ki, en güzel çiçekler mezarlıklarda yetişir. Bir de soruyor musun? Hem de bildiğin gibi değil. Hani ben kötüyüm ya senin gözünde! Hiç düşünüyor musun acaba sen kaç kuruşluk adamsın, benim gözümde? Kimileri toprak kadar kıymetli, kimileri bir ot kadar değersiz. Herkes bir şekilde yaşıyor işte. Kimileri şerefli, kimileri şerefsiz. Doğru zamanda gelen yanlış insana tanıdığın şansı, yanlış zamanda gelen doğru insana tanımadığın sürece üzülen hep sen olursun!

Buradaki kapak sözler Tumblr, Facebook ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında kullanılıyor. Ayrıca bu kapak sözler kısa ve uzun olmak üzere ikiye ayrılıyor. Adamım diyorsan elini sürdüğün şeylere dikkat et ve sonsuza kadar mutlu edemeyeceğin bir kişiyi küçük bir mutluluk ile meşgul etme. Gülümsemek için kimsenin varlığına ihtiyaç duyma. Aksine kimse yokken sen daha mutlu bir insan olacaksındır. Sabrıma ağır geliyorsun artık.

Zorlama şansını güzel kız. Sen giderken bitirdin beni. Ha çok mu sıkıştım; hiç düşünmem hemen harcarım. Bu dünya senden önce de dönüyor, senden sonrada dönecek. Yani seninle bir şey değişmediği gibi, sensiz de bir şey değişmeyecek. Anladım ki; insanlar; susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki ben istediğim kadar hayatlımdalar.

Göz yumduğum kadar dürüstler ve sustuğum kadar insanlar. Kapatmaya gücünün yetmeyeceği kapıyı ardına kadar açma, açmaya yüzünün yetmeyeceği kapıyı da tamamen kapatma. Ey gözleri için öldüğüm sevgili yar, mevsimin suçu yok ki. Yokluğun çok soğuk o kadar. Bırakacağın eli hiç tutma, tutacağın eli ise hiç bırakma. Sahte sevgilere gül olmaktansa, gerçek sevgilere diken ol.

Bıraktığım yerde kal en iyisi. Şimdi oralara kadar zahmet ettirme beni. Bazı insanlar sadece mazinin karanlığına gömülmeli. Kahpesi lider, kurnazı milyarder, bizim gibiler hep mücadele eder, sana diyeceğim şudur küçüğüm, büyüme bu hayat senide siler. You can tell them your age. Adım Caner Cem Martı, yılında Bartın'da doğdum..

İçerik editörlüğü ve sosyal medya uzmanlığı gibi alanlarda tecrübe sahibiyim, ancak asıl uzmanlık alanım SEO uyumlu makale yazmak.

Uzun süre ara verdiğim eğitimime devam ediyorum. Ayrıca Front-End tasarımlar yapıyorum. Sinema, spor ve tarih gibi konular çok dikkatimi çekiyor. Özellikle sinema tutkunuyum. Yorum yapabilmek için bir ListeList hesabınız olması gerekmektedir.

Aşağıdaki bağlantı ile hemen bir hesap oluşturabilirsiniz. Listelist'e üye ol. Lütfen tekrar giriş yapın. Giriş sayfası yeni bir pencerede açılacaktır. Giriş yaptıktan sonra pencereyi kapatıp bu sayfaya dönebilirsiniz.

ListeList'ten en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler cookies kullanmaktayız. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanmaktadır ve takip eden ziyaretlerinizde siz olduğunuzu bilebilmek, sitenin hangi alanlarını ilgi çekici bulduğunuzu incelemek gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Kullanılması gerekli çerezler tercihlerinizi saklamak ve buna uygun hizmet verebilmek adına her zaman etkin durumdadır.

Eğer bu çerezi kapatırsanız, bu ekranda yapmış olduğunuz tercihleri de saklayamayız. Bu da siteye ger gelişinizde çerezleri etkinleştirip etkinleştirmeme işlemini tekrar yapmanız gerektiği anlamına geliyor.

Yazar: Caner Cem Martı. Kategori: Edebiyat. Share on Facebook Share on Twitter. Paylaş Tweetle Gönder. İlgili İçerikler. Ayazdır Geceler.

Ayez Hanım. Ayrılık Kolay Değil. Ayşem Yeni Version. Baba Bugün Gam Yarı. Bahçede Dal Olaydım. Bana Gerçekleri Söyle. Bari Bari. Başı Belalım. Başıma Vurdunda Deli Ettin Beni. Batan Gün Kana Benziyor. Batsın Bu Dünya. Bayramın Mübarek Ola. Bebeklerin Bebeğidir.

Ben De Bir İnsan Oğluyum. Ben İnsan Değil Miyim? Ben Köylüyüm. Ben Ne Biçim Serseriyim. Ben Ne İnsanlar Gördüm. Bende İnsanım. Bende İsterem. Benim Hayatım. Benim Naylon Tarağım Var. Beterin Beteri Var.

Beyaz Gül Kırmızı Gül. Beyaz Mendil. Bi Tanem. Bile Bile. Biliyem Yar Biliyem. Bir Allahım Var Birde Sen. Bir Dilim Beyaz Peynir. Bir Görüşte Aşık Oldum. Bir Kulum İşte. Bir Kulunu Çok Sevdim. Bir Mumdur. Bir Murada Eremedim.

Bir Oda Yaptırdım. Bir Taş Attım Pencereye. Bir Yıldız Kaydi. Bırak Şu Gurbeti. Bırakın Gitsin. Bitliste Beş Minare. Biz Ne Ayrılıklar Görmüş Adamız. Biz Türküz Biz Kürdüz. Bu Ayrılık Neden Oldu. Bu da Geçer. Bu Dünyada Üç Şey Vardır. Bu Gece. Bu Gelen Abalıdır.

Bu Gün Derdin Yarın Derdin. Bu İşi Anlamadım. Bu Kadar İşkence Günah. Bugün Bayram. Bugün Bize Pir Geldi. Bul Getir. Çağırın Hakkoyu. Cane Cane. Canım Dediklerim. Çay İçinde Adalar. Çıkma Karşıma. Çilli Kız. Çimene Bak Çimene. Çoban Kız. Dağ Adamı. Dağlar Alsın Ağrını. Dağlar Dağlar.

Daldalanım Dalım Yok. Daracık Sokakta. Dediki Nişanlıyam. Derdimi Kimlere Desem. Derdine Yan Tamam Mı? Dere Kenarından Geçtim. Dersini Almış. Dert Sayanım. Dertli Dertli. Doldur Kardaş İçelim. Dönmem Asla. Dönmüyor Geri. Dost Nasihati. Dünya Böyle Kurulmuş. Düşenin Dostu Yoğumuş. Duydunuz Mu. Eli Develi. Eller Kına Gözler Sürme. Ellere Var Bize Yok Mu. Elleri Pamuk Saçları Sarı. Erzurum Dağında.

Eşarbını Yan Bağlama. Eser Rüzgar Deli Deli. Eşik Taşı. Esmerin Adı Oya. Etek Sarı. Evlerinin Önü Boyalı Direk. Eyvah Neye Yarar. Fosforlu Cevriyem. Garip Bir Kuştur. Gel Canım. Gel Gel Kaçma. Gelde Yaşa. Gelme İstemem. Gelmezsen Gelme. Gideceğim Bu Ellerden. Gönlümde Tek Sen Varsın. Gönül Başka Sevecek. Gönül Senin Elinden. Gördükçe Seni Tazelenir Sanki Hayatım. Gözlerim Yaşlı. Gül Ali. Güler Yüze Tatlı Dile. Gülmemiz Gerek. Gülüm Benim. Gülüm Seni Koparmışlar. Gülümse Biraz. Gün Ola Harman Ola.

Güneş Doğmayacak. Güneş Doğmuyor. Gurbet Garipleri.

  Yaş Altmışbeş

Çünkü kimin ne renk olduğunu hala çözemedim. Ezan sesini seviyorum. Çalan müzik susuyor, küfür edilmiyor, içki içen bırakıyor. Yani 3 dakika herkes insan oluyor. Bazı insanların resimlerine bakıyorum, o kadar güzeller ki; hep resimlerde kalsınlar istiyorum. Çünkü karakterler objektife girmiyor. Tamam hiçbir şey bildiğin yok ama bari arada bir de olsa haddini bilsen diyorum. Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not: Dünya beş para etmiyor. Karakter sahibi olmak, kurduğu cümlenin arkasında duran insanlar içindir.

Sana karakter lafı ağır gelir! Karakterim ve tavrımı birbirine karıştırmayınız. Sizler için ağır kapak sözler başlığı altında laf sokucu sözler hazırladık. Bu sözler kapak etme garantili. Bazı insanlar çamaşır suyu gibidir. İnsan yıpratmaktan başka bir işe yaramazlar. Ayaklarımda pranga var diye yanımda şaklabanlık yapıyorsun ya istediğimde prangaları çıkarabileceğimi unutuyorsun. Hayatına giren herkese bir tanem diyorsan sen çokluk ile yokluk arasında ki farkı bilmiyorsun demektir.

Aklını alırdım ama ucuz mal bende alerji yapıyor. Birazdan okuyacağınız sözleri sevgiliniz veya eski sevgiliniz için kullanabilirsiniz.

İşte sevgili için en sert kapak sözler …. Kendine ulaşılmaz görünümü verenler yere düşen parayı almak için neden alçalıyorlar? Canımı yaktın diye gülümsüyorsun ya bekle ağlarken karşında kahkaha atmak için en güzel gülüşümü arıyorum.

Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur. Ben zaman kaybıysam, sen de değer kaybısın. Verdiğim değerlere acıyorum, kendime değer verseydim eğer çok başka biri olurdum.

Yemin ederim senden başkasını sevmem demişti. Sıradaki yemin tükürüp de yalayanlara gelsin. Ne der insanlar? Dünyaya gelsem bir daha, yine seni bulur yine seni severim. Ben gelsem bir daha dünyaya, bırak seni bulmayı yakınından bile geçmem! Beş paralık yüreklerde yaşatmadık biz sevgiyi. Paha biçilemez kılıflarda sakladık en değerlilerimizi… Sen bunu ister anla, istersen anlama. Kapıyı suratına çarpacak bir kansız çıkacak karşına.

Her gördüğüme insan deseydm lügatta canavar diye bir kelime olmazdı. Yüz kere yere düşmüş olayım; başkalarına çelme takan biri olmayacağım. Ben kazanan değil, insan olmak istiyorum.

Bilmeden konuşup, hakkımda yanlış düşüncelere sebebiyet verenler dost değil, dost görünümlü eldir. Dostun iyisi güzel günde değil zor günde belli olur. Herkesin üç kişiliği vardır; ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığıdır.

Hiçbir zaman arkadaş kaybetmezsiniz. Sadece kimlerin gerçek arkadaşlarınız olduğunu keşfedersiniz. Demişsin ya onun gibilerini cebimden çıkarırım diye.

Ben senin gibilerini tespihime dizerim tövbe tövbe diye çekerim. Sen benim adımı bile anamazsın. Bırak dost kalmayı sen benim düşmanım bile olamazsın…. Attığınız ya da atacaklarınız kazıkları saklıyorum, saklıyorum ki gün gelip bana döndüğünüzde sizi ağırlayacak yerim olsun.

Eğer bir beynin olsaydı, tehlikeli olabilirdin. Üzgünüm sana aptal dediğimde duygularını incittim. Gerçekten bildiğini sanıyordum. Elektrik aldığınız kişinin sigortanızı attırmasına izim vermeyin. Fişini çekin, arkasına geçin ve basın tekmeyi. Kadın olmakta ne var diyen erkeğin bacağına yapıştıracaksın sıcak ağdayı, bir çekeceksin bak bir daha diyor mu?

Pardon siz mi demeliydim? Siz kaç yüzlüydünüz? Ben yanlışlıkla hanginizi sevdim? Ömrümüzü yiyerek formda kalan insnalara sesleniyorum: Zıkkımın kökünü yiyin emi! Her kahpeliği sindiremez gönlüm. Vurmayı bilmez, kırmayı bilmez. Kahpeliklere gelmez. Ama kahpelik yapanı da, hiçbir şekilde affetmez! Kaderimiz yazılırken arka fonda Müslüm Gürses mi çalıyordu? Eğitimi sırasında ve yaşamının son yıllarında müezzinlik de yaptı.

İlk plağını doldurmasında ve "Şark Bülbülü" unvanını almasında Mustafa Kemal Atatürk ile Dolmabahçe Sarayı 'ındaki buluşmasının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Sayfaya bağlantılar İlgili değişiklikler Özel sayfalar Kalıcı bağlantı Sayfa bilgisi Bu sayfaya kaynak göster Vikiveri ögesi. Bir kitap oluştur PDF olarak indir Basılmaya uygun görünüm. Wikimedia Commons. Bebeklerin Bebeğidir. Ben De Bir İnsan Oğluyum. Ben İnsan Değil Miyim? Ben Köylüyüm. Ben Ne Biçim Serseriyim. Ben Ne İnsanlar Gördüm.

Bende İnsanım. Bende İsterem. Benim Hayatım. Benim Naylon Tarağım Var. Beterin Beteri Var. Beyaz Gül Kırmızı Gül. Beyaz Mendil. Bi Tanem. Bile Bile. Biliyem Yar Biliyem. Bir Allahım Var Birde Sen. Bir Dilim Beyaz Peynir.

Bir Görüşte Aşık Oldum. Bir Kulum İşte. Bir Kulunu Çok Sevdim. Bir Mumdur. Bir Murada Eremedim. Bir Oda Yaptırdım. Bir Taş Attım Pencereye. Bir Yıldız Kaydi.

Bırak Şu Gurbeti. Bırakın Gitsin. Bitliste Beş Minare. Biz Ne Ayrılıklar Görmüş Adamız. Biz Türküz Biz Kürdüz. Bu Ayrılık Neden Oldu. Bu da Geçer. Bu Dünyada Üç Şey Vardır. Bu Gece. Bu Gelen Abalıdır. Bu Gün Derdin Yarın Derdin. Bu İşi Anlamadım. Bu Kadar İşkence Günah. Bugün Bayram.

Bugün Bize Pir Geldi. Bul Getir. Çağırın Hakkoyu. Cane Cane. Canım Dediklerim. Çay İçinde Adalar. Çıkma Karşıma. Çilli Kız. Çimene Bak Çimene. Çoban Kız. Dağ Adamı.

Dağlar Alsın Ağrını. Dağlar Dağlar. Daldalanım Dalım Yok. Daracık Sokakta. Dediki Nişanlıyam. Derdimi Kimlere Desem. Derdine Yan Tamam Mı? Dere Kenarından Geçtim. Dersini Almış. Dert Sayanım. Dertli Dertli. Doldur Kardaş İçelim. Dönmem Asla. Dönmüyor Geri. Dost Nasihati. Dünya Böyle Kurulmuş. Düşenin Dostu Yoğumuş. Duydunuz Mu. Eli Develi. Eller Kına Gözler Sürme. Ellere Var Bize Yok Mu. Elleri Pamuk Saçları Sarı.

Erzurum Dağında. Eşarbını Yan Bağlama. Eser Rüzgar Deli Deli. Eşik Taşı. Esmerin Adı Oya. Etek Sarı. Evlerinin Önü Boyalı Direk. Eyvah Neye Yarar. Fosforlu Cevriyem. Garip Bir Kuştur. Gel Canım. Gel Gel Kaçma. Gelde Yaşa. Gelme İstemem. Gelmezsen Gelme. Gideceğim Bu Ellerden. Gönlümde Tek Sen Varsın. Gönül Başka Sevecek. Gönül Senin Elinden. Gördükçe Seni Tazelenir Sanki Hayatım.

Gözlerim Yaşlı. Gül Ali. Güler Yüze Tatlı Dile. Gülmemiz Gerek. Gülüm Benim. Gülüm Seni Koparmışlar. Gülümse Biraz. Gün Ola Harman Ola.

Güneş Doğmayacak. Güneş Doğmuyor. Gurbet Garipleri. Gurbet Treni. Hadi Hadi. Hani Gelecektin. Hasret Kaldım. Hayal Mi Oldu. Haydi Söyle. Hayrettin Ağabey. Hele Yar Zalim Yar.

Hepsi Geçer. Hepsi Gerçek. Her Demet. Her Sevgide Bin Ah Ettim. Hesabım Var.